Bu siteyi kullanarak Gizlilik Politikası ve Çerezler'nı ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
Arayın
Entertainment
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi - Tüm hakları saklıdır.
Okunan: VENÖZ DOLAŞIM BOZUKLUKLARI
Giriş yapın
Bildirimler Daha göster
Font büyütücüAa
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Font büyütücüAa
Arayın
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Röportajlar
  • Yazarlar
  • Dergilik
  • İletişim
Zaten hesabınız var mı? Giriş yapın
Takip edin
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi. Tüm hakları saklıdır.
Eczacı Dergisi > Yazılar > Röportajlar > VENÖZ DOLAŞIM BOZUKLUKLARI
Röportajlar

VENÖZ DOLAŞIM BOZUKLUKLARI

Eczacı Dergisi Editör
Yazar Eczacı Dergisi Editör
26 Mayıs 2026
Röportajlar

Dr. Murat Aksoy ile venöz dolaşım bozuklukları üzerine görüştük. Dr. Aksoy, sorularımızı cevaplayarak venöz dolaşım bozuklukları ile ilgili doğruları ve çözüm önerilerini aktardı.

Günlük pratikte venöz dolaşım bozuklukları ve bacak şikayetleri (ağrı, ağırlık, ödem) ne sıklıkla karşınıza çıkıyor?

Herhalde en fazla olan grup gün içinde bacaklarında şişlik şikayeti olanlar. Özellikle akşama doğru artan şişlik şikayeti gittikçe artıyor. Bunun yanı sıra yine akşama doğru artan ağrı şikayeti de hastaları bize yönlendiren başka bir durum. Bu şikayetlerin zemininde venöz yetmezlik, lipödem ve bazen sadece gün içinde çok uzun süre ayakta hareketsiz durmak veya masa başında hareketsiz kalmak var.

Özellikle varis ve kronik venöz yetmezlikte hastaların en çok hangi şikayetleri yaşam kalitesini etkiliyor?

Varis ve kronik yetmezlikte yaşam kalitesini en sık bozan şikayetler ağrı, şişlik, yanma ve kaşıntı. Ağrı sıklıkla sabahları olmayan ama akşama doğru artan sızı şeklinde bir ağrıdır. Çoğunlukla çok şiddetli değildir. On üzerinden değerlendirsek genelde 3-4 şiddetindedir. Ağrı kesici aldırmaz ama kendini hissettirir. Erken evrede hasta uzandığı zaman geçer. Bu nedenle hastalar akşam eve geldiklerinde ayaklarını uzatmak veya altına bir yastık koyarak yükseltme ihtiyacı duyarlar. İleri evrede ise bu yöntem etkili olmayabilir ve ağrılar kişinin uykuya dalmasına bile engel olabilir ama yine de uykuya dalmış kişiyi pek uyandırmaz.

Şişlik de sıklıkla ayakbileği düzeyinde başlar. Diz altı daha fazla etkilenir. Şişlik de genelde sabahları yoktur akşama doğru artar ancak ihmal edilmiş varislerde şişlik kalıcı olabiliyor. Hatta ameliyattan sonra bile bu kişilerde şişlik kalabilir. Varis olanlarda sık gördüğüm şikayetlerden biri de ayaklarda yanma veya sıcaklık hissi. BU hastalar kışın bile çorap giymek istemiyorlar. Muhtemelen bu nedenle varis çorabı giymek, bu kişiler için ayrı bir dert. Kaşıntı da sıklıkla şikayet edilen bir durum. Varisio lan kişilerde bacaklarda cildin nemlendirilmesi de bozuluyor. Kuru cilt de kaşınmaya neden oluyor.  

Bu tür şikayetlerde hastaların en sık yaptığı hatalar neler oluyor?

En sık yapılan hata, özellikle erken dönemde şikayetleri çok rahatsızlık verici olmadığı için göz ardı edilmesi. Böylece hem şikayetler şiddetleniyor hem de kalıcı hale gelmeye başlıyor. Bir doktora gitmemek veya görüş almamak hayat kalitesini toparlayabilecek olsa da ihmal ediliyor.

