Türk Eczacıları Birliği Genel Sekreteri Uzm. Ecz. Taner Ercanlı ile eczacılığın yapısal sorunlarını ve kaçınılmaz dönüşümünü konuştuk.
Bilimsel eczacılığın 187. yılını kutladığımız bugünlerde, 14 Mayıs Eczacılık Günü sizin için ne ifade ediyor?
Bilimsel eczacılığın 187 yıllık geçmişi, aslında mesleğimizin en büyük gücü. Bu kadar köklü bir geçmişe sahip olmak, sadece bir tarihsel birikim değil; aynı zamanda bugün karşılaştığımız sorunlara yaklaşımımızda da bize yön veren bir rehber.
Benim için 14 Mayıs, yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda mesleğin geldiği noktayı değerlendirdiğimiz, geleceğe dair hedeflerimizi yeniden hatırladığımız bir gün. Bu yönüyle “eczacılık bayramı” ifadesini özellikle kullanıyorum.
Elbette sorunlarımız var. Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Bu sorunlar yalnızca bugüne ait değil. Geçmişte de vardı, bugün de var ve gelecekte de olacak. Tıpkı insanlık tarihinde hastalıkların değişerek varlığını sürdürmesi gibi… Önemli olan, bu sorunları çözme iradesini ve kapasitesini koruyabilmek. Bu noktada en büyük gücümüz, bilim ve mesleki birikimimiz.
“En büyük sorun: Eczacı ile meslek örgütü arasındaki kopukluk”
Göreve yaklaşık 6 ay önce geldiniz. Devraldığınız tabloda en acil gördüğünüz sorun neydi?
Sahada yaptığımız gözlemler ve birebir temaslar bize çok net bir şeyi gösterdi: Eczacı ile meslek örgütü arasında ciddi bir iletişim eksikliği var.
Eczacılar, özellikle birlik düzeyinde kendilerini yeterince ifade edemediklerini, yönetime erişimlerinin sınırlı olduğunu düşünüyorlar. Oysa odalarla ilişkilerde bu kopukluk daha az. Bu da bize, özellikle merkez ile taban arasındaki bağın yeniden kurulması gerektiğini gösterdi.
Bu nedenle ilk önceliğimiz, iletişimi güçlendirmek oldu. Daha fazla sahaya inmek, eczacıları dinlemek ve çözüm süreçlerine onları dahil etmek… Çünkü bir sorunu birlikte sahiplenirseniz, çözümü de birlikte üretirsiniz.
Eczacılığın geleceğinde nasıl bir dönüşüm öngörüyorsunuz?
Bugün eczacılık, özellikle toplum gözünde hâlâ büyük ölçüde ilacın temin edildiği bir nokta olarak algılanıyor. Bu algının değişmesi gerekiyor.
Dünya örneklerine baktığımızda eczacının rolü çok daha geniş. Artık eczacı, birinci basamak sağlık hizmetlerinin aktif bir sunucusu olarak konumlanıyor. Biz de bu dönüşümün Türkiye’de gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Eczacının rolü;
Kronik hastalık takibi,
Hasta danışmanlığı,
Aşılama,
Koruyucu sağlık hizmetleri
gibi alanları kapsayacak şekilde genişlemeli.
Ayrıca “One Health” yaklaşımıyla eczacının rolü yalnızca insan sağlığıyla sınırlı değil. Çevre sağlığı ve hayvan sağlığı da bu bütünün bir parçası. Gelecekte eczacının bu alanlarda da daha aktif rol alacağını öngörüyoruz.

“Eczacı, ilacın dağıtıcısı değil; sağlığın danışmanıdır.”
Eczacıyı vazgeçilmez kılacak model ne? Eczacıyı sistem içinde vazgeçilmez hale getirmek için ne yapılmalı?
Bugün açık bir gerçek var: Kamu için vazgeçilmez olan şey ilaç, eczacı değil. Bizim bunu değiştirmemiz gerekiyor.
Eczacı, ancak sunduğu hizmetlerle vazgeçilmez hale gelir. Eğer hasta eczaneye geldiğinde;
Kullandığı ilaçların etkileşimlerini öğrenebiliyorsa,
Kronik hastalıklarıyla ilgili takip alabiliyorsa,
Kişisel sağlık verileri değerlendiriliyorsa,
işte o zaman eczacı gerçek anlamda bir sağlık danışmanı olur.
Bunun üzerine bir de kişiye özel ilaç üretimi, yani majistral uygulamalar eklendiğinde eczacının değeri çok daha artar. Artık dünyada bu alan bile dönüşüyor. 3D yazıcılarla ilaç üretimi gündemde. Yani eczacılık, teknolojiyle birlikte yeniden şekilleniyor.
Dijitalleşme ve yapay zekâ çağında TEB’in yol haritası ne olacak?
Teknolojinin karşısında değiliz. Ancak kontrolsüz ve etik sınırları belirlenmemiş bir dijitalleşme, özellikle sağlık alanında ciddi riskler barındırır.
Yapay zekâ, verilerle çalışır. Ama hastayı tanımak, onun yaşam koşullarını anlamak, davranışlarını analiz etmek gibi unsurlar hâlâ insan faktörüne bağlıdır.
Bugün insanlar internetten veya yapay zekâdan aldıkları bilgilerle ilaç kullanabiliyor. Bu çok ciddi riskler doğurabiliyor. Çünkü bilgi var ama bağlam yok. Bu nedenle bizim yaklaşımımız net: Dijitalleşme olacak ama eczacının rehberliği ile olacak, etik kurallar çerçevesinde olacak.
“Teknoloji rehber olabilir, ama karar verici asla tek başına olmamalı.”
Genç eczacıların işsizlik ve düşük gelir sorununa yönelik projeler olacak mı? Yeni mezun bir eczacı bugün size neden umut bağlamalı?
Genç eczacıların yaşadığı sıkıntıları görmezden gelmek mümkün değil. Kontrolsüz açılan fakülteler, artan mezun sayısı ve sınırlı istihdam alanları ciddi bir baskı oluşturuyor.
Ancak burada temel sorun, eczacılığın tek bir alana indirgenmiş olması: serbest eczacılık.
Oysa dünya örneklerine baktığımızda;
Hastane eczacılığı,
Klinik eczacılık,
İlaç sanayi,
Araştırma alanları… çok daha geniş istihdam alanları sunuyor.
Türkiye’de bu alanların yeterince planlanmamış olması, gençleri tek bir seçeneğe mahkûm ediyor.
Ama ben yine de umutluyum. Çünkü eczacılık mesleği dönüşüyor. Bu dönüşüme uyum sağlayan, kendini geliştiren ve farklı alanlara yönelen gençler için ciddi fırsatlar var.
Son olarak; meslektaşlarınıza 14 Mayıs mesajınız nedir?
Mesleğimizin geleceği de çözümü de biziz. Başkalarından çözüm bekleyerek ilerleyemeyiz.
Eğer birlikte hareket edersek, ortak akılla ilerlersek, bu mesleği çok daha güçlü bir noktaya taşıyabiliriz.
187 yıllık bir geçmişe sahibiz. Bu büyük bir avantaj. Bu birikimi, çağın gereklilikleriyle birleştirerek eczacılığı hak ettiği noktaya ulaştıracağımıza inanıyorum.
Nice 14 Mayıslara…

