Bu siteyi kullanarak Gizlilik Politikası ve Çerezler'nı ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
Arayın
Entertainment
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi - Tüm hakları saklıdır.
Okunan: Eklem Tedavisinde Kanıta Dayalı Bütüncül (Holistik) Bir Yaklaşım
Giriş yapın
Bildirimler Daha göster
Font büyütücüAa
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Font büyütücüAa
Arayın
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Röportajlar
  • Yazarlar
  • Dergilik
  • İletişim
Zaten hesabınız var mı? Giriş yapın
Takip edin
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi. Tüm hakları saklıdır.
Eczacı Dergisi > Yazılar > Röportajlar > Eklem Tedavisinde Kanıta Dayalı Bütüncül (Holistik) Bir Yaklaşım
Röportajlar

Eklem Tedavisinde Kanıta Dayalı Bütüncül (Holistik) Bir Yaklaşım

Eczacı Dergisi Editör
Yazar Eczacı Dergisi Editör
25 Temmuz 2026
Röportajlar

Son yıllarda eklem sağlığının öneminin artmasıyla tedavi yöntemleri konusunda da çeşitli alternatifler üretilirken, Prof. Dr. Nuray Yazıhan sorularımızı cevaplayarak konuya açıklık getirdi.

Son yıllarda eklem sağlığına ilgi belirgin biçimde arttı. Bu ilginin arkasındaki temel nedenler nelerdir

Eklem sorunları sadece günümüzün sorunu değil aslında uzun zamandır eklem sorunları ve bu sorunlara bağlı sağlık kaybı ve ekonomik yük oldukça yüksek. Dünya Sağlık Örgütü’ nün verilerine ve bu alanda yapılan çalışmalara göre bu sorun hızla artmaya devam edecek. Küresel Hastalık Yükü (GBD) 2019 verilerine göre Dünya genelinde yaklaşık 1,71 milyar insan bel ağrısı, boyun ağrısı, kırıklar, diğer yaralanmalar, osteoartrit, amputasyon ve romatoid artrit dahil olmak üzere kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarıyla yaşıyor . Bu durum bizim ülkemizde de benzer durumda. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının yaygınlığı yaşa ve tanıya göre değişmekle birlikte, dünyanın her yerinde her yaştan insan etkilenmektedir. Yüksek gelirli ülkeler, kişi sayısı bakımından en çok etkilenen ülkelerdir (441 milyon), bunu 427 milyon ile DSÖ Batı Pasifik Bölgesi ülkeleri ve 369 milyon ile Güneydoğu Asya Bölgesi ülkeleri takip ediyor. Kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ayrıca, dünya genelinde engellilikle geçirilen yılların (YLD) en büyük nedenlerindendir ve yaklaşık 149 milyon YLD’ye neden olarak dünya genelindeki tüm YLD’lerin %17’sini oluşturmaktadır.  2021 verilerine göre Dünya nüfusunun yaklaşık %7,6 ila %8,1’i (yaklaşık 600 milyondan fazla insan) semptomatik osteoartrit ile yaşamaktadır. 55 yaş ve üzeri popülasyonda bu oran dramatik şekildeartmaktadır. 55 yaş üstü bireylerin yaklaşık %30 ila %35’inde radyolojik ve klinik olarak doğrulanmış eklem dejenerasyonu mevcuttur.Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla belirgin düzeyde yüksektir. Küresel olarak kadınlarda prevalans %9,80 iken, erkeklerde bu oran %6,44 civarındadır. Diz eklemi en çok etkilenen bölgedir.

Son yıllarda eklem sağlığının bu denli ön plana çıkmasının arkasında hem demografik hem de sosyo-kültürel faktörler yatıyor. Yaşam Süresinin Uzaması ve “Aktif Yaşlanma” Arzusu önemli etkenlerden biri. İnsan ömrü uzuyor ancak asıl hedef sadece uzun yaşamak değil, bu yılları kaliteli ve hareketli geçirmek. Artık yaşama yılına değil “aktif yaşam yılı” daha ön planda, bu durumda da eklemler, kaslar ve kemiklerimizin sağlığı çok ön plana geçiyor. Bireyler, ileri yaşlarda da kimseye bağımlı olmadan seyahat etmek, spor yapmak ve sosyal hayata katılım göstermek istiyor. Bu da lokomotor sistemin (hareket sistemi) temel taşı olan eklemlerin korunmasını zorunlu kılıyor.

Bilinçli Tüketici ve Koruyucu Tıp Akımıile beraber vücudun eksik yapı taşlarının yerine konulması, önleyici sağlık uygulamalarının artması ile sağlıklı yaşamın en öenmli parametrelerinden biri olan kas iskelet ve eklem sağlığı da önem kazanmaya ve sık sık konuşulmaya başlandı. Sağlık yaklaşımı, “hastalık oluştuktan sonra tedavi etme” noktasından “hastalık oluşmadan önce önleme” (proaktif/preventif tıp) evresine evrildi. Fonksiyonel tıp ve bütünsel sağlık yaklaşımlarının popülerleşmesiyle birlikte, kıkırdak matrisini destekleyen takviyeler ve biyobelirteç takipleri daha geniş kitleler tarafından benimsendi.