Venöz dolaşım bozukluğunda mikrodolaşım ve damar duvarı bütünlüğünün rolünü nasıl özetlersiniz?

Venöz dolaşım bozukluğunda esas olan damar içindeki kan akışının yavaşlaması ve hatta ters yönde akımın dolaşımı iyice bozmasıdır. Normal şartlarda bacak venleri içindeki akışın tek yönlü; ayaktan kalbe doğru olması gerekiyor. Bacaklarda bu akışın tek yönlü olmasını sağlayan iki ana mekanizma var. Birincisi göğüs kafesi içindekinegative basınç. İkincisi ise damarların içindeki kapakçıklar. Venlerin içinde ardışık olarak yerleşmiş olan kapakçıklar kan yukarı doğru akarken açılıyor ve kanın geçişine müsade ediyor. Bir saniye içinde kapakçıklar kapanarak yukarı atılmış aşağı doğru akışına müsade etmiyor. Böylelikle kan bacak venleri içinde parça parça yukarı, kalbe doğru yolculuğuna devam ediyor. Bu ikili sistem ayakta iken kanın yerçekimi etkisi ile ayak bileklerine doğru geri kaçmasını engelliyor. Tabii bu işin sadece mekanik bir açıklaması. Oysa kan akışındaki bu kaçağın veya kan akışındaki yavaşlamanın ortaya çıkardığı biyolojik sonuçlar da var. İnflamasyon bunlardan biri.  

Kılcal damar geçirgenliği ve inflamasyon, bacaklarda ödem ve ağırlık hissini nasıl tetikliyor?

Tam da bu noktaya geldik. Ven içindeki akışta yavaşlayan akım, ven duvarındaki shear stress’i (kayma gerilimi) düşürür. Endotel hücreleri aslında bu mekanik uyarıdan beslenir; shear stress azaldığında endotel “alarm moduna” geçer. Düşük shear stress altında endotel hücreleri adezyon molekülleri salgılamaya başlar. Bu moleküller, normalde dolaşımda serbest gezen lökositlerin (özellikle monosit ve nötrofillerin) ven duvarına yapışmasına neden olur ve inflamasyonu tetikler. Bu da damar geçirgenliğini arttırır. Damar dışına kanın sıvı kısmı sızmaya başlar. Lenfatik sistem başlangıçta bu yükü kompanse etmeye çalışır, ancak kronik süreçte lenfatik kapasite aşılır ve sıvı dokuda birikir — yani ödem ortaya çıkar.

Antioksidan desteğin bu süreçteki önemi nedir?

Venöz yetmezlikte aslında sahnenin arkasında yukarda açıkladığım gibi inflamasyon ve ciddi bir oksidatif stres tablosu var, yavaşlayan kan akımı ve doku hipoksisi, damar duvarında reaktif oksijen türlerinin birikmesine yol açıyor ve bu serbest radikaller hem endotel hücrelerini hem de ven duvarındaki kollajen ve elastin liflerini doğrudan hasara uğratıyor. İşte tam bu noktada antioksidanlar devreye giriyor. Antioksidanlar, hem serbest radikalleri nötralize ediyor hem de inflamatuar sürecin başlangıç basamağı olan lökosit-endotel yapışmasını azaltıyor. Sonuçta kapiller geçirgenlik düşüyor, ödem geriliyor, bacaklardaki ağırlık ve yanma hissi azalıyor. Tabii burada antioksidanları “mucize hap” gibi sunmak yanlış olur; bunlar kompresyon, hareket, kilo yönetimi gibi temel tedavinin yerini tutmaz, tamamlayıcı bir rol oynar. Ama günlük beslenmede koyu renkli meyveler, narenciye, yeşil çay, zerdeçal gibi doğal antioksidan kaynaklarının düzenli tüketilmesi, damar sağlığını uzun vadede koruyan en akıllı stratejilerden biri.

