Bu siteyi kullanarak Gizlilik Politikası ve Çerezler'nı ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
Arayın
Entertainment
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi - Tüm hakları saklıdır.
Okunan: BİR ÖĞRETMEN OLARAK ECZANE II
Giriş yapın
Bildirimler Daha göster
Font büyütücüAa
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Font büyütücüAa
Arayın
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Röportajlar
  • Yazarlar
  • Dergilik
  • İletişim
Zaten hesabınız var mı? Giriş yapın
Takip edin
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi. Tüm hakları saklıdır.
Eczacı Dergisi > Yazılar > Yazarlar > BİR ÖĞRETMEN OLARAK ECZANE II
Yazarlar

BİR ÖĞRETMEN OLARAK ECZANE II

Uzm. Ecz. Sinem Güngör Bayar
Yazar Uzm. Ecz. Sinem Güngör Bayar
23 Mayıs 2026
Yazarlar

Eczaneden öğrenilen hayat dersleri Vol II

-“Nasılsınız, iyi misiniz?” birçok kapıyı açar. Küçük konuşmalardan kaçan, gereksiz bulan birçok insan tanıyorum. “Sesini duymak için aradım”; bir bağ kurma biçimi, çok kolay, herkes yapabilir ve çok iyi geliyor. Hepimize iyi geliyor. Küçük konuşmalardan büyük işler, büyük fırsatlar, büyük arkadaşlıklar ve dostluklar doğabilir. Tek bir cümleyi esirgediğimiz için, ödüllerinden de mahrum kalıyoruz. Insan, sosyal bir varlık ve diğer insanların iş birliğinden ve dostluğundan hem mutluluk hem başarı elde ediyor. Eczane işi de sosyal zekâ gerektiren bir iş. Lütfen bu küçük adımları küçümsemeyelim.

-Bu dünyada insan sayısı kadar haklı var. Haklılık mücadelesi çok saçma bir mücadele, başı ve sonu yok, anlayanı da yok. Kimi dinleseniz o haklı. Hatta hepimiz, tüm dünyadaki insanlar birleşelim; bir insanın neden haklı olduğunu anlamaya çalışalım; anlayamayabiliriz. Garantisi olmayan, kesinliği olmayan hatta çoğu zaman bir kazancı da olmayan bir kavram haklılık. Fazla takılmamak lazım. Psikologların ilk sorularından biri; haklı mı olmak istiyorsun, mutlu mu? Haklılık mücadelesi gündeminizde ise hemen çöpe atın hemen. Daha önemli şeyler var.

-Eczanede neşeli bir insan şart. Eczane dediğimiz işyeri doğası gereği, hasta, yaşlı ve derdi olan insanlarla haşır neşir olduğumuz bir yapı. Sabahın erken saatlerinde full enerji ve neşeyle gelsek bile öğleye kadar pil tükeniyor hayırlısıyla. Eczacılık mesleği de yapısı gereği, tertip, düzen, ciddiyet ve resmiyet gerektiren bir meslek. Yani eczacınınhem kendi özellikleri gereği hem de maruz kaldığı enerji gereği, bir süre sonra tükenmişlik sendromu
kaçınılmaz oluyor. Hayat bu kadar ciddiyet ve dertlenme için çok kısa. Reçete ve ilaç konusunda çok bilgili olmasa da sadece ortamı duygusal olarak dengede tutmak için, çalışma ortamımızda neşeli insanlar olmalı. Biz ciddi, iş ciddi; bir yerden sonra çekilmez oluyor gerçekten. Neşeli insanların değerini bilelim, onlar insanlık için hazine…

-Reddedilmek iş hayatının bir parçasıdır. Tıpkı başarısızlığın da başarının ayrılmaz bir parçası olması gibi. İnsanlar her zaman beklediğimiz ve istediğimiz tepkileri vermeyecekler, ne kadar iyilik yapmış olursak olalım bir yerde beğenmeyecekler, arkamızdan konuşacaklar, işler yolunda gitmeyecek, her istediğimiz olmayacak. Biraz sakin kalalım ve reddedilmenin dünyanın sonu olmadığını anlayalım.