Diğer önemli etkense yaşam tarzındaki değişimler. Sedanter Yaşam ve Postür Bozuklukları Kas İskelet Sorunlarının Artmasına Neden Oluyor. Teknolojik gelişmelerle birlikte gün boyu masa başında, bilgisayar ve telefon karşısında geçirilen süreler arttı. Hareketsizlik, zayıf kas tonusu ve ergonomik olmayan duruş pozisyonları, eklemlere binen statik yükü artırarak erken dönemde aşınma ve ağrılara yol açıyor. Aşırı yüklenme, abartılı egzersizler de eklem sorunlarını arttırabiliyor. Profesyonel sporcularda eklem sorunları çok sık görülen sağlık problemleri arasında yer alıyor

Obesite , Sağlıksız Beslenme önemli risk farktörlerinden biri. Çağımızın salgını olarak nitelendirebileceğimiz obesite ile beraber eklemlere binen yük artıyor, dengesiz beslenme nutrisyonel eksikliklere neden oluyor. Özellikle sedanter yaşamın da eşlik etmesiyle kas, iskelet yapısı zayıflıyor ve eklem sorunlarının da artmasına neden oluyor.

Bunun yanısıra enflamatuar hastalıklar, özellikle sporcularda eklem bölgesine travma veya stres, ilaçlar, ek hastalıklar, genetik faktörler, meslek veya anatomik bozukluklar da eklem sorunlarını arttırabilen risk faktörleri arasında yer alıyor.

Eklem sorunları ileri yaşla özdeşleştirilirdi; oysa artık gençler ve sporcular da bu tablodan nasibini alıyor. Sporcular ve aktif bireyler eklem desteğini yalnızca şikayet başladığında mı düşünmeli?

 Ülkemizde ve Dünya da yaklaşık 65 yaşina kadar her 5 kişiden 3 ü artrit tanisi aliyor ve verilere göre son 20 yilda eklem sorunlarina özellİkle artrit ile ilşkili sağlik harcamalari hizla artiyor. Bu durum sağlik harcamalarinda iş güç kaybina neden olarak ciddi bir oran tutuyor. Bununla beraber TUİK (Türkiye Sağlık Araştırması 2022) verilerine baktığımızda aslında kas iskelet sorunlarının, 15 yaş üstü bireylerde de oldukça sık görülen bir sorun olduğu ve erken yaşlardan itibaren boyun, bel, eklem ağrıları gibi şikayetlerle sık sık sağlık kuruluşlarına başvurulduğunu görüyoruz. Özellikle gençlerimizin yaşam tarzı, uzun süre hareketsiz kalma, postür bozuklukları, anneden itibaren erken yaşlarda yetersiz ve dengesiz beslenme sorunları erken yaşlarda kas iskelet bozukluklarının ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Bunun yanısıra bazı durumlarda örneğin Popüler Spor Trendleri ve Aşırı Yüklenmede kas iskelet ve eklem sorunlarına neden olabiliyor.Crossfit, fonksiyonel antrenmanlar, maraton koşuculuğu gibi yüksek yoğunluklu veya tekrarlayıcı yük binen sporların popülaritesinin artması, rekreasyonel (amatör) sporcularda bile eklem ve bağ yaralanmalarını daha görünür hale getirdi. Özellikle kas ve kemik yapısının zayıf olduğu durumlarda bu sorunlar çok daha belirgin hale geliyor.

Bu nedenle erken yaşlardan itibaren özellikle de gebelik öncesi kas, kemik ve eklem sağlığını destekleyici nutrisyonel yaklaşımlar başta olmak üzere kas gücünü arttıran, kemik yoğunluğunu destekleyen, eklem üzerine binen yükü azaltıcı egzersiz programları ve diğer yaklaşımlar yaş alma sürecindeki kayıpları engellemek için çok önemli. Sorunlar başladığında çözmek ve tedavi etmek çok zor oluyor.

Beslenme, egzersiz ve besin destekleri bir arada değerlendirildiğinde nasıl bir bütüncül yaklaşım önerirsiniz?

Hastaların eklem sorunları sıklıkla farmakolojik ajanlar, ağrı kesiciler (oral, topikal, injeksiyon, nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ), eklem içine (intra-artiküler, biomimetik) uygulamalar, kortikosteroidler, PRP, kök hücre, ekzozom uygulamaları, sitokin reseptör blokerleri gibi antiromatizmal tedaviler ve ileri durumlarda cerrahiyle çözümlenmeye çalışılmaktadır.