At kestanesi, ruscus (tavşan memesi), hamamelis ve üzüm çekirdeği gibi bitkisel içeriklerin venöz sistem üzerindeki etkilerine dair literatürde nasıl veriler mevcut?

Bu bitkisel içeriklerin her birinin literatürde oldukça farklı seviyelerde kanıtı var, en güçlüsünden başlayayım. At kestanesi yani Aesculus hippocastanum tohumundan elde edilen escin, kronik venöz yetmezlikte en iyi çalışılmış bitkisel ajan. Escin’in bacak ödemini, ağrıyı ve ağırlık hissini plasebodan anlamlı şekilde azalttığını, hatta bazı çalışmalarda kompresyon çorabıyla benzer etkinliğe ulaştığını gösteriyor. Ruscus aculeatus yani tavşan memesi de oldukça sağlam bir kanıt zincirine sahip. Bu etken madde de venöz tonusu artırarak adeta venlerde hafif bir kasılma yaratıyor: Sonuçta ödem, kramp ve huzursuz bacak şikâyetlerinde başarı gösteriyor. Üzüm çekirdeği ekstresi içindeki maddeler güçlü antioksidan ve kapiller stabilizan etki gösteriyor, daha küçük çaplı çalışmalar olsa bacak ağırlığı ve fonksiyonel semptomlardaiyileşme bildiriliyor. Hamamelis yani cadı fındığı ise asıl gücünü topikal uygulamada gösteriyor — özellikle hemoroid ve yüzeyel venöz şikâyetlerde tanenlerin büzücü ve antiinflamatuar etkisiyle semptomatik rahatlama sağlıyor.

Fitoterapötik yaklaşımlar, konvansiyonel tedavilere nasıl bir destek sağlayabilir?

Fitoterapötik yaklaşımları konvansiyonel tedavinin yerine değil, yanına koymak gerekiyor. Bu mesajın önemli olduğunu düşünüyorum. Venöz yetmezlik tedavisinin omurgası hâlâ aynı: kompresyon çorabı, düzenli hareket, kilo kontrolü, bacak elevasyonu ve gerektiğinde endovenöz ablasyon ya da skleroterapi gibi girişimsel yöntemler. Fitoterapötikler bu omurganın üzerine eklenen bir destek katmanı; özellikle hastalığın erken evrelerinde yani henüz ileri cilt değişiklikleri ve ülser gelişmemişken, hastanın günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştiriyorlar. Örneğin kompresyon çorabını tolere edemeyen veya yaz aylarında giymekte zorlanan hastalarda semptomatik köprü tedavisi olarak çok değerli; ödem, ağrı ve ağırlık hissini azaltarak hastanın hareket etmesini, yani aslında temel tedavinin en önemli parçası olan kas pompasını çalıştırmasını kolaylaştırıyorlar. Venöz yetmezliği hafif ve ılımlı olan ve henüz ameliyat veya girişim düşünmeyen hastada iyi bir destek tedavisi kanımca. Ek olarak cerrahi veya endovenöz işlem sonrası dönemde de bu ajanların iyileşme sürecini hızlandırdığına, hematom ve ödemi azalttığına dair giderek artan kanıtlar var. Üstelik bu ilaçların güvenlik profilleri oldukça temiz, uzun süreli kullanıma uygunlar. Bu da venöz yetmezlik kronik bir hastalık olduğu için bu çok önemli bir avantaj. Ama hastalarıma şunu da hep söylüyorum: hiçbir hap, yürüyüş yapmamanın, kilo vermemenin ya da çorabı giymemenin yerini tutmaz; fitoterapötikler disiplinli bir yaşam tarzının üzerine inşa edildiğinde gerçek değerlerini gösteriyorlar.

Hafif–orta düzey venöz şikayetlerde hastalara yaşam tarzı + destek ürün yaklaşımını nasıl öneriyorsunuz?

