Bu siteyi kullanarak Gizlilik Politikası ve Çerezler'nı ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
Arayın
Entertainment
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi - Tüm hakları saklıdır.
Okunan: BEDEN ZİHİNDEN ÖNCE BİLİR; SİNİR SİSTEMİNİN RİTMİNİ YENİDEN KURMAK
Giriş yapın
Bildirimler Daha göster
Font büyütücüAa
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Font büyütücüAa
Arayın
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Röportajlar
  • Yazarlar
  • Dergilik
  • İletişim
Zaten hesabınız var mı? Giriş yapın
Takip edin
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi. Tüm hakları saklıdır.
Eczacı Dergisi > Yazılar > Yazarlar > BEDEN ZİHİNDEN ÖNCE BİLİR; SİNİR SİSTEMİNİN RİTMİNİ YENİDEN KURMAK
Yazarlar

BEDEN ZİHİNDEN ÖNCE BİLİR; SİNİR SİSTEMİNİN RİTMİNİ YENİDEN KURMAK

Bihter Merey
Yazar Bihter Merey
17 Kasım 2025
Yazarlar

Bazen yaşamın günlük ritminde her şey normal giderken, bir anda içimizde anlamadığımız bir gerilim belirir. Gerçekte hiçbir şey olmamış gibi görünse de, bedenimiz çoktan bir şeyler hissetmiştir. O esnada, kalp ritmimiz hızlanır, nefesimiz değişir, kaslar gerilir, içimizde bir daralma hissederiz. Sebebini zihinle aramaya çalışırız ancak sebep çoğu zaman düşüncelerde değil, sinir sisteminde gizlidir. Aslında olanın cevabı basittir; beden düşünceden önce tepki verir.

Bir durumla karşılaştığımızda ilk uyarımı sinir sistemi algılar, zihin ise ancak sonra bunu anlamlandırır. Yani çoğu zaman bir duyguyu hissettiğimiz için bedenimiz tepki vermez; beden tepki verdiği için bir duygu hissetmeye başlarız. Bu bedensel hali bir duygu olarak adlandırır ve çoğu zaman o hissi o anda yaşadığımız bir durumla eşleştiririz; aslında farkında olmadan kökü geçmişte kalan bir yükü şimdiye taşırız.

Duyguların ortaya çıkışı sandığımızın tersinedir; önce beden hisseder, ilk kıvılcım bedende oluşur, zihin ise o bedensel veriye sonradan anlam ekler. Duygularımızın kökeni çoğu zaman bedensel uyarımdır, zihinsel değil. Beynimizdeki duygusal alarm sistemi olan amigdala, bir tehlikeyi neredeyse anında yani 0,2 saniyede algılar; düşünme ve değerlendirmeden sorumlu prefrontal korteks ise devreye ancak 0,8 saniye civarında girer. Amigdala, beynin hayatta kalma reflekslerinden sorumlu en temel merkezlerden biridir, bu yüzden tehlike algısında düşünceden önce devreye girer. Bu nedenle duygusal beyin, düşünsel beyinden her zaman birkaç adım öndedir. İşte bu nedenle, kimi zaman insan kendini ne kadar sakin, mantıklı, kontrollü bilse de, bir anda taşar ya da kimi zaman yapması gerekeni bilir ama bedeni kıpırdamaz, harekete geçemez. Tüm bunların sebebi irade eksikliği ya da kontrol kaybı değil; sinir sisteminin kendini koruma refleksinden doğan doğal bir nöral regülasyon bozukluğudur.

Karşılaştığımız bir durumda o ilk saniyenin onda birinde sistem geçmiş bir tehdidi hatırlarsa, içinde bulunduğumuz koşul ne kadar güvenli olursa olsun; beden geçmişteki kaydı yeniden oynatır. Bir ses, bir kelime, bir görüntü.. beyin bunu ‘tanıdık tehlike sinyali’ olarak algılar. Ve bu yüzden, biz aslında o ana değil, farkında olmadan geçmiş bir ana tepki verirken buluruz kendimizi. Sinir sistemi, geçmişte çözülmemiş her tehdidi tamamlanmamış bir döngü olarak saklar. Bu yüzden ‘neden bu kadar abarttım/hiç tepki veremedim bilmiyorum’ dediğimiz tepkiler, anlamsız değil; biyolojik olarak yanlış zamana verilmiş tepkilerdir.

Sinir sistemi yaşanılan her stresin izini toplar ve bu izler birikerek, sistemin güven eşiğini düşürür. Artık daha hafif uyaranlara daha fazla tepki vermeye başlar. Kişi ‘Ben çok hassasım’ der ancak bu hassasiyet aslında aşırı uyarılmışlık, taşma halidir. Sempatik sinir sistemi aşırı devrede olunca beden sürekli alarm halinde kalır, tetiktedir. Bu esnada kişi düşünmez, direkt tepki verir. Hiperaktivasyon yani aşırı uyarılma hali dediğimiz sinir sisteminin düzenlenmemiş olduğu bu tabloda; aşırı planlama, kontrol etme, öfke patlamaları, küçük uyaranlara büyük duygusal tepkiler verme davranışları gözlemlenir.