 Kas, kemik ve eklem sağlığı (lokomotor sistem) birbirine sıkı sıkıya bağlı, kinetik bir zincir gibi çalışır. Kemikler iskeleti oluşturur, eklemler bu iskelete hareket kabiliyeti verir, kaslar ise sistemi hareket ettirerek eklemlere binen yükü paylaşır. Dolayısıyla bu sistemde birini dışarıda bırakıp sadece diğerine odaklanmak uzun vadeli başarı getirmez. Bunun yanısıra eklem yapısını kemik yapı, kıkırdak, ligamentler ve kas birbirini destekleyecek şekilde oluşturur. Özellikle hasarlanmış eklemlerde kemik dokusunun da bozulduğu, bağ dokusunun etkilendiği ve kıkırdak dokuda da etkene bağlı olarak değişimler olduğu görülür. Bu üç yapıyı aynı anda destekleyen, kanıta dayalı ve bütüncül (holistik) bir yaklaşım gerekir. Beslenme, egzersiz ve bu dokuları oluşturan temek besin ögelerinin yerine konulması önemlidir.

Dokuların ve hücresel yapı ve bileşenlerin eksikliklerinin yerine konulması, iyileşme sürecinin desteklenmesine yönelik beslenme önceliklidir. Beslenmede temel amaç; kas sentezini (anabolizma) uyarmak, kemik organik yapısını ve mineral yoğunluğunu korumak ve eklem içi inflamasyonu (yangıyı) kontrol altında tutmak olmalıdır. Yeterli protein ve amino asit havuzunun ihtiyaca uygun olarak oluşturulması hem kas hem de kemik yapısını destekler. Kas kütlesini ve gücünü korumak eklemleri doğrudan korur. Günlük kilogram başına 1.2 – 1.6 gram kaliteli protein alımı (özellikle lösin amino asidinden zengin whey, yumurta, kırmızı et/balık) kas protein sentezi için şarttır. Antiinflamatuar beslenme modeli, Akdeniz Tipi Beslenme sağlıklı yaşamı desteklediği bilinen en çok bilimsel veriye sahip modellerdir. Rafine şeker, trans yağlar ve işlenmiş gıdalar sistemik inflamasyonu artırarak eklem kıkırdağının yıkımını hızlandırır. Zeytinyağı, koyu yeşil yapraklı sebzeler, mor meyveler (antioksidanlar) ve haftada en az iki gün yağlı balık (Omega-3 / EPA-DHA) tüketimi, eklem içi inflamasyonu doğal yolla baskılar. Alkali denge hem kemik matriksini destekler, yıkımı azaltır hem de hasarlı dokudaki enflamasyonu da azaltır. Kemiklerin sadece kalsiyuma değil, kolajen yapıyı destekleyecek C vitaminine, magnezyuma ve çinkoya da ihtiyacı vardır. Aşırı tuzlu ve asidik beslenme idrarla kalsiyum atılımını artırabileceğinden, sebze-meyve dengesi iyi kurulmalıdır.

Egzersiz kas yapısının güçlenmesi, yeniden kemik yapımının uyarımı için mekanik Sinyalizasyon sağlar. Kemik, kas ve kıkırdak hücreleri sadece besinlerle büyümez; gelişmek için mekanik yüke ihtiyaç duyarlar. Özellikle Direnç (Ağırlık) Antrenmanları (Kemik ve Kas için) için gereklidir. Progresif kontrollü yüklenme (ağırlıkların kademeli artırılması), kemik osteoblast hücrelerini uyararak kemik yoğunluğunu artırır ve kas hipertrofisini (büyümesini) sağlar. Haftada 2-3 gün tüm vücudu kapsayan direnç egzersizleri yapılmalıdır. Eklem etrafındaki kasların güçlendirilmesi ekleme binen yükü de azaltır. Bunun yanısıra Mobiliteyi Arttıran ve Stabilite, Dengeyi destekleyici egzersizler de eklemek gerekir. Kalça ve ayak bileği gibi mobil (hareketli) olması gereken eklemler esnetilmeli; diz ve bel (lumbar) gibi stabil olması gereken bölgeleri çevreleyen kaslar (core, quadriceps vb.) güçlendirilmelidir. Kardiyo egzersizleri eklenerek kilo kontrolü ve kardiyovasküler sistemin desteklenmesi sağlanabilir Yüzme, bisiklet veya kürek gibi eklemlere ani ve şiddetli darbe yüklemeyen kardiyo egzersizleri, eklem içi sıvının (sinovyal sıvı) sirkülasyonunu artırarak kıkırdağın beslenmesini sağlar.

Beslenme ve egzersiz temel yapımın oluşmasını sağlarken bu yapılanma sürecinde ihtiyacımız olan besin ögelerinin de eklenmesi yeniden yapılanmayı destekler. Eklemlerde görülen sorunlar nedene bağlı değişmekle beraber en sık görülen sorun osteoartritlerdir. Bu durumda eklem kıkırdağı ve kıkırdak altı kemik dokusunda yapım ve yıkımın bozulması, kıkırdak yapının bozulması, bozuk kemik yeniden yapılanması, ilerleyici hasar, enflamasyon ve eklem aralığında bozulma, daralma gibi bir dizi biyokimyasal ve morfolojik değişiklikle karakterize dejeneratif patoloji görülmektedir.

Doğru egzersize doğru besin destekleri eklendiğinde kemik, kas ve eklem sağlığının desteklenmesindeki başarı da artar. Kıkırdak yapının korunması, enflamasyonun azaltılması, kemiğin organik ve inorganik yapısının desteklenmesi tedaviye yanıtı destekler.