  Hafif ve orta düzey venöz şikâyeti olan hastalarımla konuşurken her zaman aynı noktadan başlıyorum: bu hastalık bir gecede gelişmedi, dolayısıyla tedavisi de bir hap ya da bir çorapla bitecek bir mesele değil; bu bir yaşam tarzı projesi. İlk olarak hareket üzerinde duruyorum çünkü baldır kası bizim ikinci kalbimiz; günde en az 30-40 dakika tempolu yürüyüş, mümkünse yüzme veya bisiklet, uzun süre ayakta ya da oturarak çalışan hastalarda ise her saat başı 2-3 dakikalık parmak ucu kalkma egzersizleri öneriyorum. Özellikle sürekli aynı tempoda devam edilebilen egzersizler en iyileri. Ayrıca gün boyu kullanılan bir varis çorabı, tek başına semptomların yarısını çözebiliyor. Kilo yönetimi ve beslenme önemli. Çünkü karın içi basıncı azaltmak venöz dönüş için kritik, ayrıca tuz kısıtlaması ödemi belirgin şekilde azaltıyor, lifli beslenme ise kabızlığı önleyerek venöz basıncın daha da artmasını engelliyor. Su tüketimi, antioksidan zengini renkli sebze ve meyveler, omega-3 kaynakları damar sağlığının sessiz destekçileri. Bunların üzerine, semptomları belirginse destek ürünleri ekliyorum — at kestanesi ekstresi gibi fitoterapötik ve/veya farmakolojik kombinasyonlar çoğu hastada etkin; özellikle akşam ödemi ve bacak ağırlığı şikâyeti baskınsa belirgin rahatlama sağlıyor. Akşamları 15-20
dakika bacak elevasyonu, sıcak duş yerine bacaklara soğuk su uygulaması ve mümkünse uyurken bacak ucunun hafifçe yükseltilmesi gibi küçük alışkanlıklar da tabloyu tamamlıyor. Hastalarına hep şunu söylüyorum: hareket, çorap, kilo, beslenme, destek ürünü birlikte uyguladığında sonuç oldukça tatmin edici; tek tek hiçbiri kadar etkili olmasa da bütün olarak uygulandığında hastalığın ilerleyişini yavaşlatabiliyor.

Uzun süre ayakta kalan bireylerde (eczacı, sağlık çalışanı, öğretmen vb.) ne tür önleyici yaklaşımlar önemlidir?

 Uzun süre ayakta kalan meslek gruplarında venöz yetmezlik adeta bir meslek hastalığı gibi düşünülmeli; çünkü gün boyu hareketsiz ayakta durmak, yürümekten çok daha zararlı. Baldır kas pompası çalışmadığı için kan bacaklarda göllenir ve venöz basınç saatler içinde dramatik şekilde yükselir. O nedenle önerdiğim ilk şey kompresyon sağlayacak bir varis çorabı. Hiçbir şikâyeti olmasa bile 15-20 mmHg basınçlı bir çorabı sabah işe başlamadan giymeleri, akşamki yorgunluğu ve uzun vadede gelişecek varisleri belirgin şekilde önlüyor.

İkinci kritik nokta mikro hareketlilik: tezgâh başında, hasta başında veya sınıfta ayakta dururken bile ağırlığı bir bacaktan diğerine aktarmak, parmak ucuna kalkıp inmek, topukları kaldırıp indirmek gibi küçük hareketler kas pompasını çalıştırıyor. Ayakkabı seçimi çoğu zaman ihmal ediliyor ama çok önemli. Ne tamamen düz nede yüksek topuklu, ideal olarak 2-3 cm topuklu, ayağı saran, esnek tabanlı bir ayakkabı baldır kasının doğal pompalama hareketini destekliyor. Mola alabildiklerinde bacakları kalp seviyesinin üstüne kaldırarak 5-10 dakika dinlenme, gün ortasında mümkünse soğuk su ile bacaklara duş, akşam eve gelince ise 15-20 dakikalık yürüyüş veya yüzme tabloyu tamamlıyor. Beslenme tarafında yeterli su tüketimi, tuz kısıtlaması ve antioksidan zengini bir diyet damar duvarını koruyor; özellikle akşam ödemi belirginleşmeye başladıysa at kestanesi gibi fitoterapötik veya farmakolojik ajanlar düşünülebilir.    

