Bu siteyi kullanarak Gizlilik Politikası ve Çerezler'nı ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
Arayın
Entertainment
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi - Tüm hakları saklıdır.
Okunan: BASİT GOLLER YEDİK
Giriş yapın
Bildirimler Daha göster
Font büyütücüAa
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Font büyütücüAa
Arayın
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Röportajlar
  • Yazarlar
  • Dergilik
  • İletişim
Zaten hesabınız var mı? Giriş yapın
Takip edin
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi. Tüm hakları saklıdır.
Eczacı Dergisi > Yazılar > Yazarlar > BASİT GOLLER YEDİK
Yazarlar

BASİT GOLLER YEDİK

Uzm. Ecz. Sinem Güngör Bayar
Yazar Uzm. Ecz. Sinem Güngör Bayar
17 Mart 2026
Yazarlar

Sarı ışığı görünce frene mi basıyorsunuz gaza mı?

Son bir yıla kadar gaza basıyordum. Artık frene basıyorum. Bir yere birkaç dakika geç
gitmek, kendi içimdeki sakinlik, dinginlik ve “güvendeyim” hissi ile kıyaslandığında çok küçük bir bedel. Heryere zamanından önce gittiğim, yetiştiğim, yetişmek ve acele etmek için kurallara uymadığım, limitleri aştığım zamanlar oldu, onların da bedelini ödedim. Bazen hiç fark edilmedi bu kural ihlalleri , onların da bedelini başka yerlerde başka şekillerde ödedim. Hayatın total adaleti
değişmiyor. “Black Mirror” isimli distopya dizisinde hep tekrar eden bir korku var; bir
simülasyonun içinde hapis kalmak. Bir sezonda nerdeyse tüm bölümler bu korkunun farklı varyasyonlarıydı. Bizde de bir yetişememe korkusu var sanırım. Yollarda herkesin acelesi var. Toplantıya, kursa, işe, okula, yemeğe, uçağa, trene, otobüse yetişme telaşı. Sakin olamıyoruz vesselam. Bir insanın hiç bir zaman acelesi olmaması mesela, bana inanılmaz havalı geliyor. Sakin ve telaşsız olmak, zengin gösteriyor. Sarı ışıkta durduğumda bir keresinde yanımda
oturan arkadaşım, çok şaşırmıştı. İstesem geçermişim, ne olacakmış, zaten herkes geçiyormuş, hatta kırmızının ilk saniyelerinde bile geçiyormuş herkes. Evet bizim genetik kodlarda bu da var; tüm kurallara harfiyen uyarsan kaybeden taraftasın, enayiler tarafındasın. Herkes aynı anda kural ihlali yapınca, kural ihlali yapmayanlar bir anda 1-0 yenik başlıyor maça . Bu yetişme telaşımızın arkasında ne var peki? Neyi elde edemedik de ısrarla, inatla, hızla yetişmeye çalışıyoruz? Çok yolculuk yapan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki eğer,

Yol yakınsa trafik vardır.
Yol açıksa mesafe vardır.
Yol genişse hız limiti vardır.
Yol dar ise karşıdan gelen vardır.
Yol yakın, engelsiz, genişse ve karşıdan gelen yoksa o yol sizi iyi bir yere götürmüyordur.
İyi bir yere varmak için hep bedel ödüyoruz.
(Bir de şu var; yol güzelse hızlı gitmeye ihtiyaç duymuyorsun, o ayrı)
Biraz daha el yükseltebilirim .

Tüm yakınlarınız, aileniz ve arkadaşlarınızın onayladığı bir yol; büyük ihtimalle sizin yolunuz değildir. Toplumun sizden beklediği yol olabilir o.

Bir yola yalnız çıkıyorsanız da yolun çilesi ve sonunda da zaferi size aittir.
Bir yola yanınızda insanlarla çıkıyorsanız , o insanlarla geçinme ve uyum sağlama sorumluluğu ve aynı zamanda da konforu size aittir. Yolun sonundakini de o insanlarla paylaşmanız gerekir. Yani yalnız olmanın ve birileri ile olmanın, uzağa ya da yakına gitmenin bedelleri ve ödülleri vardır. Biz bunlara karar veririz aslında. Hangi ödül için hangi bedeli ödeyeceğimize karar veririz.

Eczanede mesela,
Çok ürün alırsak çok satış da yapabiliriz, çok zarar da edebiliriz. (Bir işletmede kar ve zarar
kardeştir, gelip giderler ara ara ) . Az ürün alırsak daha kolay yönetiriz ama “az” olarak
konumlandırırız kendimizi. “Az” ya da “çok” olmak kendi kafamızda kendimize ait bir algıdır çoğu zaman. Çok sayıda personel ile çalışmanın avantajları ve dezavantajları vardır, az sayıda personel ile çalışmanın da. Caddelerin, taşranın, semtin, sağlık ocağı yanının, hastane karşılarının avantaj ve
dezavantajları vardır. Büyük ciroları yönetmenin de, küçük kalmayı seçmenin de. Bir keresinde bir eczacı arkadaşımla eczane konusunda dertleşirken bir ara sinirlenip ; sen rahatlık mı istiyorsun para mı ? diye çıkışmıştı. Evet böyle bir tercih var eczacılıkta, ve sanırım ikisi aynı anda olmuyor, birinden birini seçmek zorundasın.

