Tuncay Taşkın
Elit Pharma İş Geliştirme Müdürü
Son yıllarda sağlıklı yaşam ve bağışıklık sistemini destekleme konusundaki farkındalığın artmasıyla birlikte, gıda takviyeleri küresel çapta büyük bir ilgi görmektedir. Özellikle bitkisel içeriklerin sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin bilimsel olarak daha fazla araştırılması, fitoterapiye olan ilgiyi artırmıştır. Peki, fitoterapi nedir ve dünya genelinde nasıl bir gelişim göstermektedir? Bu yazıda, fitoterapinin yükselişini ve gıda takviyeleriyle olan bağlantısını bilimsel veriler ışığında ele alacağız.
Fitoterapi, bitkisel kaynaklı doğal bileşenlerin sağlık amaçlı kullanılması anlamına gelmektedir. Geleneksel tıbbın önemli bir parçası olan bu yöntem, günümüzde bilimsel araştırmalarla desteklenerek modern sağlık uygulamalarında kendine yer bulmaktadır. Çeşitli klinik araştırmalar, fitoterapinin bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkilerini, antioksidan ve antiinflamatuvar özelliklerini doğrulamaktadır.
Örneğin, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bitkisel ilaçların tamamlayıcı tıpta önemli bir rol oynadığını kabul etmekte ve özellikle Asya ile Avrupa’da bu tedavilerin sağlık sistemine entegrasyonunu teşvik etmektedir. American Botanical Council tarafından yayımlanan araştırmalarda, zerdeçalın (Curcuma longa) antiinflamatuvar etkileri kanıtlanmış olup, eklem rahatsızlıklarında etkinliği üzerine birçok klinik çalışma yapılmıştır. Ayrıca, ginseng ve astragalus gibi bitkilerin bağışıklık sistemi üzerindeki güçlendirici etkileri bilimsel olarak desteklenmektedir.
Dünya çapında fitoterapiye ilgi giderek artmakta, özellikle Almanya, Fransa, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Avrupa’da fitoterapi eğitimi almış hekimlerin sayısı artmakta ve bitkisel tedaviler, tıbbi protokollere entegre edilmektedir. Çin ve Japonya gibi ülkelerde ise geleneksel bitkisel tedaviler, modern tıp ile birleştirilerek uygulanmaktadır. Çin’de yapılan bir meta-analiz çalışması, geleneksel bitkisel karışımların solunum yolu hastalıklarında tamamlayıcı tedavi olarak kullanılmasının hastaların iyileşme süresini kısalttığını göstermiştir.
Çin tıbbı, binlerce yıllık geçmişiyle bitkisel tedavilerin en köklü uygulamalarından birini temsil etmektedir. Geleneksel Çin tıbbında (TCM), ginseng, astragalus, reishi mantarı gibi bitkisel bileşenler vücudun enerji dengesini sağlamak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Akupunktur, bitkisel karışımlar ve qi akışını düzenlemeye yönelik terapiler, Çin tıbbının temel unsurlarındandır. Günümüzde Çin’de birçok hastanede modern tıbbi tedavi ile birlikte fitoterapik uygulamalar yürütülmektedir.
Çin tıbbı ile ilgili kişisel bir deneyimim de var. Amcamın sağlık sorunlarından kaynaklı öneri üzerine bir alternatif tedavi için profesöre götürmüştük ve doktor ne tahlil sordu ne bir şey sordu, bir cihaz çıkardı ve bu cihazdan çıkan bir kalem gibi bir uç ile parmaklara dokundurdu. Hangi noktada çarpıldıysa onu işaretledi ve ona göre hastalığını söyledi. Sonrasında da kendi ürettiği bitkisel ilaçları verdi. Bu ilaçları bir süre kullandıktan sonra faydasını gördü. Alternatif tıbbın elbette bir karşılığı var ve bilimsel çalışmalarla desteklendiğinde daha etkili hale geliyor. Günümüzde geçmişe göre daha güçlü bileşiklerden oluşan takviye edici gıda ürünleri mevcut ve bu alanda tanıdığım birçok hekim, ciddi bir hasta potansiyeline sahip.
Fitoterapi, tıbbi tedavinin yetersiz kaldığı bazı kronik hastalıklarda destekleyici bir rol üstlenmektedir. Örneğin, kanser tedavisinde kemoterapiye destek olarak kullanılan bazı bitkisel bileşenlerin yan etkileri azalttığına dair araştırmalar bulunmaktadır. 2020’de Journal of Clinical Oncology‘de yayımlanan bir çalışma, yeşil çay polifenollerinin meme kanseri hastalarında kemoterapi ile kombine edildiğinde daha iyi sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur. Öte yandan, bağışıklık sistemi güçlendirici bitkisel takviyeler, COVID-19 pandemisi sürecinde destekleyici tedavi olarak kullanılmış ve olumlu geri bildirimler alınmıştır. Örneğin, Çin’de COVID-19 hastaları üzerinde yapılan bir çalışmada, geleneksel bitkisel karışımların hastalığın semptomlarını hafiflettiği gözlemlenmiştir.
Son yıllarda yapılan klinik araştırmalar, bitkisel bazlı gıda takviyelerinin daha etkili formlara ulaşmasını sağlamaktadır. Nanoteknoloji ile biyoyararlanımı artırılmış bitkisel takviyeler, farmasötik sektöründe büyük ilgi görmektedir. Phytomedicine dergisinde yayımlanan bir araştırma, kurkuminin nano-formüllerinin standart formuna kıyasla vücutta daha uzun süre aktif kaldığını ve antioksidan etkisini artırdığını göstermiştir.
Gelecekte, kişiye özel bitkisel takviye formüllerinin genetik ve biyolojik verilerle uyumlu hale getirilmesi beklenmektedir. Avrupa ve ABD’de bazı sağlık merkezleri, bireylerin genetik yatkınlıklarını analiz ederek bitkisel bazlı kişiselleştirilmiş gıda takviyeleri önermeye başlamıştır. Yapay zeka destekli sağlık uygulamaları ile bireylere en uygun fitoterapik bileşenlerin önerilmesi, bu alanın daha da gelişmesini sağlayacaktır.
Fitoterapi, günümüzde modern tıbbın tamamlayıcısı olarak giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bilimsel çalışmaların artması, bitkisel tedavilerin etkili ve güvenilir kullanımını desteklemektedir. Çin tıbbı, Avrupa’daki modern fitoterapi uygulamaları ve bilimsel araştırmaların ışığında, bitkisel tedavilerin gelecekte sağlık alanında daha büyük bir rol oynayacağı öngörülmektedir. Takviye edici gıdaların gelişen formülasyonları ve kişiselleştirilmiş sağlık çözümleri, fitoterapinin geleceğini şekillendirmeye devam edecektir.
Türkiye’de fitoterapi alanında çalışan hekim sayısındaki artış ve üniversitelerde fitoterapi araştırma ve geliştirme merkezlerinin kurulması, sektörün daha da büyüyeceğinin bir göstergesidir. Geleceğe yönelik öngörüm, gıda takviyelerinin üniversitelerde yapılacak klinik çalışmalarla daha da güçleneceği ve üniversite-sanayi işbirliklerinin artacağı yönündedir.
Sağlıkla kalın…