Bitkisel kombinasyon içeren takviye edici gıdalar, bu tip şikayetlerde nasıl bir destek rolü üstlenebilir?

Bitkisel kombinasyon içeren takviye edici gıdaların venöz şikâyetlerdeki gücü, aslında çok yönlü bir desteği tek bir formülde buluşturabilmelerinden geliyor; çünkü bacaklardaki ağırlık, ödem ve yorgunluk hissi tek bir mekanizmadan değil, birbirini besleyen birkaç süreçten kaynaklanıyor. Venöz tonus kaybı, kapiller geçirgenlik artışı, mikrosirkülasyon yavaşlaması ve oksidatif stres aynı anda işliyor. İşte bu noktada, kırmızı asma yaprağı, üzüm çekirdeği ekstresi, yaban mersini ve C vitamini gibi bileşenleri bir araya getiren kombinasyonlar oldukça akıllı bir yaklaşım sunuyor; çünkü kırmızı asma yaprağındaki polifenoller venöz tonusu destekleyip kapiller direnci artırırken, üzüm çekirdeğindeki proantosiyanidinler güçlü bir antioksidan kalkan oluşturuyor, yaban mersini mikrodolaşımı iyileştiriyor ve C vitamini de kollajen sentezine katkı sağlayarak damar duvarının yapısal bütünlüğünü destekliyor. Bu tür kombinasyonlar, özellikle uzun süre ayakta kalan, akşam saatlerinde bacaklarında dolgunluk ve ağırlık hisseden, kompresyon çorabını her zaman tolere edemeyen hastalarda günlük rutinin pratik bir parçası hâline gelebiliyor.

Hamamelis, ruscus, üzüm çekirdeği ve at kestanesi içeren kombinasyonların sinerjik etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu dört bitkinin her biri venöz yetmezliğin farklı bir basamağına etki ediyor, dolayısıyla bir araya geldiklerinde tek başlarına yapamayacakları kadar geniş bir cepheyi kapsıyorlar. Yani tek tek olan etkilerini bir araya geldiklerinde arttırıyorlar buna farmakolojide sinerjik etki diyoruz. At kestanesi içerdiği escin ven duvarını sıkılaştırıyor, kapakçık fonksiyonunu destekliyor ve kapiller geçirgenliği azaltarak ödemin temel mekanizmasını hedefliyor. Ruscus aculeatus yani tavşan memesi ise venöz tonusu artıran bir “tonik” gibi davranıyor; özellikle alfa-adrenerjik reseptörler üzerinden venlerde hafif bir kasılma sağlayarak göllenmiş kanın yukarı doğru hareketini kolaylaştırıyor. Bir anlamda at kestanesi duvarı güçlendirirken, ruscus pompayı destekliyor. Üzüm çekirdeği proantosiyanidinleri ise tablonun antioksidan ve mikrosirkülasyon ayağını üstleniyor. Serbest radikalleri nötralize ederek endotel hasarını engelliyor, kollajen ve elastin liflerini oksidatif yıkımdan koruyor, böylece ven duvarının uzun vadeli yapısal sağlığına katkı sağlıyor. Hamamelis ise tanenleri sayesinde özellikle yüzeyel venlerde ve kapiller düzeyde büzücü ve antiinflamatuar bir etki gösteriyor ve cilde yakın küçük damarlardaki sızıntıyı azaltıp lokal rahatlama sağlıyor. Yani bu dörtlüyü düşündüğümüzde ortaya çıkan tablo şu: at kestanesi duvarı, ruscus tonusu, üzüm çekirdeği antioksidan korumayı, hamamelis ise yüzeyel ve inflamatuar bileşeni hedefliyor. venöz
sağlığa bütüncül bir koruma kalkanı sağlama potansiyeli taşıdıklarını düşünüyorum.

Bu tür çoklu bitkisel formüllerin hasta uyumu açısından avantajları nelerdir?

