Bir ilacın değeri nedir?
Kutunun üzerindeki fiyat mı?
Ruhsat belgesi mi?
Marka gücü mü?
Yoksa onu mümkün kılan bilgi birikimi mi?
Bu soruyu son günlerde sık sık düşünüyorum.
Çünkü sağlık dünyası sessiz ama köklü bir değişimin içinden geçiyor. Yüzyıllar boyunca tıp bilimi ortalama insan için tedaviler geliştirdi. Ortalama kilodaki, ortalama yaştaki, ortalama özelliklere sahip bir hasta için…
Oysa bugün biliyoruz ki ortalama hasta diye biri yok.
Aynı ilaç, aynı dozda, aynı yaş grubundaki iki kişide bambaşka sonuçlar doğurabiliyor. Bir hastada hayat kurtaran tedavi, başka bir hastada ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Genetik yapı, metabolizma farklılıkları, eşlik eden hastalıklar ve bireysel özellikler tedavinin kaderini belirliyor.
Bu nedenle dünyanın önde gelen sağlık sistemleri artık yeni bir kavramın etrafında şekilleniyor: kişiselleştirilmiş tıp.
Aslında kulağa çok modern geliyor. Oysa bu fikrin özü hiç de yeni değil.
Çünkü kişiye özel tedavi anlayışı, eczacılık mesleğinin hafızasında yüzyıllardır var.
Bir zamanlar her eczanede bulunan laboratuvarlar, yalnızca ilaç hazırlanan odalar değildi. Onlar bilginin ürüne dönüştüğü, eczacının bilimsel kimliğinin görünür olduğu üretim alanlarıydı. Hastanın ihtiyacına göre formül hazırlanır, doz ayarlanır, çözüm üretilirdi.
Sonra dünya değişti.
İlaç endüstrisi büyüdü. Seri üretim sağlık hizmetlerine büyük katkılar sağladı. Milyonlarca insan güvenilir ilaçlara daha kolay ulaşabildi. Ancak bu gelişmenin doğal sonucu olarak eczane laboratuvarları da yavaş yavaş görünmez hale geldi.
Bugün ise tarihin ilginç bir dönüm noktasındayız.
Bilim bizi yeniden bireye götürüyor.
Pediatrik hastalarda uygun doz ihtiyacı, nadir hastalıklar, dermatolojik tedaviler, özel farmasötik formlar ve kişiye özgü uygulamalar nedeniyle sağlık sistemleri yeniden esnek çözümler arıyor.
Tam da bu noktada uzun yıllardır gözden kaçırılan bir gerçek yeniden ortaya çıkıyor:
Bazen bir hastanın ihtiyaç duyduğu çözüm, hazır bir kutunun içinde bulunmuyor.
Geçtiğimiz aylarda Amerika Birleşik Devletleri’nde Menkes hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilaç FDA onayı aldı. Bu gelişme tıp dünyası açısından son derece değerliydi. Ancak dikkat çeken yalnızca bilimsel başarı değildi.
İlacın fiyatı da gündeme oturdu.
Yıllık tedavi maliyetinin bazı hastalarda yüz binlerce doları, hatta bir milyon doları aşabildiği konuşuldu.
Elbette burada amaç ruhsatlı ilaçlarla eczane hazırlamalarını karşılaştırmak değildir. Klinik araştırmaların, kalite sistemlerinin ve ruhsatlandırma süreçlerinin değeri tartışılmaz.
Ancak bu örnek bize başka bir şeyi hatırlatıyor.
Bir ilacın arkasında yalnızca üretim teknolojisi değil, bilgi vardır.
Bazen sağlık sistemlerinin en kıymetli sermayesi dev tesisler değil, insan aklıdır.
Bugün birçok gelişmiş ülke bu nedenle eczane laboratuvarlarını yeniden güçlendiriyor. Almanya’da majistral formüller ulusal standartlarla destekleniyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde dermatolojik ve kişiselleştirilmiş tedaviler yeniden sağlık politikalarının gündemine giriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde eczane hazırlamalarına ilişkin kalite standartları güncelleniyor.
Çünkü artık mesele yalnızca ilaç üretmek değil.
Mesele, ihtiyaç duyulan anda doğru çözümü üretebilmek.
Türkiye açısından bakıldığında ise bu dönüşüm önemli bir fırsat sunuyor.
Ülkemiz güçlü bir eczacılık geleneğine sahip. Yetişmiş insan kaynağına sahip. Üniversiteleri, meslek örgütleri ve sahada görev yapan binlerce deneyimli eczacısıyla ciddi bir birikim taşıyor.
Ancak bu potansiyelin sürdürülebilir olması için yeni bir vizyona ihtiyaç var.
Eczane laboratuvarlarını geçmişin nostaljik köşeleri olarak görmek yerine, geleceğin sağlık altyapısının bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü sağlık sistemlerinin gücü yalnızca sahip oldukları bütçeyle ölçülmez.
Beklenmeyen ihtiyaçlara ne kadar hızlı yanıt verebildikleriyle de ölçülür.
Pandemi yıllarında bunu hep birlikte gördük. Tedarik zincirlerinin kırılganlığını gördük. Standart çözümlerin her zaman yeterli olmadığını gördük. Bilimsel bilgiye dayalı yerel üretim kapasitesinin ne kadar önemli olduğunu gördük.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Yirmi birinci yüzyılın kişiselleştirilmiş tıp çağında, hastaya özel çözüm üretme yetkinliğine sahip eczacılık neden daha görünür olmasın?
Çünkü geleceğin sağlık sistemleri yalnızca yeni moleküller keşfeden sistemler olmayacak.
Aynı zamanda mevcut bilgi ve teknolojiyi her hasta için en doğru biçimde kullanabilen sistemler olacak.
Ve belki de o geleceğin önemli bir kısmı, yıllardır sessizce varlığını sürdüren eczane laboratuvarlarında şekillenecek.
Bir ilacın gerçek değeri bazen fiyat etiketinde değil, onu mümkün kılan bilimsel akılda saklıdır.

