ECZ. SİNEM US
Halkı sağlık konusunda aydınlatmak amacıyla gazete sayfalarında başlayan bilimsel yazılar zaman içinde dergilerde, radyo ve televizyon programlarında yer almaya başlar. Hastalıkları ve ilaçları anlatan bu tür yazılar, bilimsel çalışmaları ve de yenilikleri halkın anlayacağı bir dille okuyucuya sunar. Kurulmaya çalışılan bu köprünün ülkemizdeki tarihine baktığımızda, ilk özel Türkçe gazete olan ‘’Ceride-i Havadis ‘’ çıkar karşımıza. Osmanlı basınında ‘’gazete’’ kelimesini ilk defa kullanan Ceride-i Havadis, yayın hayatı boyunca ‘’ilk’’ ler konusunda pek çok habere imza atacaktır.
1830’lu yıllarının İstanbul’unda trajedik bir olayla, Moda’da bir çocuğun bir av tüfeği ile vurulmasıyla başlar, gazetenin hikayesi. Avlanırken yanlışlıkla masum bir çocuğu yaralayan kişi İngiliz asıllı William Churcill’dir. Her ne kadar Churchill tutuklansa da o dönemdeki kapitülasyonlar nedeniyle İngiliz Büyükelçisi Ponsonby buna karşı çıkar ve Osmanlı Devleti’ne bir nota verir. Churchill suçlu bile olsa baskılar karşısında serbest bırakılır. Churchill’den özür dilenir ve tutukluluk tazminatı olarak kendisine pırlantalı nişan, zeytinyağı ihraç izni veren bir ferman ve gazete yayımlama imtiyazı verilir.
Elindeki fermanı 3500 altına bir başkasına devreden Churchill, gazete yayımlama hakkını kullanarak Ceride-i Havadis adlı bir gazete çıkarır. Devletin resmî gazetesi Takvim-i Vekâyi’nin satışları çok yüksek olmadığından Sultan Abdülmecid, Churchill’in çıkaracağı gazeteyi desteklemeye karar verir. Yeni çıkacak gazetenin tüm malzemeleri devlet tarafından temin edilir.
Bahçekapı’da kurulan matbaada gazetenin ilk sayısı 31 Temmuz 1840 tarihinde basılır ve Osmanlı toplumunda gazete kültürünün yerleşmesinde kilit bir rol üstlenir. Gazetenin yayınlanma amacı; halkın bilgisini artırmak, diğer ülkelerde olup bitenleri aktarmak, merak duygusunu uyandırmak, meslek ve ticaret hayatını geliştirmektir. Çıkan her sayı bakanlıklara, büyükelçiliklere, abonelere ve tanıtım amacıyla ücretsiz birçok kişiye dağıtılır. Osmanlı toplumunda okuma alışkanlığı çok sınırlı olduğundan gazetenin 138. sayısında yayını durdurulur. 1843 yılından sonra ise Sultan Abdülmecid, Churchill’e 30 altın maaş bağlar, matbaa Çifte Saraylar’a taşınır ve 139. sayıdan itibaren gazete yeniden okurlarıyla buluşur.

Eczacılık ve sağlık tarihinde Ceride-i Havadis’in önemi, halkı bu konularda aydınlatan yazılara sayfasında yer veren ilk gazete olmasıdır. Öyle ki, basın tarihimizde ilk ticari ilanlar da bu gazetenin sayfalarında yer alır. 24 Temmuz 1842’de Ceride-i Havadis’i okumak için eline alanlar tarihimizde bir gazete sayfasındaki ilk resimli reklamla karşılaşırlar. Elle çizilmiş iki ayağın görüldüğü bu reklam ayak rahatsızlarını gideren bir ilaca aittir. Hastalıklar ve ilaçlar hakkında açıklayıcı ve de koruyucu bilgiler veren Ceride-i Havadis’in sayfalarında pek çok ilacın duyurusu da yer alır. Bunlardan biri de 19 Ocak 1857 tarihli gazetede göz hastalıklarına dair bir ilacın artık İstanbul’da da bulunduğu haberidir.
18 Mayıs 1857 tarihli sayısında ise bir eczane haberi ile karşılaşırız. Söz konusu haberde hastalarına yanlış ilaç verdiği için kapatılan bir eczanenin bilgisi vardır.
Osmanlı’da dönemin sağlık bilgilerinin ilk kez gazete yoluyla halka ulaşması çok değerlidir. Sağlık haberciliğinin Osmanlı’daki başlangıç halkasının “Ceride-i Havadis” gazetesi olduğunu söyleyebiliriz. Gazetenin bir sayısında “Tıbbiye mektebi hocalarından Doktor Glanci’nin her cuma günü frengi ve pek çok cilt hastalığı olan fakir hastaları ücretsiz muayene edeceği”, bir diğer sayısında ise “Meşhur İtalyan Doktor Romani’nin salı ve cuma günleri fakir kimseleri ücretsiz olarak muayene edeceği” duyurusu yer alır.
Ceride-i Havadis’te yer alan haberler arasında toplum sağlığını ilgilendiren salgın hastalıklar da kendine yer bulur. Çiçek hastalığı ve aşı merkezlerine ait bilgiler, Bingazi’deki veba salgını haberi, Kalas’ta boğaz ağrısı ile ilgili görülen salgın hastalık, gazetede yer alan diğer sağlık haberleri arasındadır. 18 Mayıs 1857 tarihli sayısında, “Kuduz hastalığı için Çin ve Hindistan’dan bir bitki getiren adamın bunu İngiltere’nin Sağlık Bakanlığı’na verdiği” bilgisine yer verilir.