Hasta uyumu, kronik hastalık yönetiminde çoğu zaman tedavinin kendisi kadar belirleyici bir faktör çünkü dünyanın en etkili ilacını bile düzenli kullanmayan hastada sonuç alamıyorsunuz. Venöz yetmezlik gibi uzun soluklu ve sessiz ilerleyen bir hastalıkta bu mesele daha da kritik. Bu noktada çoklu bitkisel formüller önemli bir pratik avantaj sunuyor: hastaya beş ayrı kapsül, dört farklı kutu ve karmaşık bir kullanım çizelgesi vermek yerine, tek bir üründe birden fazla mekanizmaya destek sağlayabiliyorsunuz. Bu basitlik, klinik pratikte gerçekten fark yaratıyor; çünkü hastanın hayatına ne kadar az adım eklerseniz, o adımların kalıcı bir alışkanlığa dönüşme ihtimali o kadar artıyor. İkinci avantaj maliyet etkinliği; tek bir kombinasyon ürünü, içerdiği bileşenleri ayrı ayrı satın almaktan çoğu zaman daha ekonomik oluyor ve bu da uzun süreli kullanımda hastanın tedaviyi sürdürme motivasyonunu doğrudan etkiliyor. Üçüncüsü psikolojik uyum: hastalar çok sayıda hap kullandıklarında “ben hasta bir insanım” duygusunu daha yoğun yaşıyorlar, oysa tek bir destek ürünü günlük rutinin sade bir parçası olarak çok daha kolay benimseniyor. Dördüncü olarak doz ve zamanlama hatalarının azalması; birden fazla ürün kullanıldığında “hangisini ne zaman aldım, hangisini unuttum” karmaşası başlıyor, oysa tek bir destek ile bu risk neredeyse sıfıra iniyor. Güvenlik ve yan etki profilide çok önemli. Kendini ispat etmiş firmaların uygun ve modern üretim koşullarını sağlayarak üretim yapan firmaların ürünleri hastada güven uyandırıyor. Bir de sindirim sistemi yan etkisi açısından bakarsak, dengeli formüle edilmiş kombinasyonlar genellikle her bileşenin yüksek dozda tek başına alınmasından daha iyi tolere ediliyor. Kronik venöz şikâyetlerde basit, sürdürülebilir ve günlük hayata kolayca entegre olabilen çözümler, teorik olarak daha güçlü ama uygulanması zor protokollerden çoğu zaman daha değerli sonuçlar veriyor.  

Pratikte bu tip kompleks bitkisel ürünleri hangi hasta profilinde daha çok önerirsiniz?

 Doğrusu bu tip kompleks bitkisel ürünleri herkes kullanabilir. Uzun süre ayakta kalan ve venöz yetmezliği olmayan kişilerden tutun da ayak bileğinde varis ülseri olanlara kadar çok geniş bir yelpaze. Ancak her bir birey için faydası ve etkinliği farklı olacaktır. Erken evre venöz yetmezlikte hastalığın ilerlemesini engelleyebilir, hasta olmayan ama uzun süre ayakta çalışan birinde şikayetleri azaltabilir. İleri evre birinde inflamasyon kontrolünde veya ameliyat olan birinde ameliyat sonrası rahatlığı sağlamada faydası olabilir.  

Sizce eczacı ve hekim iş birliği bu ürünlerin doğru kullanımında nasıl rol oynar?