-Kutlama önemlidir. Bir özel gün, bir başarı kutlanmıyorsa, yokmuş gibi oluyor. Kutlama yapmaya ihtiyacımız var, hayatın tadı için. Bir hedef tuttuğunda, bir doğum gününde, milli ve dini bayramlarda, bulduğumuz her fırsatta etrafı süsleyelim ve kutlama yapalım derim. Kutlama olan günlerde güzel giyinmek, özenmek; milli bayramlarda etrafı bayraklarla donatmak ve bir tık resmi giyinmek, rozetlerimizi yakamıza iliştirmek, küçük kutlama ve teşekkür mesajları, gülümseyen yüzler ve çekilen fotoğraflar,enerjimizi yükseltir ve bereketi hayatımıza da yansır. Kutlama yapmak ihtiyaçtır.

– Rekabet değil özgünlük peşinde koşalım. Kendi değerimizi bulmak, ilmek ilmek inşa etmek, bir başkası ne yapıyor diye etrafa bakmaktan çok daha iyi ve de kolay. Hiç başkasına bakarken başarılı ya da mutlu olduğunuz oldu mu? Mümkün değil. Kendimden sorumluyum ve kendimi gerçekleştirmekten. Özgünlüğümü, farklılığımı, azmimi ortaya koymaktan sorumluyum. Rekabet çoğu zaman iyi gelmiyor insanlara, hele kadınlara hiç iyi gelmiyor. Yarışmak, kıyaslamak, rekabet etmek belki geçen yüzyılın başarı kodlarıydı. Artık değil. Artık içe dönüp kendimizi bulma zamanı.

-Sağır olamıyorsanız bir kulağınızdan girsin öbüründen çıksın. Herkesin her dediğine bakacaksak işimiz var. İnsanlar hakkımızda konuşur. İnsanlar başkaları hakkında konuşur, yalan söyler ve hikayeler uydurur. Bir deney vardı, bir grup yetişkine bir paragraf yazı okuyorlar, sonunda dinleyenlere soruyorlar, her biri başka bir şey anlamış oluyor, her biri başka bir şeyden söz ediyor. Yani insanlar kötü niyetli olmasa bile, sadece kendi filtresi ile dinlediği için başka şeyler anlıyor. “Homo Sapiens” kitabında Harari, dedikodunun insanların iş birliği kurmasında
çok faydalı olduğundan bahsetmişti. Ana fikri de şu; kim iş birliğine yatkın kim değil, bunu anlamak için dedikoduyu icad etmiş insanoğlu. Gelgelelim, beşer şaşar. Burada dedikoduyu savunacak değilim, inkâr da edemem, hayatın bir gerçeği. Sadece buralara takılıp hayatı kendinize zindan etmeyin diyebilirim o kadar.

-Eylem adamı düşünce adamından iyidir. Harekete geçen kazanır. Nokta.

-Zorla güzellik olmaz. Çağırmadılarsa gitmem. Son anda çağırdılarsa gitmem. Bana söylemedilerse sormam. Ulaşamıyorsam ikiden fazla aramam. Dünya ile kurduğum ilişkinin temelinde kendime saygım var, böyle rahat ediyorum. Böyle bir alt yapı yerleşince hem işte hem özel hayatta huzurlu hissediyorum.

-Kaos her zaman olacak, dost ol. Her gün üzülecek, stres yapacak, dert edecek bir şey çıkabilir. Bizim kontrolü çoğaltmak değil de belirsizliğe verdiğimiz cevapların repertuarını arttırmamız gerek sanki. Geleni geldiği gibi kabul edip, hayırlısı böyleymiş deyip, bir şekilde çözüm bulup, aradaki acı ile başa çıkıp yaşamaya devam.

-Defter kullanmayı öğrenmek, işte bütün mesele bu. Bir arkadaşımın hata defteri vardı eczanesinde. Daha sonra ben de hataları yazmaya başladım. Yapılan hataları sadece not almak bile, o kadar çok şey öğretti ki anlatamam. Yazmak hayatla, işle, güçle güzel bir ilişki sağlıyor. Nerde hata yaptık, ne istiyoruz, nereye gidiyoruz, nasıl olsa daha iyi olabilirdi, en ideal versiyonu nasıl tarif edebiliriz ve bunlar gibi “yazma” eylemleri katalım günümüze. Bir de ajanda kullanmak var. Eczaneye aldığım günlük ve haftalık ajandaları kullanmayı personele öğretmekte çok zorlanıyorum. Belki istemiyorlar belki sevmiyorlar. Biliyorum telefon ve bilgisayar üzerinden birçok işi hallediyoruz ama ben kalem kullandığım, eski usul ajanda ve takvim kullanarak da çok verimliyim ve mutluyum. Zamanı yönetmek eşittir hayatı yönetmek. Ajanda kullanımı okullarımızda ders olarak okutulmalı.

