DİYARBAKIR ECZACI ODASI BAŞKANI – ECZ. AHMET TURGAY YAŞAR
Diyarbakır Eczacı Odası Başkanı Ahmet Turgay Yaşar ile mesleğin kanayan yaralarını, geleceğini ve çözüm önerilerini konuştuk.
Geçtiğimiz Haziran ayında yaptığınız konuşmada “Artık eczacılığı oda başkanlarının değil, başka dinamiklerin yönettiğini düşünüyorum.” dediniz. Bu tespitinizin arkasında ne var?
Aslında ben onu tabanın sesi olarak ifade ettim. 70 yıllık eczacı örgütümüz dönemsel olarak elbette kriz anları yaşar; siyasi irade de çağın ve ülkenin koşullarına göre mutlaka düzenlemeler yapacaktır. Ancak geçmişte bu birlik, kendine rağmen bir değişim gündeme geldiğinde masaya oturur, sahanın gerçeklerini, sorunlarını ve hassasiyetlerini müzakere yoluyla muhataplarına iletir ve ortak akılla hareket ederdi. Karşısındaki erk yanlışlarda direttiğinde ise tüm örgütün gücünü arkasına alıp meydanlara iner, haklılığını kamuoyuna anlatırdı.
“Eczacılık, eczacı mutfağında tasarlanmalıdır.”
Bugün yine benzer bir kriz anını yaşıyoruz. Eczacı mutfağından geçmeyen, eczacılar tarafından hazırlanmayan ve kucağımıza bir bomba gibi bırakılan, önceden sosyal medyada PR’ı yapılan 7 maddelik bir torba yasa kanun teklifi var. Türk Eczacıları Birliği; siyasi iklimden çekinmeden mesleki doğrularını ortaya koymalıdır. Arkasında 55 bin eczacının olduğu, günün 24 saati kesintisiz ilaç ve sağlık hizmeti sunan Türkiye’nin en organize akademik meslek örgütü yok sayılarak böyle bir kanunun çıkarılması mümkün olmamalıdır.
Biz yöneticiler, sistemin defoları arasında boğulmak yerine mesleğin geleceğini tasarlamak zorundayız. Eczacılık artık günü kurtarma refleksiyle değil, uzun vadeli bir vizyonla yeniden ele alınmalıdır.”
Aksi takdirde bugün hem ekonomik hem de mevzuatsal anlamda yaşadığımız sorunlar ileride tamamen çözülemez hale gelecektir. Eczacılıkta bir “Rönesans” şarttır. Bakan yardımcısı seviyesinde bir eczacı görev almalı, tüm yapılandırma yeniden tartışmaya açılmalıdır. SGK Medula sistemi, doktor sistemi ve eczane sistemi tam entegre çalışmalı; 8-10 milyar dolarlık bu pazarın tüm hukuki ve ekonomik yükü sadece eczacının sırtına yüklenmemelidir. Biz yöneticiler, sistemin defoları arasında boğulmak yerine mesleğin geleceğini tasarlamak zorundayız.
“Biz yöneticiler, sistemin defoları arasında boğulmak yerine mesleğin geleceğini tasarlamak zorundayız.”
Meslek örgütleri kamu otoritesiyle ilişkilerinde sizce nerede müzakere etmeli, nerede itiraz etmeli?
Eskiden güçlü bir müzakere kültürü vardı. Ancak müzakere masası tıkandığında veya saha gerçekleriyle bağdaşmayan dayatmalar önümüze konduğunda, 55 bin eczacının birleştirici gücü devreye girmelidir. Gücünü tabanından alan bir meslek örgütü, hiçbir dayatmayı koşulsuz kabul etmemelidir. Haklı olduğumuz konularda sesimizi yükseltmek ve meşru direncimizi göstermek kamu otoritesine de doğru yolu gösterecektir.
Bugün eczacılığın en büyük sorunu sizce nedir?
Bugün geldiğimiz noktada eczacılığın bir numaralı sorunu istihdam, serbest eczanelerimizin ise sürdürülebilir ekonomisidir.
Diyarbakır genelinde 1000’in üzerindeki eczacımızın yaklaşık 250’si (%25’i) şu an istihdam dışındadır. Türkiye ortalaması %19 civarındayken biz bu oranla maalesef ortalamanın üzerindeyiz. Önümüzdeki yıllarda bu oranın %50 seviyelerine çıkacağı öngörülüyor. Üniversite sınavında ilk 50 bine girme başarısı gösteren, eczacılık gibi ağır bir eğitimi tamamlayan gençlerin, 1 yıllık yardımcı eczacılık sürecinin ardından işsiz kalması bu çocuklara yapılan en büyük haksızlıktır.
Diyarbakır’da her 4 eczacıdan biri istihdam dışı
Türkiye ortalaması %19
Plansız açılan fakültelerin ve yüksek kontenjanların bedelini maalesef genç eczacılar ödüyor. Bir yıllık yardımcı eczacılık sürecinin ardından işsiz kalan gençlerimiz var. Bu tablo beni gerçekten üzüyor.
Bunun yanı sıra 2012’deki yasadan sonra kısıtlı sayıda eczane açılabildiği için devir eczane süreçleri de kontrolden çıktı. Yüksek devir ücretleri nedeniyle artık sadece zengin ailelerin çocuklarının eczane açabilir hale gelmesi bir yönetici olarak içimi yakıyor, meslekte ciddi bir sosyal adaletsizliğe yol açıyor.
Serbest eczanelerin ekonomik sürdürülebilirliği konusunda en büyük sıkıntılar neler?