Eczacı ve hekim iş birliği, takviye edici gıdaların doğru kullanımında bence modern sağlık hizmetinin en az değerlendirilmiş ama en kıymetli köprülerinden biri çünkü hekim olarak biz hastayı muayenehanede belki 15-20 dakika görüyoruz. Oysa eczacı o hastayla ayda birkaç kez, bazen haftada bir karşılaşıyor ve çoğu zaman hastanın günlük şikâyetlerini, yan etkilerini, uyum sorunlarını bizden önce fark ediyor. Doğrusu mahallenin eczacısı hastanın başvurduğu ilk sağlık birimidir. Venöz yetmezlik gibi kronik bir hastalıkta bu sürekli temas paha biçilmez bir değer taşıyor. Örneğin eczacı, hastanın kompresyon çorabını gerçekten kullanıp kullanmadığını, destek ürününü düzenli alıp almadığını, akşamları bacaklarında hâlâ ödem olup olmadığını sorgulayarak adeta birinci basamak takip noktası işlevi görüyor. Bunun yanında eczacının ürün bilgisi derinliği biz doktorlara göre çok kritik; çünkü piyasada onlarca farklı bitkisel kombinasyon var ve bunların standardizasyon kalitesi, etken madde miktarı, klinik kanıt düzeyi birbirinden çok farklı. İyi bir eczacı, hastaya doğru içerikli, doğru dozda ve güvenilir üretimden gelen ürünü yönlendirerek hekimin tedavi planını sahada hayata geçiren kilit aktör oluyor. Aynı zamanda ilaç etkileşimleri açısından da eczacının rolü hayati. Özellikle antikoagülan kullanan, çoklu ilaç tedavisindeki yaşlı hastalarda bitkisel bir ürünün eklenmesi düşünülüyorsa, eczacının uyarısı ciddi komplikasyonları önleyebiliyor. Diğer taraftan biz hekimlerin de eczacıya doğru ve net bilgi akışı sağlaması gerekiyor; hastanın tanısı, tedavi hedefi, kontrendikasyonları konusunda eczacıyı bilgilendirdiğimizde hasta o eczaneye girdiğinde karşısında bizim tedavimizi anlamış, destekleyen bir profesyonel buluyor. Bu da güveni ve uyumu katlıyor. Herhalde şunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hekim tanı koyar ve tedaviyi planlar, eczacı bu tedavinin günlük hayatta sürdürülmesini sağlar. İkisi birbirinin yerine geçemez ama birbirini tamamladığında ortaya çıkan sonuç, hastanın hayat kalitesinde gerçek bir fark yaratabilir. Özellikle reçetesiz satılan takviye edici gıdalarda eczacı, hastanın doğru ürüne, doğru beklentiyle ulaşmasının en güvenli filtresi; bu yüzden ben her fırsatta meslektaşlarımı eczacılarla profesyonel, sürekli ve karşılıklı saygıya dayalı bir iletişim kurmaya teşvik ediyorum.  

Venöz sağlık konusunda hem hekimlere hem hastalara vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

 Venöz sağlık konusunda hem meslektaşlarıma hem hastalarıma vermek istediğim en önemli mesaj tek bir cümlede özetlenebilir: venöz hastalık küçümsenecek bir kozmetik mesele değil, ciddiye alınması gereken kronik bir damar hastalığıdır ve erken müdahale her şeyi değiştirir. Öncelikle şikayeti olanlar kendi başlarına karar verme sarmalına takılıp kalmasınlar. Şikayetler ortaya çıkmaya başladıysa mutlaka bir hekime başvursunlar ve tanı konusunda destek arasınlar. Doğru tanı konmadığı takdirde tedavide başarı mümkün değildir. Venöz sağlığı korumak için yaşam şekli değişiklikleri ve doğru strateji geliştirilmesi ve bunların hayata adapte edilmesi çok önemlidir. Tedavi yaklaşımımız da bütüncül olmalıdır.

Kompresyon, hareket, kilo yönetimi, beslenme, gerektiğinde destek ve uygun vakalarda girişimsel tedavi. Girişim gereken durumlarda da nüks eder endişesi ile yaklaşmak bazı durumların geri dönüşümsüz bir noktaya gelmesine neden olabilir. Yıllarca ihmal edilen varislerde cilt değişiklikleri maalesef düzeltilemiyor yani venöz hastalığın verdiği zarar kalıcı bazen de ilerleyici olarak devam ediyor. O nedenle gerektiği durumlarda girişimlerden kaçılmamalı. Ve son olarak şunu vurgulamak istiyorum: venöz sağlık, longevity yani sağlıklı uzun yaşam felsefesinin ayrılmaz bir parçasıdır; çünkü hareket edemeyen, ayağa kalkamayan, bacaklarındaki ağırlık yüzünden yürüyemeyen bir insanın kalp sağlığını, beyin sağlığını, kas iskelet sistemini korumak da giderek zorlaşıyor.  