Kollajen; tendon, ligament ve kemik yapısındaki başlıca proteindir ve tüm proteinlerin yaklaşık % 30 unu oluşturur. Bu nedenle kolajenlerin yapımının arttırılması bu yapıların desteklenmesi için gereklidir.

Vücudumuzdaki kolajenin çoğunluğu, önemli aminoasitlerin iç içe geçmiş zincirlerinden oluşur: glisin, prolin ve kolajen tipine bağlı olarak genellikle arginin veya hidroksiprolin. Kollajendeki aminoasitler “koşullu esansiyel” olarak bilinir. Çoğumuz için, kolajendeki bu koşullu esansiyel aminoasitler aslında esansiyeldir. Ancak kemik suyu, jelatin, tavuk ve balık derisi gibi kolajen açısından zengin gıdaları bilinçli olarak tüketmek için çaba göstermiyorsanız, vücudunuz bu hayati yapı taşlarından büyük ölçüde yoksun kalır. Bunların doğru protein kaynaklarından amino asit olarak veya ek destek olarak alınması yapısal bütünlüğün korunmasını sağlar.

Osteokalsin, osteopontin, osteonektin, fibronektin kollajen olmayan proteinlerdir. Osteokalsinin kanda artması osteoblastik aktiviteyi gösterir.KEMİK YAPIMI AÇISINDAN KALSİYUM/FOSFOR, D VİTAMİNİ/ PTH DENGESİ, KOLLAJEN DESTEĞİ ÖNEMLİDİR.

Kemik ve kalsiyum metabolizması için D3 + K2 Vitamini gereklidir. Kalsiyum takviyesinden ziyade, alınan kalsiyumun damarlarda birikmeyip kemiğe yönlenmesi kritiktir. D3 vitamini kalsiyumun emilimini sağlarken, K2 vitamini (MK-7 formu) Osteokalsin proteinini aktive ederek kalsiyumu kemik matrisine kilitler.

Kasların doğru kasılıp gevşemesi, ATP (enerji) üretimi ve kemik yapısı için magnezyum elzemdir. Akşamları emilimi yüksek olan Magnezyum Bisglisinat veya gündüz kas aktivasyonu ve enerji sağlamayı destekleyen Malat formları tercih edilebilir. Bunun yanısıra çinkonun da kemik sağlığında, bağışıklığın desteklenmesinde, normal metabolizmanın korunmasında etkili olduğu bilinmektedir.

Yapılan klinik çalışmalar eklem ve kıkırdak matrisi için tip II kolajen kullanımının eklem sağlığında ve osteoartrite bağlı eklem fonksiyonlarının kaybının azalmasında önemli bir destekleyici olduğunu göstermektedir.

Kolajen denince akla hep cilt geliyor. Tip II kolajenin eklem sağlığındaki rolü nedir?

 Kollajen; tendon, ligament ve kemik yapısındaki başlıca proteindir ve tüm proteinlerin yaklaşık % 30 unu oluşturur. İnsanlarda kollajeni kodlayan 40 dan fazla gen tanımlanmıştır ve 28 den fazla kollajen alttipi vardır. Fibriller ve nonfibriller olarak iki ayrı grupta incelenirler. Fibriller formu matriks proteinlerinin % 90 ını oluşturur. Kolajenler derinin yaklaşık % 70 ini oluşturur. Çoğunlukla tip I ve III deride yer alan kolajen tipleridir. Kemik dinamik bir dokudur, yeniden yapılanma süreklidir. Kemik organik matriksinin %90-95’i tip I kollajendir.

Kas ve bağ dokusu ligament arasında epiligament bulunur. Epiligament ligament onarımında önemli hücreleri bulundurur. Ligamentlerin kuru ağırlığının yaklaşık %75’i kollajen ve % 85 tip I kolajen: bağın gerilme gücünden ve matriksin uzun vadeli özelliklerinden sorumludur. Diğer ligament kolajenler arasında tip III, V, VI, XI ve XIV bulunur. Tip I’den farklı olarak tip III kollajen daha esnektir ve bağın daha fazla uzayabilirliğinden sorumludur. Ciddi bağ hasarından sonra epiligamentlerde bulunan tip III ve tip V devreye girer

Eklem kıkırdağındaki hücresel yapıyı oluşturan kondrositler kıkırdağın yalnızca %1’ini oluştururken, geri kalan hücre dışı matrisin %90 gibi çok büyük bir kısmı Tip II kolajenden meydana gelir. Tip II kolajen eklem ve bağlara dayanıklılık ve yapısal bütünlük sağlar. Osteoartrit (kireçlenme) gibi dejeneratif durumlarda veya ağır spor aktivitelerinde ilk hasar gören yapı kıkırdaktaki bu Tip II kolajen ağlarıdır. Bu nedenle eklem bütünlüğünün korunmasında Tip II kolajen hayati bir rol üstlenir.

Hidrolize kolajen ile doğası değiştirilmemiş Tip II kolajen arasındaki fark nedir? Etki mekanizmaları neden bu kadar farklı?