Ceride-i Havadis’in sayfalarında, aydınlanma tarihimizin en önemli isimlerinden biri olan Mehmet Münif Paşa’yı görürüz. Gazetedeki 1860 yılındaki bir ilanda, Münif Paşa’nın Batı felsefesinden tercüme ettiği Voltaire, Fenelon gibi düşünürlerin yazılarına yer verdiği, akıl, ahlak ve düşünme üzerine kaleme aldığı “Muhaverât-ı Hikemiyye” adlı eserin satış yeri ve fiyat bilgisi verilir. Genç Münif, zamanın tek ve ilk özel gazetesi olan Ceride-i Havadis’te yazar olarak görev alır ve zaman içinde gazetenin başlıca kalemlerinden biri olur.
Mehmet Münif, Tanzimat döneminin en değerli ve en saygın isimleri arasında yer alır. Kültür tarihimizin en büyük entelektüellerinden biridir. Eğitim ve Ticaret Bakanlığı görevleri sırasında bilimin ve modern düşüncenin kamusal alana taşınmasında büyük reformlar gerçekleştirir. Tanzimat dönemi, kız çocuklarının eğitimi açısından kırılma noktasıdır. Kız çocuk babası olan Münif Paşa eğitimin kız-erkek ayrımı yapılmadan yaygınlaştırılması gerektiğini savunur; kadın eğitiminin önemini gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarıyla dile getirir.
Münif Paşa ilk modern bilim cemiyetlerinden biri olan Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’nin kurucuları arasında yer alır ve cemiyetin yayın organı olan ilk bilim dergisi Mecmua-i Fünun’u çıkarır. Bilimi merkezine alan dergide, bilim halkın anlayacağı bir dille topluma sunulur. Böylece Münif Paşa’nın ‘’ Bilgi halka inmelidir’’ anlayışı toplumun aydınlanması konusunda en önemli kazanım olur. İlk Türkçe bilim dergisi olan Mecmua-i Fünun Osmanlı basın tarihinde “Vekayi-i Tıbbiye”den sonra yayınlanan ikinci dergidir. Modern bilim dergiciliğinin Osmanlı’daki başlangıcı kabul edilen Mecmua-i Fünun’da, halk sağlığına yönelik yazılar da önemli bir yer tutar. Bu tıbbi yazıların içinde “Suda Boğulanların Tedavisi ve Kurtarılma Şekli” adlı bir ilk yardım yazısı yer alır. Derginin başka bir sayfasında “Nemli havanın insan sağlığı üzerindeki zararlı etkileri” konulu başka bir sağlık haberi çıkar karşımıza.
Dr. Aziz’in “Ceninin Düşürülmesi” başlıklı yazısı, o dönemde serbestçe yapılan çocuk düşürme vakalarının kalıcı ve tehlikeli sonuçları üzerine halkı tıbbî açıdan aydınlatan önemli yazılardan biri olarak tarihin tozlu sayfalarında karşımıza çıkar.
Münif Paşa’nın İstanbul’da, Süleymaniye’deki konağında tahnit edilmiş bir ayı bulunurdu. İstanbul sokaklarında oynatılan bir ayıyı ölümünden sonra Münif Paşa bir eczacıya doldurtarak evine koyar. Osmanlı’da eczacılar doğrudan tahnitçi olmasa da hayvanın çürümesini önleyen kimyasal maddeleri hazırlıyorlardı. Şap, tuz, boraks, bitkisel tanenler, aromatik bileşikler ve reçinelerden oluşan karışımı hazırlayan eczacılar, hayvanların deri ve postlarının korunmasını sağlayarak tahnitçilikte önemli bir rol üstlenmişlerdir.
Bilim, eğitim ve tercüme yoluyla toplumda dönüşümü destekleyen Münif Paşa’nın çıkardığı bilim dergisi, özgürlükçü düşünceyi temsil ettiği gerekçisiyle iki kez kapatılır; kendisi de merkezden uzaklaştırılarak İran’a sürgüne gönderilir. İran’a gönderildikten sonra İstanbul’a dönmek istese de buna izin verilmez. Bu dönemde çok sevdiği kızı verem hastalığına yakalanır. Eczacılık ve tıp bilimine çıkardığı ilk bilim dergisiyle ışık tutan Münif Paşa, sürgün yıllarında maddi zorluklardan dolayı ilaç parası bulamadığı için biricik kızını genç yaşta kaybetmek zorunda kalır. Kızının vefatının ardından İstanbul’a dönmesine izin verilir. İstanbul’a döndükten sonra elini eteğini her şeyden çeker; genç yaşta kaybettiği kızının acısıyla yaşamının son yıllarını yatağa bağımlı geçirir.
Sahrayıcedit Mezarlığında yatan kızının yanına gömülmek Münif Paşa’nın son arzusudur. 6 Şubat 1910’da hayata gözlerini yumar ve veremden kaybettiği kızının yanına defnedilir.
Bugün ziyaretçiler, sessiz mezar taşının ortasında kuşlar için oyulmuş kalp biçiminde sulukla karşılaşırlar. O kalp şeklindeki suluğun içinde sanki yağmur suları değil de acılı babanın kızı için akıttığı gözyaşları birikir.