Daha çok çalışan eczacı mı olacağız, daha iyi yöneten eczacı mı ?

Bu soru siz yanıltmasın, elbette her ikisi de aynı anda olabilir, ama birini seçmek gerekiyorsa hangisini seçeceğiz? Futbol savunma ile , basketbol hücum ile kazanılan bir oyundur gibi bir cümle kalmış aklımda, nerden kaldı bilmediğim. Futbol hayata daha çok benziyorsa (ki bir çoklarına göre daha çok benziyor) savunma hattı, hayatta kalma hattı, güvenlik hattı daha önemli olabilir bizim için. Her zaman böyle olmaz tabi, ama hayatta kalmanın esas olduğu zamanlarda savunmada kalmak, daha doğrusu oyunda kalmak daha önemli olabilir. Bazen turu geçmek için beraberlik yetiyor ya, onun gibi. Yunanistan milli takımınının bir keresinde sadece iyi bir savunma ile şampiyon olduğunu hatırlarım. Çok az gol atarak ve neredeyse hiç gol yemeyerek. Atletico Madrid takımı Real Madrid ve Barcelona gibi kulüplerle (onların bütçesinden çok daha küçük bir bütçe ile ) aşık atıyor, iyi bir sistem, iyi bir savunma, başında iyi bir teknik adam olduğu için.
Atletico Madrid onlar kadar zengin ve gösterişli değil, ama hata yapmamaya odaklanarak , orada kalabiliyor . Koşullar ne olursa olsun kaybetmemek için oynuyor, bu büyük bir psikolojik güç. Her babayiğidin harcı değil. İyi bir savunma, iyi bir sistem, akıllı bir antrenör sizi -görünürde- çok daha büyük rakiplerle aynı oyunda tutabilir.

Penaltı atılırken bakamayan bir insanım. Golü atacakların tarafındaysam, ya atamazsa ihtimali beni çok gerdiği için, ya da o gol o sırada hayati önemde ise, asla bakamıyorum. Mesela gol yiyecek olan taraftaysam o kadar zorlanmıyorum. Nasıl olsa yiyeceğiz gibisine. Oralar gergin yerler, demek istediğim; işi penaltılara bırakmamak gerekiyor. İnsan bazen bir kesinlik istiyor. Bazen de kazanmak için değil, sadece kaybetmemek için oynamak gerekiyor, her zaman değil, bazen.

İsviçreli psikiyatr Carl Jung’a göre mutluluğun beş formülü şöyleymiş:
1-Fiziksel ve ruhsal sağlık
2-Samimi yakın ilişkiler
3-Sanat ve doğadaki güzellikleri algılayabilme
4-Yeterli seviyede mesleki tatmin
5-İnanç veya felsefi bakış açısı

Elbette bunların ötesinde, öncelikle geçim derdinin olmaması da gerekiyordur diye tahmin ediyorum.Zira geçim derdi varsa bir yerde, geri kalan her şeyin huzurunu ve neşesini kaçırıyor. Ancak geçim derdi aşılmışsa fiziksel ve ruhsal sağlıktan , mesleki tatminden söz edebiliriz. Eczane eczacılığı dar bir boğazdan geçiyor. Benim mesleğe başlamamla birlikte birkaç oyun değiştirici
süreç yaşandı. En önemli ikisi;

2005’te SSK reçeteleri serbest eczanelerden karşılanmaya başlandı. Oyun değişti.
2012‘de Eczane açmakla ilgili yasa değişti.Oyun değişti.

Bizler de bu hamlelere karşılık verdik bir şekilde, elimizden geldiğince uyum sağladık. Ancak şu anda yaşadığımız şey, bunlardan öte, azar azar ve her gün farklı dozlar halinde (günde bir, tok) aldığımız olumsuzluklar şeklinde karşımıza çıkıyor. Nerdeyse her gün, bizi olumsuz etkileyecek bir tutum ya da kural ile karşılaşıyoruz, öyle ki, hiçbir şeye şaşırmaz olduk. İyi bir şey olunca şaşırıp seviniyoruz. Eczaneler şu anda ilerleme, hücum gibi konulardan çok savunmada kalıp hayatta kalmaya odaklı gibiler. Eczanede gol yememek, yenilmemek, savunmayı güçlendirmek nasıl olabilir ?

Kontrolsüz borçlanmayı durdurmak.
Nakite ve satışa dönmeyecek stoğa girmemek.
Masrafları olabildiğince azaltmak.
Hiç bir hastayı, müşteriyi kaybetmemek. Elimizdekini kaybetmemek.
Motivasyonu kaybetmemek.
İtibari kaybetmemek.
Vadesi iyi ayarlanmış senetler, çekler, ödemeler.
Vadesi iyi ayarlanmış kredi kartı ekstreleri.
Personel için net görev tanımı.
Az ve hızlı dönen bir stok devri.
Stoğu takip etmek, SKT dolmadan hepsini paraya çevirmek.
Günlük hedef belirlemek ve onu tutturmak.
Sadece o güne, o haftaya odaklanarak, o zamanın kalitesini arttırmak.