Diğer uçta ise, fazla yükle baş edemeyince, dorsal vagal sistem devreye girer, frene fazla basar; sistem enerjiyi kapatır yani beden donar. Tehlike karşısında enerjiyi minimuma çekerek bedeni korumaya alır. Kişi bir şey yapmak ister ama yapamaz; düşünür, planlar ama harekete geçemez. Erteleme, motivasyon eksikliği, uyuşma, geri çekilme davranışları bu hipoaktivasyon yani kapanma, donma hali tablosunun belirtileridir. Dışarıdan tembellik ya da ilgisizlik gibi görünen bu tablo aslında sistemin aşırı yükü tolere edemediği için kapandığı haldir.

Çözüm zorlamak değil, bedeni güvenli biçimde yeniden aktive etmektir. Küçük eylemler, basit hareketler, ufak adım planları, sistemde ‘ben yeniden kontrol ediyorum’ mesajını oluşturarak güvenli alan oluşumunu sağlar. Bu mesaj prefrontal korteksi yani düşünmeyi yeniden devreye sokarak sistemi yavaşça canlandırır.

Pek çok insan farkında olmadan bu iki uç arasında yaşar; bazen hızla taşar, bazen tamamen donar. Bu durum uzun süredir yük altında çalışan sistemin denge arayışıdır; artık nötr alanı tanımlayamaz, bırakamaz. Bu yüzden bazen, hiçbir şey yokken bile bedende bir huzursuzluk vardır; yapılacaklar bellidir ama beden hareketi reddeder. Zihin ilerlemek ister ama beden henüz güveni hissetmemiştir. İşte o an karar veren irade değil, sistemin kendisidir. 

Sinir sistemi güveni yeniden öğrenebilir. Zihinle savaşmadan, ‘tehlike geçti’ hissini yeniden hatırlatan küçük tekrarlarla, adım adım denge oluşmaya başlar. Bilinmesi gereken en önemli nokta şudur ki sinir sistemini dengeleyebilmek rahatlama sağlamak değil; stres sonrası hızlı toparlanma sağlayabilmek yani ‘geri dönme kapasitesini’ arttırmaktır. Bu toparlanma hızına vagal tonus denir. Vagal tonus, bedenin beyinle kurduğu iletişimi yöneten ve sinir sisteminin en uzun hattı olan vagus sinirinin esneklik kapasitesini gösterir. Vagal tonusu yüksek bir sistem, kalp ritmini stres anında hızlandırsa bile kısa sürede yeniden yavaşlatabilir; tehdit geçtiğinde bedeni hızla güvenli hale geri döndürebilir.

Peki sinir sistemine bu dengeyi nasıl öğretebiliriz? Beyin belirsizliği tehlike olarak algılar, bu yüzden ilk adım olarak yaşamın içinde öngörülebilir alanları yaratmamız gerekir. Düzenli tekrarlar, tanıdık rutinler güven hissini güçlendirir; her sabah benzer saatte kalmak, günün belli saatlerinde kısa molalar vermek, kahve, çay ritüellerini sürdürmek, hatta akşamları ışığı biraz kısmak sinir sistemine ‘her şey yolunda’ mesajını verir. Bu süreci destekleyen bir diğer unsur ise bedensel farkındalıktır. Bedenin sinyallerini, nefesin ritmini, omuzların gerginliğini, çenenin sıkılığını vb. fark edebilmek, sistemin kendi tepkisini tanıması anlamına gelir ve fark edilen tepki, artık düzenlenebilir bir tepkiye dönüşür.

Üçüncü adım, bilişsel etiketleme yani duygunun adını koymaktır. ‘Gerginim’, ‘kaygılıyım’, ya da ‘sadece yorgunum’ diyebilmek, beynin ön lobunu yani düşünmeyi yeniden devreye alır, artık hissedilenin bir adı da olduğu için bu da sinir sistemine ‘tehlike geçti’, ‘bilindik durum’ sinyalini gönderir. Adını koyabildiğimiz duygu artık bizi yönetemez, biz bu noktada onu düzenleyebilecek noktaya geliriz. Sinir sistemi sadece bireysel değil, ilişkisel bir yapıdır; kurulan güvenli bağlar yani ‘ilişkisel güven’ oluşturmak sistemin ritminin dengelenmesini sağlar. Bir diğerinin varlığı, ses tonu, sakin bir bakışı ya da ‘buradayım’ demesi beyinden bedene kimyasal olarak güvenli bir alan sinyali gönderir. Son olarak, sinir sistemi bir yaşantıyı doğru tanımlayabildiğimizde sakinleşir. Çünkü beyin anlamlandıramadığı olayları açık birer dosya gibi tutar ve her benzer durumda o dosya yeniden açılır, beden eski alarmı verir. Oysa kişi yaşadığı şeyi bütünüyle kavrayabildiğinde, yaşantının içinde kaybolmadan, içinde olduğu durumu görüp, neyin ne ile bağlantılı olduğunu gördüğünde ve tanımladığında; sistem artık onu bir tehlike değil, geçmişte tamamlanmış bir deneyim olarak kaydeder. Sinir sistemi için güven, çoğu zaman ‘olanı artık tanımak’tır. 