 Bu iki kolajen formunun üretim süreçleri, moleküler büyüklükleri ve vücuttaki emilim/biyolojik etki mekanizmaları tamamen farklıdır: Doğası Değiştirilmemiş (Unhidrolize/Native) Tip II Kolajen Isı ve kimyasal işlem uygulanmadan, üçlü heliks yapısı ve antijenik özellikleri korunarak üretilir. Hidrolize Kolajen Peptitleri ise ısı, asit veya enzimlerle hidrolize edilerek küçük aminoasit zincirlerine (peptitlere) parçalanır. Bu peptitler bağırsaklarda tekrar sindirime uğrayarak amino asitlere parçalanır ve emilir. Daha sonra kolajen sentezinde hammadde olarak vücudumuz bu yapı taşlarını kullanır. UCII ise özel patentli yapısı nedeniyle bağışıklık sistemini aktive eder. Temel mekanizmasını bağırsaktan emilerek gerçekleştirmez Doğrudan bağırsaktaki bağışıklık dokularını (GALT / Peyer plakları) uyarır. Patentli bir yeni jenerasyon kolajen olan UCII epitop bir yapı içerir. Bu yapının uyardığı sinyal, immun sistemi düzenleyerek T-hücrelerinin eklem kıkırdağına saldırmasını ve kıkırdağı yıkmasını durdurur. Kurkumin gibi antienflamatuar etki gösteren desteklerle beraber kullanımının etkiyi desteklediğine dair çalışmalar da bulunmaktadır. UCII çok düşük dozlarda (örn. günde 40 mg) bile klinik etkinlik gösterdiğine dair çok sayıda bilimsel yayın ve metaanalizler bulunmaktadır. Oysa hidrolize kolajen peptitlerini günlük 5-10 g gibi yüksek dozlarda kullanmak gerekir.

Geleneksel eklem destekleri genellikle kıkırdağın yapı taşlarını sağlamaya odaklanırken, doğası değiştirilmemiş Tip II kolajenin farklı bir biyolojik mekanizma ile etki göstermesi klinik açıdan ne ifade ediyor?

 Geleneksel destekler kıkırdak yıkımını engelleyemez, sadece yıkılan kıkırdağın yerine yenisinin yapılmasına yardımcı olmaya çalışır. Doğası değiştirilmemiş Tip II kolajen ise enflamatuar kıkırdak hasarını başlatan T-hücre yanıtını baskılayarak kıkırdak yıkımını doğrudan kaynağında (bağışıklık düzeyinde) yavaşlatır veya durdurur. Genel olarak eklem sorunlarında artmış bir enflamasyon ve yıkım vardır. Enflamasyonun kontrolü ve yapımın uyarımı aslında besinlerden aldığımız vücudumuzda kolajen yapımında kullanacağımız amino asitler, peptitlerin ve diğer yapı taşlarının da etkin kullanımına yardımcı olabilir.

Patentli ve klinik olarak çalışılmış ham maddelerin tercih edilmesi sağlık profesyonelleri açısından neden önemlidir?

 Sağlık profesyonellerinin (hekimler, diyetisyenler, eczacılar) hastalarına veya danışanlarına takviye edici gıda önerirken patentli ve klinik olarak çalışılmış ham maddeleri tercih etmesi, hem mesleki itibar hem de tedavi başarısı açısından kritik bir öneme sahiptir.

Piyasada aynı isimle satılan yüzlerce ürün bulunmasına rağmen, ham maddenin arkasındaki bilimsel güç, ürünün kalitesini belirler. Patentli ürünlerin standardizasyon ve biyoyararlanımı bellidir. Sıradan bitkisel özler veya mineraller, her üretim serisinde (lot) farklı aktif bileşen oranlarına sahip olabilir. Oysa patentli ham maddeler sabit aktif bileşen içerir. Her kapsülde veya ölçekte, standardize edilmiş aktif bileşenin tam olarak aynı oranda bulunmasını garanti eder.

Patentli formülasyonlar (örneğin mikrokapsülasyon veya lipozomal teknolojiler), etken maddenin vücut tarafından maksimum düzeyde emilmesini sağlayacak şekilde moleküler olarak optimize edilmiştir. Bu biyoyararlanım için avantajdır.

En önemlisi kanıta dayalı verilerin, temel ve klinik çalışmaların varlığı güven verir. Bir ham maddenin “klinik olarak çalışılmış” olması, o spesifik formülün insanlar üzerinde test edildiği anlamına gelir. Sağlık profesyoneli, genel bir literatür bilgisine değil, o markalı ham maddenin klinik çıktısına dayanarak öneride bulunur.

Diğer önemli konu ise etkin dozun, güvenlilik ve yan etki profilinin bilinmesidir. Klinik çalışmalar, hangi dozun terapötik (iyileştirici) etki gösterdiğini net olarak ortaya koyar. Profesyonel, “X patentli ham maddeden günlük 500 mg şu kadar süre verilmesi gerekir” diyerek hedef odaklı çalışabilir. Klinik çalışmalar sadece etkinliği değil, aynı zamanda ürünün güvenlilik profilini ve yan etkilerini de raporlar. Patentli ham maddeler, ağır metal, pestisit ve mikrobiyolojik kontaminasyon açısından çok sıkı saflık testlerinden (Açık ve izlenebilir laboratuvar analizleri / COA) geçer. Sağlık profesyoneli, hastasına ürünü önerirken “akut veya kronik bir toksisiteyle karşılaşma riskini” minimuma indirmiş olur.

