Geçtiğimiz günlerde Nevşehir’de düzenlenen Türk Eczacıları Birliği 45. Dönem 1. Bölgelerarası Toplantısı’nın ortak deklarasyonunu okudum.
Deklarasyonda, Türk eczacılığının bugününün değerlendirildiği ve yarına ilişkin bir vizyon ortaya konduğu ifade ediliyordu. Doğrusu, uzun yıllardır yeterince ele alınmamış eczacılık mesleğine ilişkin yeni değerlendirmeler ve geleceğe yönelik güçlü bir perspektif bulmayı umut ederek metni büyük bir heyecanla okumaya başladım.
Ancak satırlar ilerledikçe yine aynı tabloyla karşılaştım. Konunun merkezinde eczacılık değil, ağırlıklı olarak eczanelerin ekonomik sorunları vardı.
Oysa bana göre önce şu temel soruya cevap vermemiz gerekiyor:
Eczacı bir sağlık meslek mensubu mudur?
Eğer cevabımız “evet” ise, ikinci soru kendiliğinden gelir:
Eczacılık mesleğinin özü sağlık hizmeti sunmak mıdır, yoksa ilaç satmak mıdır?
İşte bütün mesele burada düğümlenmektedir.
Eğer gerçekten bu toplantıda eczacılığın geleceğine ilişkin yeni bir vizyon ortaya konmuşsa, bunun içeriği hepimizi yakından ilgilendirir. Aksi hâlde yıllardır tekrar edilen ekonomik sorunlar listesinin yeniden dile getirilmesinden öteye geçemeyiz. Bu durum bana, “Batı cephesinde yeni bir şey yok.” sözünü hatırlatıyor.
Elbette;
* artan ekonomik baskılar,
* eczanelere yönelik politikalar,
* ilaç tedarik sorunları,
* plansız eczacılık eğitimi,
* sürekli değişen mevzuat
önemli sorunlardır.
Ancak bunların tamamı, eczanenin sorunlarıdır.
Biz ise önce eczacılığın ne olduğunu yeniden tanımlamak zorundayız.
Çünkü çok açık bir gerçeği artık görmemiz gerekiyor:
21. yüzyılın sağlık sistemlerinde eczacılık, sağlık hizmetlerinin en önemli ve en belirleyici mesleklerinden biri olmaya adaydır.
Çağdaş dünyada eczacının temel görevi yalnızca ilacı temin etmek değildir.
Asıl görevi;
* toplumun ilaçlarını doğru,
* güvenli,
* etkili,
* ekonomik ve
* bilinçli biçimde kullanmasına yardımcı olmaktır.
Eczacı, ilaç tedavisinin yönetiminde hastaya rehberlik eden, tedavi sonuçlarını iyileştiren ve ilaçla ilişkili sorunları önleyen sağlık profesyonelidir.
Asıl üzerinde durmamız gereken soru şudur:
Eczanelerimizi bu görevi yerine getirecek şekilde hazırlıyor muyuz?
Bu mekânlarda gerçek anlamda eczacılık hizmetini nasıl sunacağımıza ilişkin ortak bir projemiz var mı?
İşte esas tartışılması gereken konu budur.
Bugün toplum eczaneleri halk sağlığının en yaygın sağlık hizmet sunucularından biridir. Eczacılar danışmanlık görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Ancak mevcut sistem, bu görevin gereği gibi yapılmasına çoğu zaman yeterli imkân tanımamaktadır.
Sıkça dile getirilen bir ifade vardır:
“Güçlü sağlık hizmeti, güçlü eczanelerle mümkündür.”
Bu doğrudur.
Fakat şu soruyu da sormalıyız:
Eczaneleri gerçekten güçlü kılacak olan nedir?
Daha fazla ilaç satmak mı?
Daha fazla SGK reçetesi karşılamak mı?
Bunların hiçbiri tek başına çözüm değildir.
Gerçek güç, verilen sağlık hizmetinin niteliğinden gelir.
Bu nedenle birinci basamak sağlık hizmetlerinde meslek hakkı talep eden bir meslek grubu olarak öncelikle şu soruya cevap vermeliyiz:
Toplum sağlığı adına hangi sağlık hizmetlerini üstlenebiliriz?
Bence bundan sonraki bütün mesleki toplantıların temel gündem maddesi bu olmalıdır.
Çünkü dünya artık bu soruya cevap arıyor.
Toplum eczacılığı gelişmiş ülkelerde hızla yeni sorumluluklar üstlenmekte; ilaç yönetimi, kronik hastalık izlemi, aşılama, farmasötik bakım ve hasta danışmanlığı gibi alanlarda sağlık sisteminin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmektedir.
Aynı şekilde dijital teknolojiler de eczacılığı hızla dönüştürmektedir.
Bu dönüşümün en önemli amacı, eczacının danışmanlık rolünü daha da güçlendirmektir.
Ülkemizde de yaklaşık çeyrek asırdır özellikle RxMediaPharma sayesinde eczacılar bilgiye çok daha hızlı ulaşabilmekte ve hastalarına bilimsel dayanaklı danışmanlık hizmeti sunabilmektedir. Bugün gerektiğinde cep telefonumuz üzerinden bile doğru bilgiye saniyeler içinde ulaşarak hastalarımıza güvenilir danışmanlık verebiliyoruz.
Bu alanda RxMediaPharma’nın Türk eczacılığına yaptığı katkı tartışmasızdır.
Bununla birlikte önümüzde daha büyük bir sorun durmaktadır.
İlacın giderek yalnızca ticari bir meta hâline gelmesi.
Bu yalnızca ülkemizin değil, bütün dünyanın sorunudur.
Mesleğimizi yalnızca ilacın ticari yönü üzerine kuramayız.
Bu anlayış artık sürdürülebilir değildir.
Üstelik bu sorun, sadece karşı çıkarak çözülebilecek bir sorun olmaktan da çoktan çıkmıştır.
Tıpkı ilaç reklamı tartışmalarında olduğu gibi.
Artık yeni bir şey söylemek zorundayız.
Meslek standartlarımızı geliştirmeli, eczacılığı yeniden tanımlamalı ve sağlık sistemi içindeki yerimizi daha güçlü biçimde ortaya koymalıyız.
Ne yazık ki eczacılık eğitimi uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak ürün ve teknoloji odaklı yürütülmüş; hasta yönetimi, klinik karar süreçleri ve sağlık hizmeti sunumu yeterince ön plana çıkarılamamıştır.
Bu nedenle mezun olan birçok eczacı, mesleğe başladığında kendisini daha çok ekonomik ve mevzuatsal sorunların içinde bulmaktadır.
Oysa mesleğin sağlık hizmeti boyutu çok daha görünür hâle getirilmelidir.
Bugün yaşadığımız birçok eczane sorununun temelinde de aslında bu kimlik sorunu yatmaktadır.
Çünkü biz hâlâ eczacılığı ortak bir anlayışla tanımlayabilmiş değiliz.
Önce eczacılığı güçlendirmeliyiz.
Çünkü güçlü eczacılık olmadan güçlü eczaneler de olmaz.

