Gıda takviyeleri artık sadece vitamin veya mineral değil; arkasında titizlikle yürütülen analizler, GMP sertifikalı üretim süreçleri ve bilimsel araştırmalar var. AKSUVİTAL Kalite Kontrol Müdürü ve GMP Baş Denetçisi Şebnem Öztürk, takviye ürünlerin görünmeyen yüzünü anlatıyor; eczacıların bu süreçteki kritik rolüne ve tüketicinin bilinçli tercih yapmasının önemine dikkat çekiyor.
Gıda takviyesi denilince çoğu kişinin aklına sadece vitamin ve mineraller geliyor. Ancak bu ürünlerin arkasında nasıl bir sistem var? Gıda takviyesinin ilaçlardan farkı ne?
Aslında gıda takviyesi üretimi, birçok açıdan farmasötik ürünlere yani ilaçlara oldukça benzer bir süreçtir. Evet, ilaç statüsünde değiller ama bu, daha az kontrollü üretildikleri anlamına gelmez. Aksine; kaliteli ve güvenilir bir gıda takviyesi üretmek için en az ilaç üretimi kadar disiplinli ve kontrollü bir süreç gerekir.
Üretim, GMP (İyi Üretim Uygulamaları) sertifikasına sahip tesislerde yapılmalı. Bu sertifika, üretim ortamının hijyenik, kontrol altında ve izlenebilir olduğunun garantisini gösterir. Çünkü bu sertifika o üretim yerinin oldukça sıkı denetimlerden geçtiğini ispatlar. Bir gıda takviyesi üretim süreci, hammadde analizi ile başlar, ürünün üretimi boyunca da çeşitli kontrollere tabi tutulur. Ürün daha tüketiciyle buluşmadan önce onlarca kalite kontrol aşamasından geçer.
Bu noktada eczacılara büyük sorumluluk düşüyor. Çünkü tüketici genellikle ilk olarak eczaneye danışıyor. Eczacı hem etiketi hem ruhsat durumunu okuyabiliyor, hangi üretim koşullarının güvenli olduğunu ayırt edebiliyor. Bilinçli yönlendirme, yanlış veya etkisiz ürün tercihlerinin önüne geçiyor.
GMP sertifikası, denetim, analizler vb. başlıklardan bahsettiniz. Tüm bunlar AKSUVİTAL için ne anlam ifade ediyor? Buna ek olarak tüketici ya da eczacı bu detaylara neden dikkat etmeli?
Bugün piyasada gıda takviyesi adı altında çok sayıda ürün var. Fakat bu ürünlerin hepsi aynı standartta ve kalitede mi? Maalesef hayır.
Bir ürünün ve üretildiği tesisin, TİTCK (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu) ve T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından denetim ve onay sürecinden geçmiş olması, yasal olarak denetlendiğini ve içeriğinin kontrol edildiğini gösterir. Ayrıca üretim yeri GMP sertifikalı bir tesisse, o ürün hem hijyenik şartlarda üretilmiştir hem de izlenebilirlik sistemi çalışıyordur. Ve firmanın bu konudaki konumu T.C. Sağlık Bakanlığı’nın sitesinden de kontrol edilebilir.
Bu aşamada izninizle bir parantez açmak isterim, biz AKSUVİTAL firması olarak çok zorlu olan bu denetimden başarı ile geçerek Geleneksel ve Bitkisel Ürün için T.C. Sağlık Bakanlığı GMP Üretim yeri izin belgemizi aldık. Şu an Türkiye’de halen T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından denetlenerek bu belgenin verildiği üç firmadan biri olmanın haklı gururunu ve bir o kadar da sorumluluğunu taşıyoruz. Çünkü işimizin insan sağlığına dokunduğunun farkındayız.
Bitkisel içerikli ürünler genellikle “doğal ve risksiz” olarak algılanıyor. Gerçekte durum nasıl?
Bitkisel ve doğal içeriklerin sağlığa katkısı büyük, bu doğru. Ancak “doğal” olması, o ürünün %100 güvenli olduğu anlamına gelmez. Bitkisel hammaddeler; yetiştirildiği toprağa, iklime, hasat zamanına ve hatta kurutma yöntemine göre değişkenlik gösterir. Ayrıca pestisit kalıntıları, ağır metaller, mikrobiyolojik yük gibi faktörler ciddi riskler doğurabilir.
Bu nedenle bitkisel içerikli ürünlerin de detaylı analizlerden geçirilmesi şart. Modern kalite kontrol laboratuvarlarında, bu riskler bertaraf edilmeden hiçbir ürün piyasaya çıkmamalı. Doğal içeriklerin kontrolsüz kullanımı, özellikle kronik hastalığı olan kişilerde veya ilaç kullananlarda etkileşim riski yaratabilir. Bu yüzden gıda takviyesi kullanırken kulaktan dolma bilgiler yerine mutlaka profesyonel bir destek alınması çok önemli.
AR-GE bu süreçte nerede devreye giriyor? Gerçekten her takviye “yenilikçi” mi?
Gıda takviyesi pazarında her yeni ürün “inovasyon” etiketiyle çıkıyor, ancak gerçek anlamda AR-GE yani araştırma-geliştirme çalışması yapılmış ürün sayısı daha az. AR-GE sadece yeni bir içerik bulmak değil; içeriği daha etkin formda sunmak, biyoyararlanımı artırmak, stabiliteyi yükseltmek gibi konularla da ilgileniyor.
Örneğin kolajen üretiminde, hangi molekül ağırlığındaki peptitlerin daha hızlı emildiği veya probiyotiklerin mide asidinden nasıl korunabileceği gibi detaylar hep AR-GE’nin konusu. Bu da ciddi bilimsel altyapı ve multidisipliner ekip çalışması gerektiriyor.
Açıkçası buradaki farkı anlamak önemli. Aynı içerikte iki ürün olabilir ama biri klinik çalışmayla desteklenmiş, stabilitesi garanti altına alınmış ve biyoyararlanımı optimize edilmiştir. Bu fark, önerilecek ürünün etkisini doğrudan belirler.
Son olarak, sizce eczacıların bu alandaki rolü nasıl güçlenmeli?
Eczacılar, sağlık sisteminin en ulaşılabilir profesyonellerinden biri. Gıda takviyesi gibi regülasyonu daha esnek alanlarda, eczacının bilgi ve yönlendirme gücü paha biçilemez. Ancak bunun için sürekli güncel kalmak, bilimsel gelişmeleri takip etmek ve ürünlerin arkasındaki sistemleri anlamak gerekiyor.
Kalite kontrol, üretim standartları, analiz süreçleri gibi konular artık sadece üreticinin değil, eczacının da gündeminde olmalı. Çünkü bilinçli yönlendirme, sadece bireysel sağlık açısından değil, toplum sağlığı açısından da koruyucu bir rol üstleniyor.
Kısacası eczacı, takviyeler konusunda sadece satan değil, aynı zamanda filtreleyen, yönlendiren ve bilinçlendiren kişi olarak konumlandığında, sektör çok daha sağlıklı ilerleyecektir.