Sinir sistemini düzenlemek güveni yeniden öğrenme sürecidir. Beyin ve sinir sistemi değişmez değildir; güven duygusu tekrarlandıkça, sinyallerin izlediği nöral yollar da değişir. Her güvenli temas, her fark edilen sınır, her sakin nefes, her tanımlanmış duygu, her yinelenen rutin, ‘şimdi güvendesin’ hissini hatırlatan her an; bedene yeniden düzen kurmayı öğretir. Sinir sistemi hayatın ritmine tepki vermez; onu kaydeder, tekrar eder ve zamanla biçimlendirir. Bu yüzden dengeyi bulmak, dışsal koşulların sakinleşmesini beklemek değil; içsel ritmimizi yeniden ayarlayabilmektir. Denge, hiç sarsılmamak değil; sarsıldığında yeniden geri dönebilmektir. Tıpkı bir hacı yatmaz gibi… devrilir, geri gelir; bir anlığına yön değiştirir ama hep kendi eksenine geri döner. Sinir sistemi de böyledir; dış dünyanın dalgalanmalarına rağmen, içte dengeyi koruyabilmek için durmadan ince ayarlar yapar. Bu içsel salınımın amacı, sabit kalmak değil; her değişimde yeniden denge kurabilmektir, çünkü esneklik dengesizliğin içinde denge kurabilme sanatıdır. 

LONGEVİTYDE UYKUNUN ÖNEMİ
ÖZ  
KVKK’NIN ECZACILAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ VE VERBİS’E KAYIT SÜRECİ
FİZİKSEL AKTİVİTE VE SAĞLIKLI MİKROBİYOM İLİŞKİSİ
TÜRKİYE’DE E-REÇETE UYGULAMASININ ESASLARI
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Eposta Linki kopyala Yazdırın
Önceki yazı VÜCUDUN KENDİ OZEMPIC’İ: GLP-1 HORMONUNU BESİNLERLE DESTEKLEMENİN SIRLARI
Sonraki yazı GELECEĞİN SAĞLIĞINA İNOVATİF BİR BAKIŞ: YAPAY ZEKÂNIN AYNASINDA İNSAN
Yorum yapılmamış Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni eklenen haberler

Türk Eczacıları Birliği Başkanı Ecz. M. İrfan Demirci, T.C. Sağlık Bakan Yardımcısı Sayın Doç. Dr. Şuayıp Birinci ile Görüştü
Haberler
18 Nisan 2026
Türk Eczacıları Birliği Başkanı Ecz. M. İrfan Demirci, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Ecz. Özgür Özel ile Görüştü
Haberler
18 Nisan 2026
Ecza Ticarethaneleri ve Ecza Ticarethanelerinde Bulundurulan Ürünler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapıldı 
Haberler
17 Nisan 2026
45. DÖNEM 5. BAŞKANLAR DANIŞMA KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Haberler
16 Nisan 2026
Tıbbi Aromatik Bitkiler Komisyon Toplantısı Yapıldı
Haberler
16 Nisan 2026

Eczacı Dergisi Kurumsal

İmtiyaz Sahibi: Meral Günay Öztürk
Yayıncı Kuruluş: Novi Medya Merkezi İletişim ve Yayıncılık A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Çetin Öztürk
Grafik Tasarım: Filiz Erdem
Editör: Songül Türe
Pazarlama Yönetmeni: Kübra Yeşildirek
Dijital Pazarlama Yönetmeni: Tuğba Taylan

PHARMASEA
Ad imageAd image

Gizlilik ve Çerez Politikası | KVKK Aydınlatma Metni | Kullanıcı Sözleşmesi

İletişim Bilgileri

A: Eski Büyükdere Caddesi
Maslak İş Merkezi No:37 Kat: 5
Maslak/İstanbul
T: (0212) 256 67 67
F: (0212) 256 34 33
E: eczaci@eczacidergisi.com

Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Takip edin
© 2024 Eczacı Dergisi - Web sayfalarında yer alan tüm bilgi, döküman, fotoğraf, video, görüntü, metin, vb. herhangi bir içerik izin alınmadan kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
adbanner
Hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Username or Email Address
Password

Şifre hatırlatma