Eczanelerimizin bir numaralı sorunu, enflasyona bağlı olarak artan giderlerini karşılayacak sıcak para eksikliğidir. Ne yazık ki bugün eczacının gündemi mesleğini geliştirmekten çok, bankadan uygun kredi bulup borçlarını çevirebilmek ya da kredi kartlarıyla vadeleri ötelemek haline geldi. Hatta geldiğimiz noktada tek düzenli çalışan sistemin, SGK’nın her ayın 15’inde eczacının ödemesini yapması olduğunu söyleyebilirim. Bu durum bile serbest eczanelerin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu özetlemeye yetiyor.
Bunun yanında SGK’nın geri ödeme sisteminde sık sık yaptığı değişiklikler ekonomik hak kayıplarına yol açıyor. İl Sağlık Müdürlükleri, Tarım İl Müdürlükleri ve diğer denetim mekanizmalarının farklı uygulamaları da eczacılar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. İlaç depolarının satış koşullarını sürekli kendi lehlerine değiştirmesi ve bölgesel ekonomik farklılıklar da eczanelerin ayakta kalmasını her geçen gün daha da zorlaştırıyor.
Diyarbakır Eczacı Odası son yıllarda oldukça görünür hale geldi. Bunun arkasındaki yönetim anlayışınızı nasıl özetlersiniz?
Diyarbakır potansiyeli çok yüksek bir oda ancak yıllarca iç siyasete kurban gitti. Ben yönetimde kuralcıyım; liyakatli insanlarla çalışır, iyi kadrolar kurarım. Sistemin tek bir kişi üzerinden yürümesinin yanlış olduğunu bildiğim için organizasyonu tabana yaydık.
Komisyonlar kurduk ve her birinin başına bir yönetim kurulu üyemizi getirdik. Kapımızı çalışmak isteyen herkese açtık. Komisyonlarda kurallar kişiye göre değişmez; herkes dersine iyi çalışır, adil kararlar alınır. Zamanla bu adalet güven ortamını doğurdu. Herkes hangi sorunu hangi yöneticiyle çözeceğini bildiği için yükümüz hafifledi. Bize kalan zamanı ve tecrübeyi de odamızı temsil etmeye ayırınca, Diyarbakır Eczacı Odası çok daha görünür ve güçlü bir konuma geldi.

Genç eczacılara yıllardır sanayi ve Ar-Ge alanlarını öneriyorsunuz. Bugün hâlâ aynı noktada mısınız?
Eczacılığın sadece serbest eczaneden ibaret olmadığını vurgulamak adına bu alanları önermeye devam ediyorum. Ancak gençlerimize “Sanayiye gidin” demek tek başına yeterli değil, bunun fiziki ve ekonomik şartlarını da sunmak zorundayız.
Şu an ilaç ve Ar-Ge çalışmalarının neredeyse tamamı İstanbul’da. İstanbul’da yaşam şartları zor, başlangıç maaşlarıyla bir eczacının yaşam standardını yakalaması mümkün değil. Bu nedenle süreç sekteye uğruyor.
İlaç stratejik bir üründür; devlet destekli “yerli ve milli” politikalarla teşvik edilmelidir. İlaç sanayisi mutlaka İstanbul dışına, akredite Eczacılık fakültelerinin yer aldığı Anadolu şehirlerine taşınmalıdır. Böylece üniversite-sanayi iş birliği kurulabilir; fakülteler hem nitelikli insan kaynağı yetiştirir hem de laboratuvar desteği sağlar.
Başkanlık döneminizde en çok önem verdiğiniz proje hangisi oldu?
En çok önem verdiğimiz iki proje var. Birincisi yeni Hizmet ve Sosyal Tesis Binası. Geleceği öngörerek 25-30 yıl sonra dahi eczacılarımızın rahatça kullanabileceği, üretim ve istihdam olanağı sağlayacak bir oda binasının inşaatına başladık. Biz gelip geçiciyiz; önemli olan kurumlara kalıcı eserler bırakabilmektir.
İkincisi ise, Yurt Dışı İlaç Temin Birimi. Bölgemizdeki hastaların hayati önem taşıyan ithal ilaçlara erişimini kolaylaştırmak amacıyla Diyarbakır’da bir “Yurt Dışı İlaç Temin Birimi” açılması için TEB’e başvurumuzu yaptık. Doğu ve Güneydoğu Eczacı Odaları da bu vizyoner projeye tam destek verdi. Sonucu sabırsızlıkla bekliyoruz.
Bugün Ahmet Turgay Yaşar için başarı neyi ifade ediyor?
Başarılar anlıktır. Aslında ben ve ekibim ekstra bir şey başarmıyoruz; sadece işimizi doğru yapmaya çalışıyoruz. Herkes üzerine düşen vazifeyi doğru ve adil bir şekilde yaparsa başarı zaten kendiliğinden gelir. En büyük başarı, mesleğe ve meslektaşa dokunan kalıcı eserler bırakabilmektir.
Eczacılıkta bir “Rönesans” diyorsunuz. Son olarak meslektaşlarınıza ne söylemek istersiniz?
Binlerce yıldır var olan bu kadim meslek, insanlık ve hastalık var olduğu sürece var olmaya devam edecektir. Her sektörde olduğu gibi biz de zorlu bir dönemden geçiyoruz. Ancak meslektaşlarım asla umutlarını kaybetmesinler. Daha çok çalışarak, pragmatik çözümler üreterek bu süreçleri aşacağız.
İlacın üretiminden hastaya sunulmasına, 1. Basamak Sağlık Danışmanlığından koruyucu eczacılığa kadar her alanda sadece ve sadece eczacıların var olması gerektiğine inanıyoruz. Birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Eczacı akıllıdır, bu krizlerin üstesinden gelecektir.
“İyi ki eczacıyız” diyeceğimiz günler çok yakındır.
Buna bütün kalbimle inanıyorum.