Burada dikkat edilmesi gereken konu jenerik bir hammadde ile patentli bir hammaddenin aynı etkileri yapacağıdır. Örneğin Tip 2 kollajen üzerine yapılan klinik çalışmaların %90’ı belirli bir patentli formül ile yapılmışsa, piyasadaki herhangi bir standart jenerik tip 2 kollajenden aynı kıkırdak koruyucu etkiyi beklemek bilimsel olarak yanlıştır.

Patentli ve etkinlik çalışmaları uluslararası hakemli dergilerde (PubMed vb.) yayınlanmış ham maddeleri seçmek, profesyonelin arkasındaki bilimsel kalkanı güçlendirir.

Özetle; jenerik ham maddeler genellikle sadece “fiyat” odaklı avantaj sunarken, patentli ve klinik çalışmalı ham maddeler; “güven, etkinlik, standardizasyon ve kalite” sunar. Sağlık profesyonelleri için ise insan sağlığı söz konusu olduğunda maliyetten önce her zaman bu dört parametre gelir.

UC-II®Doğası değiştirilmemiş tip-ıı kolajenin bağışıklık sistemi üzerinden çalıştığı ifade ediliyor. Çalışma mekanizmasından bahsedebilir misiniz ?

 UC-II® (Doğası Değiştirilmemiş Tip II Kolajen), standart hidrolize kolajenlerden farklı olarak moleküler bütünlüğü (üçlü heliks yapısı ve aktif epitopları) korunarak tavuk göğüs kıkırdağından elde edilen patentli bir moleküldür. Klasik kolajenler gibi sindirim sisteminde aminoasitlerine parçalanıp hammadde olarak kullanılmak yerine, immünolojik bir mekanizma olan “Oral Tolerans” mekanizmasını tetiklediğine dair çalışmalar bulunmaktadır.

Literatürde ve klinik makalelerde yer alan verilere göre UC-II®’nin bağışıklık sistemi üzerindeki hücresel çalışma mekanizmalarının gösterildiği çalışmalara göre önemli özelliğinden biri bozulmamış epitopların bağırsak (GALT) bağışıklık hücreleri tarafından tanınmasıdır. UC-II® oral yolla alındığında, midedeki asit ve enzimlerin de doğal yapısını bozamadığı üçlü heliks formunu koruyarak ince bağırsağın ileum bölgesine ulaşır. Burada, GALT (Bağırsak İlişkili Lenfoid Doku) yapısının temel bileşeni olan Peyer Plakları ile karşılaşır.

Peyer plaklarının üzerindeki özelleşmiş M hücreleri, UC-II®’nin biyolojik olarak aktif glikosillenmiş epitoplarını (antijenik bölgelerini) yakalar ve alt tabakadaki Antijen Sunan Hücrelere (Dendritik Hücreler) teslim eder. Dendritik hücreler, bağırsak mikrodokusundaki antienflamatuar sinyallerin (örneğin TGF-β) varlığında bu Tip II kolajen parçalarını alır. Bu hücreler, henüz bir kimlik kazanmamış olan saf yardımcı T hücrelerini (Naïve CD4⁺ T hücreleri), kolajeni düşman olarak değil “vücudun kendi parçası” (self-antigen) olarak algılayacak şekilde eğitir. Bu eğitim sonucunda saf T hücreleri, bağışıklık sisteminin fren mekanizması olan Foxp3⁺ Düzenleyici T hücrelerine (Treg) dönüşür. Bağırsakta aktif hale gelen ve özelleşen bu Treg hücreleri, lenf ve kan dolaşımına katılarak vücutta Tip II kolajenin yoğun olduğu bölgelere, yani eklem kıkırdaklarına (sinovyal bölgelere) göç eder. Eklemlerde, osteoartrit (kireçlenme) veya aşırı mekanik strese bağlı olarak kıkırdak yıkımı yaşandığında, bağışıklık sisteminin katil hücreleri (Th1, Th17 ve makrofajlar) kıkırdağı yabancı bir madde gibi algılayıp oraya saldırmaktadır. Treg hücrelerinin immunmodulasyon yani immun sistemi düzenleme özelliği vardır. Bu etkinin de UC-II® nun eklem üzerindeki etkilerinden biri olabileceği

Genel olarak Treg hücreleri vücudumuzda aktifleştiğinde, eklem mesafesinde çok güçlü antienflamatuar sitokinler salgılar. Bunların en önemlileri TGF-β (Transforme Edici Büyüme Faktörü-beta) ve IL-10 (İnterlökin-10)’dur. Bu sitokinler aracılığıyla zincirleme bir iyileşme süreci başlar. Bu da yıkıcı sitokinlerin baskılanmasını sağlayabilir. Eklemde kıkırdak harabiyetine ve ağrıya yol açan proenflamatuar sitokinlerin (TNF-α, IL-1β, IL-6) üretiminin düşmesi önemlidir. Ayrıca TGF-β, kıkırdak üreten hücreleri (kondrositler) uyararak yeni kolajen sentezini ve hücre dışı matrisin (ECM) kendini tamir etme sürecini tetikler. Süreç besinsel bir yapı taşı desteği değil, tamamen bağışıklık sisteminin sinyal mekanizmalarını kullanarak eklemdeki inflamatuar savaşı durdurma (immünomodülasyon) stratejisidir.

