Kişiselleştirilmiş Farmasötik Yaklaşımlarda Majistral Kapsül Formülasyonları: Klinik ve Teknolojik Perspektifler Üzerine Ecz. Erol Eli Simsolo ile bir ropörtaj.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Mesleki deneyiminiz ve çalışma alanlarınız nelerdir?
Memnuniyetle. 1968 İzmir doğumluyum. İlk, orta ve Lise öğrenimimi İzmir’de tamamladım. 1985 yılında girdiğim Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra aynı Fakültenin Farmasötik Teknoloji ve Kozmetoloji uzmanlık eğitimimi tamamladım. Halen aynı Anabilim dalında doktora eğitimimi sürdürmekteyim. Eczacılık pratiğim, klasik yaklaşımın ötesine geçerek majistral farmasötik tasarım, kişiselleştirilmiş dozaj formu geliştirme ve klinik gereksinimlere özgü formülasyon optimizasyonu üzerine konumlanmaktadır. Özellikle biyo-eşdeğer hormon replasman tedavileri (BHRT), fitoterapötik kombinasyonlar ve düşük doz yüksek etkinlik gerektiren API’lerin farmasötik olarak stabil ve biyoyararlanımı yüksek formlara dönüştürülmesi ana uzmanlık alanlarım arasında yer alır. Ön formülasyon çalışmaları, eksipiyan-API etkileşimleri, çözünürlük artırma stratejileri (örneğin yarı katı ve katı dispersiyonlar veya yüzey aktif ajan kullanımı) ve alternatif uygulama yolları (oromukozal, transdermal, kapsül vb.) üzerine yoğunlaşarak, tedavinin farmakokinetik ve farmakodinamik parametrelerini optimize etmeyi hedefliyorum.
Meslek hayatınızda majistral hazırlamaların yeri nedir? Kapsül formuna yönelmenizin arkasındaki ihtiyaç neydi?
Majistral preparatlar, standart endüstriyel üretimin karşılayamadığı spesifik klinik ihtiyaçlara yanıt verir. Özellikle pediatrik, geriatrik veya özel hasta gruplarında doz titrasyonu gereksinimi, ticari preparatların sınırlılıklarını ortaya koymaktadır. Kapsül formuna yönelim ise birkaç temel ihtiyacın sonucudur:
Doz hassasiyeti: mg hatta µg düzeyinde hassas doz ayarlama imkânı
Stabilite avantajı: Sıvı formlara kıyasla daha düşük degradasyon riski
Hasta uyumu: Tat/koku maskelenmesi ve kolay kullanım
Formülasyon esnekliği: Birden fazla API’nin tek dozaj formunda kombinasyonu
Bu nedenlerle kapsül formu, majistral uygulamalarda “altın standart” taşıyıcı sistemlerden biri haline gelmiştir.
Manuel kapsül dolum sistemini tercih etmenizin başlıca nedenleri nelerdir?
Manuel kapsül dolum sistemleri, özellikle düşük hacimli ve yüksek varyasyonlu üretim gerektiren majistral uygulamalarda operasyonel olarak daha rasyonel bir çözüm sunar. Otomasyon sistemleri yüksek hacimli seri üretim için optimize edilmiştir; ancak majistral üretimde her reçetenin farklı olması, esnekliği ön plana çıkarır.
Manuel sistemlerin başlıca avantajları şunlardır:
- Küçük partilerde minimum API kaybı
- Formülasyon bazlı hızlı adaptasyon
- Düşük başlangıç maliyeti
- Validasyon ve temizlik süreçlerinin daha basit olması
Bununla birlikte, operatör kaynaklı varyasyon riskini minimize etmek için standartizasyon kritik önemdedir.
Bir kapsül dolum makinesi seçerken hangi teknik özellikler sizin için belirleyici oldu?
Makine seçiminde temel yaklaşım, formülasyon özellikleri ile ekipman performansının uyumudur. Dikkate aldığım başlıca teknik kriterler şunlardır:
• Dolum hassasiyeti ve tekrarlanabilirlik (precision & accuracy)
• Ağırlık varyasyonu toleransları (burada özellikle USP <905> uyumunu hedeflemekteyim.)
• Toz akış özelliklerine adaptasyon (Carr Index, Hausner Ratio ile ilişkili)
• Kapsül boyutu uyumluluğu (özellikle 0-2 arası)
• Modülerlik ve temizlik kolaylığı (GMP’ye uyum açısından kritik)
• Statik elektrik ve segregasyon riskine karşı tasarım özellikleri
Bu parametreler, nihai ürünün içerik uniformitesi ve doz doğruluğu üzerinde doğrudan belirleyicidir.
Hangi etken maddeleri kapsül formunda hazırlamayı daha uygun buluyorsunuz? Bunun nedeni nedir?
Kapsül formu özellikle şu API (Aktif Farmasötik İçerik) gruplarında avantaj sağlar:
• Lipit çözünürlüğü yüksek bileşikler (lipofilik API’ler)
• Organoleptik problemi olan maddeler (acı tat, keskin koku)
• Oksidasyona veya hidrolize duyarlı bileşikler
• Düşük dozda yüksek etkinlik gösteren ajanlar (hormonlar vb.)
• Yüksek doz gerektiren ancak tablet hacmini aşan kombinasyonlar
Ayrıca, uygun eksipiyan kombinasyonlarıyla (örneğin mikrokristalin selüloz, krospovidon, yüzey aktif ajanlar) çözünme profili optimize edilerek biyoyararlanım artırılabilir.
Kalite kontrol açısından hangi adımları uyguluyorsunuz?