Fitoterapötik desteklerin gelecekte damar sağlığı yönetimindeki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz?

 Fitoterapötik desteklerin gelecekteki yeri hakkında kişisel olarak oldukça umutluyum; çünkü konvansiyonel tedavi ile bütüncül yaklaşımları karşı karşıya koymak yerine, ikisini akıllıca birleştiren entegratif bir paradigma giderek güç kazanıyor. Damar sağlığı tam da bu dönüşümün en uygun zeminlerinden biri, çünkü venöz hastalıklar hem kronik hem çok mekanizmalı hem de yaşam tarzıyla iç içe ilerleyen bir tablo; bu üç özellik bir araya geldiğinde fitoterapötikler doğal olarak değerli bir araç hâline geliyor. Gelecekte standardizasyon kalitesinin artması, etken madde içeriklerinin daha hassas ölçülmesi ve klinik çalışmaların metodolojik olarak
güçlenmesi ile bu ürünler sadece “destek ürünü” kategorisinden çıkıp, belirli endikasyonlarda kanıta dayalı tedavi protokollerinin resmi parçaları hâline gelecek diye düşünüyorum. Yani gelecek, bilimle bitkisel bilgeliğin barıştığı, hastanın merkeze alındığı ve önleyici yaklaşımın tedavi kadar değer gördüğü bir damar sağlığı pratiğine doğru ilerliyor.  

GÖRMEZDEN GELİNEN GERÇEKLER ARTIK SAHADA
HUMANIS DEĞER ÜRETMEYE DEVAM EDİYOR
ECZACILIK MESLEĞİ HALK SAĞLIĞINI DOĞRUDAN ETKİLEYEN ÇOK KUTSAL BİR MESLEKTİR
ECZACILIKTA DEPRESYON YOK MÜCADELE VAR
TÜRKİYE’DE DAHA FERAH, DAHA MODERN, DAHA BİLİMSEL BİR ECZACILIK YAŞATMAK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞIYORUZ
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Eposta Linki kopyala Yazdırın
Önceki yazı MAJİSTRAL KAPSÜL FORMÜLASYONLARI
Yorum yapılmamış Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni eklenen haberler

MAJİSTRAL KAPSÜL FORMÜLASYONLARI
Röportajlar
26 Mayıs 2026
GEKVİZYON PLATFORMU
Röportajlar
25 Mayıs 2026
14 MAYIS TÜRK ECZACILIK GÜNÜ
Yazarlar
25 Mayıs 2026
Muğla Eczacı Odası Başkanı Ecz Saim Kormaz’dan Açıklama
Haberler
25 Mayıs 2026
SUT Değişikliği Hakkında Duyuru Yayımlandı
Haberler
25 Mayıs 2026

Eczacı Dergisi Kurumsal

İmtiyaz Sahibi: Meral Günay Öztürk
Yayıncı Kuruluş: Novi Medya Merkezi İletişim ve Yayıncılık A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Çetin Öztürk
Grafik Tasarım: Filiz Erdem
Editör: Songül Türe
Pazarlama Yönetmeni: Kübra Yeşildirek
Dijital Pazarlama Yönetmeni: Tuğba Taylan

Gizlilik ve Çerez Politikası | KVKK Aydınlatma Metni | Kullanıcı Sözleşmesi

İletişim Bilgileri

A: Eski Büyükdere Caddesi
Maslak İş Merkezi No:37 Kat: 5
Maslak/İstanbul
T: (0212) 256 67 67
F: (0212) 256 34 33
E: eczaci@eczacidergisi.com

Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Takip edin
© 2024 Eczacı Dergisi - Web sayfalarında yer alan tüm bilgi, döküman, fotoğraf, video, görüntü, metin, vb. herhangi bir içerik izin alınmadan kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
Hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Username or Email Address
Password

Şifre hatırlatma