UC-II® ile yapılan klinik çalışmalarda elde edilen sonuçları genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle hareket kabiliyeti ve eklem konforu açısından öne çıkan bulgular nelerdir?

Bilimsel yayınlar incelendiğinde  UC-II® ile yapılan klinik çalışmaların genel olarak eklem sağlığını koruduğu, deneysel ve klinik çalışmalarda normal kişilerde ve osteoartritli kişilerde hareket kabiliyetini, esnekliği (Range of Motion – ROM) desteklediği görülmektedir. Klinik çalışmalarda goniometrik (eklem açısını ölçen) değerlendirmeler yapılmış ve UC-II® kullanımının eklem hareket açıklığını doğrudan artırdığı kanıtlanmıştır. Diz Esnekliği ve Açılımı: Sağlıklı bireylerde yapılan 24 haftalık çok merkezli bir çalışmada, UC-II® kullanan grubun diz fleksiyon (bükülme) ve ekstansiyon (açılma/düzleşme) açılarında plaseboya kıyasla istatistiksel olarak çok ciddi bir artış (iyileşme) gözlenmiştir. UC-II® kullanan kişilerde yapılan KOOS (Knee Injury and Osteoarthritis Outcome Score) anket çıktılarında; kullanıcıların merdiven inerken/çıkarken, düz yolda yürürken veya dizlerini döndürme (hareketi yaparken çok daha esnek ve rahat hareket edebildikleri raporlanmıştır.

Erken dönem OA tedavisinde, kıkırdak onarımına ve korunmasına yardımcı olan, bozulmamış tip II kolajen (UC-II®) kullanılmaya başlanmıştır. Kumar ve ark (2025) yaptığı kısıtlı metaanalize dahil edilen sekiz (8) randomize kontrollü çalışmanın sonuçlarının analizine göre ortalama yaş aralığı 53,5±0,99 ila 68,7±5,3 yıl arasında değişen, ortalama takip süresi 3 ila 6 ay olan UC-II® takviyesi kullananlarda WOMAC ve VAS skorları gibi sonuç ölçütleri, plaseboya kıyasla daha iyi sonuçlar gösterdiği bulunmuştur. Bu çalışmalara göre yürüme ölçümleri, başlangıç değerine göre önemli ölçüde iyileşmiş, bu durum, zamanlı kalkma ve yürüme testi ile 6 dakikalık yürüme testinde (6MWT) iyileşme ile de desteklenmiştir.

Başka bir çalışmada UC-II®, eklem üzerindeki mekanik stres kaynaklı “batma ve sızlama” hissini azaltmada yardımcı olduğu, Stepmill (merdiven tırmanma) testi yapılan sağlıklı gönüllülerde, günlük 40 mg UC-II® alan kişilerin eklemlerinde herhangi bir rahatsızlık hissetmeden çok daha uzun süre ve daha yoğun egzersiz yapabildikleri görülmüştür.

Glukozamin, kondroitin, MSM, kurkumin ve farklı kolajen türleri gibi birçok içerik bulunuyor. Bilimsel açıdan değerlendirildiğinde bu bileşenlerin avantaj ve sınırlılıkları nelerdir?

Glukozamin ve kondroitin sülfar bağ dokusunun temel bileşenleridir. Eklem aralığındaki sinoviyal sıvının viskozitesini (akışkanlık direncini) artırarak mekanik şoku emme kapasitesini desteklerler. Gerek moleküler ağırlıklarının gerekse kullanılması gereken dozun yüksek olması kullanımı kısıtlayıcı olabilmektedir. Literatüre baktığımızda tekli ve/veya glukozamin, kondroitin, kurkumin gibi diğer destek ürünleri ile karşılaştırmalı ve beraber kullanıldığı çalışmalar olduğu görülmektedir. Yapılan karşılaştırmalı klinik çalışmalarda, günde sadece 40 mg UC-II® kullanımının, çok daha yüksek dozlarda alınan (örneğin 1500 mg Glukozamin + 1200 mg Kondroitin) kombinasyona kıyasla, WOMAC (eklem ağrısı ve fonksiyonelliği ölçeği) skorlarında anlamlı derecede daha yüksek performans ve iyileşme sağladığı bildirilmiştir. Bununla beraber 40 mg UC-II®, 2000 mg Glukozamin ve 1600 mg Kondrotin ayrı ayrı ve kombine kullanıldığı deneysel bir hayvan modelinde bu maddelerin etki mekanizmalarının ayrı olduğu beraber kullanımında olumlu etkileri olabileceği belirtilmiştir.