Majistral üretimde kalite kontrol, endüstriyel GMP seviyesinde olmasa da bilimsel temellere dayanmalıdır. Uyguladığım başlıca kontrol basamakları:
- Hammadde doğrulama: COA kontrolü, gerektiğinde UV/Vis veya diğer analitik yöntemlerle kimlik doğrulama
- Tartım doğruluğu: Kalibre edilmiş analitik terazi kullanımı
- Karışım homojenliği: Geometrik dilüsyon ve uygun miksleme teknikleri
- Ağırlık sapma testleri: Rastgele örnekleme ile kapsül ağırlık kontrolü
- İçerik uniformitesi (gerektiğinde): Özellikle düşük doz API’lerde kritik
- Stabilite gözlemi: Işık, nem ve sıcaklık ekilerine karşı değerlendirme
Bu süreçler, ürünün güvenliliği ve etkinliği açısından minimum kalite standardını sağlar.
İş gücü ve zaman açısından düşündüğünüzde sürdürülebilir bir yöntem mi?
Evet, ancak bu sürdürülebilirlik doğrudan süreç optimizasyonuna bağlıdır. Standart operasyon prosedürleri (SOP), iyi organize edilmiş bir iş akışı, eğitimli personel ve her şeyden önemlisi yüksek farmasötik standartta üretilmiş boş kapsüller (ki burada Lonza Capsugel serileri benim için üretimin vazgeçilmezidir.) ve ile manuel kapsül dolumu oldukça verimli hale getirilebilir. Tüm bu unsurlar uyum içinde olmadığı takdirde, operatör bağımlılığı ve süreç varyasyonu verimliliği ciddi şekilde sekteye uğrayabilmektedir.
Majistral ilaç hazırlama pratiğinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Majistral eczacılık, özellikle kişiselleştirilmiş (fonksiyonel) tıp (personalized / Functional medicine) paradigmasının yükselişi ile birlikte yeniden stratejik önem kazanmaktadır. Farmakogenetik verilerin klinik kararlara entegre edilmesi, bireye özgü doz ve formülasyon ihtiyacını sürekli olarak artırmaktadır. Ayrıca, nadir hastalıklar, pediatrik dozaj eksiklikleri ve piyasada bulunmayan ilaçlar majistral üretimin gelecekteki temel itici güçleri
olacaktır.
Bu alanda çalışmak isteyen eczacılara ne önerirsiniz?
Sadece pratik değil, güçlü bir teorik altyapı gereklidir. Özellikle:
Farmasötik teknoloji
Biyofarmasötik
Analitik kimya
Stabilite ve degradasyon kinetiği
konularında fakültede edindiği bilgileri akademik düzeyde derinleşmeleri ve sürekli olarak pratiklerine uyarlamaları gerekir.

Yeni mezun bir eczacıya bu alanda kendini geliştirmesi için ne önerirsiniz?
Her şeyden önce Eczacılık öğrenimi diğer sağlık bilimlerinde olduğu gibi yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Bu çerçevede akademik dünya ile hiçbir zaman bağlarını koparmamaları, eğitimlerine devam etmeleri ve Küçük ölçekli formülasyon denemeleri yaparak öğrenme sürecini hızlandırmalarını öneririm. Ayrıca literatür takibi ve farmakope standartlarına aşinalığın kritik öneme sahip olduğunu unutmamalıdırlar.
Manuel kapsül dolumuna başlamak isteyen bir meslektaşınıza ilk vereceğiniz tavsiye ne olur?
Toz teknolojisini anlamadan üretime başlanmamalıdır. Bu doğrultuda Farmasötik Teknoloji teorik derslerinden ‘’Tozlar’’ Ana başlığını ve tüm alt başlıklarını tekrar etmelerini tavsiye ederim. Özellikle: Monodispers vs polidispers sistemler, İnorganik / organik tozlar, Kristalin vs amorf yapı, Partikül Boyutu ve Dağılımı, Partikül Şekli ve Yüzey Özellikleri, Toz Akış Özellikleri, Yoğunluk ve Porozite gibi parametreler doğru analiz edilmeden yapılan dolumlar ciddi doz sapmalarına yol açabilir. Ayrıca Tozların Karıştırılması , Tozların Stabilitesi, Öğütme, Eleme ve Granülasyon gibi konulara tamamen vakıf olmadan Kapsül dolumu hüsran ile sonuçlanabilir. Bu süreçte unutulmaması gereken en önemli felsefe ‘’İLACIN İKİNCİ KALİTESİNİN’’ olamayacağı gerçeğidir. Bu doğrultuda en önemli tavsiyem, üretimlerinde sadece Farmasötik dünyada referans olarak kabul gören markaların ürün ve cihazlarını tercih etmeleri olacaktır.
Sizin deneyiminize göre bu sürecin en büyük artısı nedir?
En büyük avantaj, terapötik bireyselleştirme kapasitesidir. Hastaya özgü doz, kombinasyon ve farmasötik formun rasyonel bir yaklaşımla tasarlanabilmesi, standart endüstriyel preparatların çoğu zaman sağlayamadığı düzeyde bir klinik esneklik sunar. Bu yaklaşım; hastanın fizyolojik, patolojik ve farmakokinetik farklılıklarının dikkate alınmasına olanak tanıyarak tedaviye uyumu artırır, yan etki profilini minimize eder ve etkinliği optimize eder. Sonuç olarak, majistral hazırlamalar yalnızca alternatif bir üretim yöntemi değil, doğrudan tedavi başarısını belirleyen stratejik bir araç haline gelir; ve böylelikle eczacı, yalnızca ilaç temin eden değil, gerçek bir şifacı kimliğiyle hastaya özgü çözümler üreten klinik bir uzman olarak tedavi sürecinin merkezinde konumlanır.