-Para mutluluğu değil özgürlüğü satın alır. Özgürlük ile mutluluğu karıştırıyoruz bence. Bir işe istediğimiz saatte gitmek, istediklerimizle çalışmak, istediğimize hizmet vermek gibi seçimler özgürlüktür evet, ama mutluluğu garanti etmez. Mutluluk daha ötede bir yerde bir seçim düsturu ile bizi bekliyor. Para kazandık ve istediğimizi yaptık diye orada bizi hazır beklemiyor, onun için biraz daha emek vermek lazım. Para kazanarak özgürlüğümüzü alırız, sonra da mutluluğu seçebiliriz ya da seçmeyebiliriz. Birçok motivasyon içeriğinde karşılaşacağınız üzere; “bir fincan kahve ile mutlu olamıyorsanız bir yat ile de mutlu olamazsınız”

-Her sabah işe giderken içimizde bir “anlam” olmalı. O anlam olmaksızın para tek başına tatmin etmiyor. Para insana tüketmeyi, istediğimiz saatte işe gitmeyi, istediğimizi satın almayı, istemediğimiz yerde kalmamayı falan sağlayabilir. Ama anlamı veremez. O anlam daha derinlerde bizim onu bulmamızı bekler. Bir eczanede insanlara çözüm üretmek ve buna vesile olduğunu hissetmek bir anlamdır mesela. Daha çok insana dokunduğunu hissetmek de. Nihayetinde şifayı temsil etmek de bir anlamdır, o şifayı ulaştırırken tanıdığım her insana değer kattığımı bilmek de.

-Saygı duymak ve saygı göstermek aynı değildir. Her zaman saygı duyamayız ama her zaman saygı göstermek durumundayızdır. İnsan ilişkilerinde sevgiden ve güvenden önce geliyor saygı, en başta ve en önde olması gerekiyor. Bazıları bu saygıyı hak edebilir ya da kendi eliyle itebilir, artık ona yapacak bir şey yok, kendi bileceği iş. Biz önce saygı göstermekten sorumluyuz, saygı duymaktan değil.

-Hayatımızı asıl değiştiren büyük kararlar değil; günlük küçük kararlar. Taşı delen suyun kuvveti değil sürekliliği. Günlük küçük eylemler birikerek çok daha büyük ve anlamlı bir şeye dönüşüyor nihayetinde. Barış Özcan bir videosunda her gün bir şeyi %1 iyileştirmenin, yıl sonunda 37 kat iyileşme sağladığından bahsetmişti. Odaklanmamız gereken şey bugün, şu an, en küçük ve sürdürülebilir adımla ne yapabileceğimiz. Ya da bize faydası olmayan hangi unsurdan vazgeçebileceğimiz.

-Düzen ve tertip sandığımızdan daha önemlidir. Özellikle bizim işimizde bir takıntıdan fazlasıdır düzen ve tertip. Stoğu bilmek için, yeni siparişi verebilmek için, olanı yönetmek ve eritmek için, dağınıklıktan kaynaklı kayıpları engellemek için gereklidir düzen. Son kullanma tarihleri uzak olanların en arkaya dizilmesi, aynı etken madde ve aynı miligramların bir arada olması, her akşam o rafların ve stok deponun düzenlenmesi; bütün bunların öneminin eczanenin en önemli gerçeği olması…. Velhasıl dağınık insanla olmaz bizim işte.

-Birkaç adım geri gidersen, daha hızlı koşabilirsin. Ne zaman koşacak olsak, refleks olarak geri geri gider, öyle başlarız koşmaya. Bazen bir hayatta kalma yöntemidir durmak ve geriye gitmek. Belki de mehter marşının bir bildiği vardı hayat dair.

-Az konuşup çok dinlemek iyidir. Bir tane ağız iki tane kulak verilmiş. Çok konuşanı dinlemek zordur, saygı duymak da. Çok konuşmak bir şekilde insanın saygınlığını bitiriyor bence. Çok konuşan birine mi daha çok inanır güvenirsiniz az konuşan birine mi? Çok konuşan insanla mı daha kolay geçinirsiniz az konuşan insanla mı? Çok konuşan birinin mi işinde iyi olduğunu düşünürsünüz, az konuşan birinin mi? Sadece soruyorum.