Doğal enflamasyon baskılayıcılar olarak bilinen Kurkumin, MSM (Metilsülfonilmetan), boswelia ödemi azaltmada da yardımcı olurlar. Stabile ve ark (2024) UC-II® ve boswelia nin köpeklerde orta düzey osteoartrit geliştirilerek yapılan bir çalışmada tekli veya birlikte kullanımlarının etkileri incelenmiş birlikte kullanımlarının 4. haftadan itibaren olumlu etkilerinin görüldüğü bildirilmiştir. Antienflamatuar etki gösteren kurkuminin de UC-II® ile beraber kullanımının olumlu etkileri olduğuna dair çalışma bulunmaktadır.

Bu etken maddelerinin etkileri kolajenden bağımsız ama destekleyicidir. Bu nedenle kombine kullanımları olumlu sonuçları desteklemektedir. Bununla beraber yüksek doz glukozamin kullanımının glukoz metabolizmasına olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu da diabetli hastalarda kullanımı sınırlandırmaktadır.

Prof. Dr. Nuray Yazıhan:

Prof. Dr. Nuray Yazıhan, halen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Fizyopatoloji Bilim Dalı başkanıdır. Ayrıca 2017’de kurulan Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Disiplinlerarası Gıda Metabolizma Klinik Beslenme Anabilim Dalı’nın da kurucu başkanlığını yürütmektedir. Sağlık Bakanlığı Obezite Kurulu, TUSEB-TUGET Klinik Araştırmalar ve Projeler Bilim Kurulu, Türkiye Voleybol Federasyonu Sağlık Kurulu üyeliği gibi sağlıklı yaşam, egzersiz, gıda sağlık ilişkisi ile ilgili çok sayıda kurulda yer almaktadır. Genel olarak hastalıkların oluşum mekanizmaları, tanı ve tedaviye yansımaları, destekleyici yaklaşımlar, klinik beslenme, sağlık politikaları ve ekonomisi konusunda çalışmakta olan Prof. Dr. Nuray Yazıhan son dönemde özellikle sporcu sağlığı, sağlıklı yaşlanma, immun metabolizma ve immun yaşlanma, kas ve kemik sağlığı, amino asitler konusunda çalışmalarım devam etmektedir.

BİRLİKTE ÇALIŞARAK, SEKTÖRÜMÜZÜ DAHA GÜVENİLİR, ETİK DEĞERLERE BAĞLI VE MÜŞTERİ MEMNUNİYETİNE ODAKLI BİR ZEMİNE TAŞIYABİLİRİZ
Bizim Talebimiz Sistemden Pay Almak Değil Sisteme Değer Katmaktır
Eczacı Sağlık Zincirinin Bölünmez Bir Parçasıdır
SAHADAKİ ECZACIYA KULAK VERİN
HUMANIS DEĞER ÜRETMEYE DEVAM EDİYOR
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Eposta Linki kopyala Yazdırın
Önceki yazı PCOS’tan PMOS’a = Yeni Dönemde Metabolik Yaklaşım
Sonraki yazı SUT 4.2.33 Maddesinde Yapılan Değişiklik Hakkında
Yorum yapılmamış Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni eklenen haberler

TEB, Türkiye Odalar, Borsalar ve Birlik Personeli Sigorta ve Emekli Sandığı Vakfı Genel Müdür Yardımcısı Sami Erdoğan ile Görüştü
Haberler
21 Ağustos 2026
TEB, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanlığı ile İstişare Toplantısı Gerçekleştirdi
Haberler
21 Ağustos 2026
Protokol Komisyonu Toplantısı Hakkında
Haberler
21 Ağustos 2026
Uzmanından HPV Aşısı Çağrısı: ‘Ücretsiz Aşılama Toplum Sağlığı Açısından Gerekli’
Haberler
20 Ağustos 2026
Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesinde Yapılan Düzenlemeler Hakkında Duyuru Yayımlandı
Haberler
20 Ağustos 2026

Eczacı Dergisi Kurumsal

İmtiyaz Sahibi: Meral Günay Öztürk
Yayıncı Kuruluş: Novi Medya Merkezi İletişim ve Yayıncılık A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Çetin Öztürk
Grafik Tasarım: Filiz Erdem
Editör: Songül Türe
Pazarlama Yönetmeni: Kübra Yeşildirek
Dijital Pazarlama Yönetmeni: Tuğba Taylan

Gizlilik ve Çerez Politikası | KVKK Aydınlatma Metni | Kullanıcı Sözleşmesi

İletişim Bilgileri

A: Eski Büyükdere Caddesi
Maslak İş Merkezi No:37 Kat: 5
Maslak/İstanbul
T: (0212) 256 67 67
F: (0212) 256 34 33
E: eczaci@eczacidergisi.com

Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Takip edin
© 2024 Eczacı Dergisi - Web sayfalarında yer alan tüm bilgi, döküman, fotoğraf, video, görüntü, metin, vb. herhangi bir içerik izin alınmadan kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
Hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Username or Email Address
Password

Şifre hatırlatma