Çok hedef bizi dağıtabilir, az hedef odaklanma sağlayabilir. Eczacı için ise, her şeyden önce psikolojik olarak lider konumda olmak. Sakin, telaşsız, soğukkanlı. Şunu unutmayalım her şeyi yapmak liderlik değildir. Her şeyi yaparak daha iyi olmaya çalışıyorsak, daha iyi olamayacağız. Bunu da atlatacağız diyen barışçıl ve yapıcı bir zihin inşa edeceğiz.. Gerekli gücü, yakıtı, enerjiyi (maddi ve manevi )depolayınca yeniden harekete geçebiliriz. Bazen gerçekten de güvenli alanda, yavaş hareket ederek ilerlemek gerekiyor. Bazen
sadece hayatta kalma modunu açmak ve tasarrufa odaklanmak gerekiyor. Bazen sadece o günü kurtarmak ve küçük kazanımların altını çizip takdir vermek gerekiyor.

Jeffrey K. Liker’in “Toyota Tarzı Liderlik” kitabında , “Toyota Motor Corporation”ın başarı modeli üç maddede özetlenir;

1-Sürekli İyileştirme ; Kaizen
2-İsrafı yok etme
3- İnsan odaklı yönetim (Çalışanların hatalarını gizlemeye değil görünür olmasına yönelik bir
kültür, hatadan utanılmıyor, hatadan öğreniliyor )

Futboldan, trafik ışıklarından ve Toyota’dan öğrendiğim kadarıyla şu anda eczaneler olarak yapacaklarımız da bunlara benzer şeyler olacak.

Olabildiğince net ve tutarlı bir biçimde yönetimi sadeleştireceğiz, her gün küçük şeyleri iyileştirip, güvenli adımlar atacağız. Hiç bir insanı kaybetmeyeceğiz. Markamızı ve prestijimizi kaybetmeyeceğiz. Güvenli alanda kalarak, soğukkanlılığımızı koruyacağız. Her gün sistem kurmaya devam edeceğiz. Savunma hattını güçlendireceğiz. Bugün hayatta kalacağız. Bugün ayakta kalacağız.

Yarına da yarın bakacağız.
Bu yıl olanlar oldu.
Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.

 İLHAM VEREN KADINLARIN VE HAYAT KURTARAN SAĞLIK KAHRAMANLARININ AYI
SEMAGLUTİD
MEDULA’DAN PROVİZYON ALINIRKEN BUNLARA DİKKAT!
Sorunlarımız
YENİ YILLAR…
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Eposta Linki kopyala Yazdırın
Önceki yazı HORMONLAR KADINLARIN METABOLİK, BEYİN VE KEMİK SAĞLIĞINI NASIL ŞEKİLLENDİRİYOR?
Sonraki yazı İLAÇ SEKTÖRÜNÜN GÖRÜNMEYEN OMURGASI
Yorum yapılmamış Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni eklenen haberler

Afyonkarahisar Eczacı Odası Yeni Hizmet Binası Açılış Töreni
Haberler
20 Nisan 2026
İlaç Erişimi Çöktü, Sahteler Çoğaldı
Haberler
20 Nisan 2026
LEVETİRASETAM
Yazarlar
20 Nisan 2026
MEKSİKA’NIN KUTSAL KAKTÜSÜ PEYOTE
Yazarlar
20 Nisan 2026
Türk Eczacıları Birliği Başkanı Ecz. M. İrfan Demirci, T.C. Sağlık Bakan Yardımcısı Sayın Doç. Dr. Şuayıp Birinci ile Görüştü
Haberler
18 Nisan 2026

Eczacı Dergisi Kurumsal

İmtiyaz Sahibi: Meral Günay Öztürk
Yayıncı Kuruluş: Novi Medya Merkezi İletişim ve Yayıncılık A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Çetin Öztürk
Grafik Tasarım: Filiz Erdem
Editör: Songül Türe
Pazarlama Yönetmeni: Kübra Yeşildirek
Dijital Pazarlama Yönetmeni: Tuğba Taylan

PHARMASEA
Ad imageAd image

Gizlilik ve Çerez Politikası | KVKK Aydınlatma Metni | Kullanıcı Sözleşmesi

İletişim Bilgileri

A: Eski Büyükdere Caddesi
Maslak İş Merkezi No:37 Kat: 5
Maslak/İstanbul
T: (0212) 256 67 67
F: (0212) 256 34 33
E: eczaci@eczacidergisi.com

Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Takip edin
© 2024 Eczacı Dergisi - Web sayfalarında yer alan tüm bilgi, döküman, fotoğraf, video, görüntü, metin, vb. herhangi bir içerik izin alınmadan kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
adbanner
Hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Username or Email Address
Password

Şifre hatırlatma