-Her ilişkide mesafe iyidir. Hem bizi hem diğerlerini koruyan bir sınır, ne güzel bir şey. Mesafe varsa huzur var, mesafe varsa saygı var. Aklıma Serdar Ortaç’ın 2006 yılında çıkardığı o şarkı geldi, konudan bağımsız, gerçekten güzeldi.

-İstenmeden öneride bulunmak eleştirmek demektir. Kimseyi eleştirmek haddimize değil. Bu yanınızda çalışan biri, komşunuz, arkadaşınız ya da tüketiciniz olabilir. Birine o istemeden öneride bulunmanın çok incitici bir tavır olduğunu belirtmek isterim. (İnsan sağlığının söz konusu olduğu durumlar hariç). Bir iş yapış biçimi, bir tavır, bir alışveriş, bir dış görünüş tavsiyesi, konu ne olursa olsun; öneride bulunmak muhatabını temelde aşağıda gören bir tavır. Sorarsa söylerim. Bazen sorarsa bile söylemem.

-Yürürken arkana bakmayacaksın. Araç kullanırken arada arkaya bakmak gerekiyor kabul ediyorum, bir güvenlik meselesi bu. Ama yürürken arkaya bakmak güvenlikten çok yolu sabote etmek gibi. Konsantrasyonu bozan, dikkati dağıtan, kafa karıştıran bir eylem gibi. Elbette etrafımıza bakabiliriz, gözlemleyebiliriz ama başımız dik olmalıdır, gözler karşıya bakmalıdır.

Yürümek metaforu bizim kendi yolumuzu, eczanede bir günümüzü, mesaimizi, kariyer yolculuğumuzu, hedeflerimizi temsil edebilir, yürümek her olasılığa uygun bir metafor.

Bir karar vermişsen vermişsindir, çok da sorgulamaya gerek yok, o zaman için en doğrusu o imiş, öylesi denk gelmiş, öyle uygun görmüşsün, öyle olmuş.

Yürürken arkana bakmayacaksın.
Hatta nerdeyse hiç,
Arkana bakmayacaksın dostum.

BİYOTEKNOLOJİK İLAÇ DOSYASI: İPİLİMUMAB
AMBROKSOL
KARNİVOR DİYETİ HAKKINDAKİ GERÇEKLİKLER
CİLTTE KOENZİM Q10 ETKİSİ
MEKSİKA’NIN KUTSAL MANTARLARININ SIRRI
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Eposta Linki kopyala Yazdırın
Önceki yazı ECZACI DERNEKLERİNİN MESLEKİ GÜCÜ: ÖZELLİKLE MAJİSTRAL ECZACILARI DERNEĞİ ÜZERİNDEN BİR DEĞERLENDİRME
Yorum yapılmamış Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni eklenen haberler

ECZACI DERNEKLERİNİN MESLEKİ GÜCÜ: ÖZELLİKLE MAJİSTRAL ECZACILARI DERNEĞİ ÜZERİNDEN BİR DEĞERLENDİRME
Yazarlar
23 Mayıs 2026
BAĞIRSAK SAĞLIĞININ KRDİYOVASKÜLER HASTALIK RİSKİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Yazarlar
22 Mayıs 2026
MASA İLE KASA
Yazarlar
22 Mayıs 2026
PİROTİNİB
Yazarlar
22 Mayıs 2026
Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesinde Yapılan Düzenlemeler Hakkında Duyuru Yayımlandı
Haberler
21 Mayıs 2026

Eczacı Dergisi Kurumsal

İmtiyaz Sahibi: Meral Günay Öztürk
Yayıncı Kuruluş: Novi Medya Merkezi İletişim ve Yayıncılık A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Çetin Öztürk
Grafik Tasarım: Filiz Erdem
Editör: Songül Türe
Pazarlama Yönetmeni: Kübra Yeşildirek
Dijital Pazarlama Yönetmeni: Tuğba Taylan

Gizlilik ve Çerez Politikası | KVKK Aydınlatma Metni | Kullanıcı Sözleşmesi

İletişim Bilgileri

A: Eski Büyükdere Caddesi
Maslak İş Merkezi No:37 Kat: 5
Maslak/İstanbul
T: (0212) 256 67 67
F: (0212) 256 34 33
E: eczaci@eczacidergisi.com

Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Takip edin
© 2024 Eczacı Dergisi - Web sayfalarında yer alan tüm bilgi, döküman, fotoğraf, video, görüntü, metin, vb. herhangi bir içerik izin alınmadan kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
Hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Username or Email Address
Password

Şifre hatırlatma