Bu siteyi kullanarak Gizlilik Politikası ve Çerezler'nı ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
Arayın
Entertainment
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi - Tüm hakları saklıdır.
Okunan: Bizim Talebimiz Sistemden Pay Almak Değil Sisteme Değer Katmaktır
Giriş yapın
Bildirimler Daha göster
Font büyütücüAa
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Font büyütücüAa
Arayın
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Röportajlar
  • Yazarlar
  • Dergilik
  • İletişim
Zaten hesabınız var mı? Giriş yapın
Takip edin
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi. Tüm hakları saklıdır.
Eczacı Dergisi > Yazılar > Röportajlar > Bizim Talebimiz Sistemden Pay Almak Değil Sisteme Değer Katmaktır
Röportajlar

Bizim Talebimiz Sistemden Pay Almak Değil Sisteme Değer Katmaktır

Eczacı Dergisi Editör
Yazar Eczacı Dergisi Editör
7 Ağustos 2026
Röportajlar

Gaziantep Eczacı Odası Başkanı Ecz. Abdullah Cem Mercan ile mesleğin ekonomik sürdürülebilirliğini, Rehber Eczane modelini, SGK protokol sürecini ve eczacılığın geleceğini konuştuk.

Sayın Mercan, 18 yıl başkanlık yapan Mehmet İrfan Demirci’den bayrağı devraldınız ve Sayın Demirci TEB Başkanı seçildi. Gaziantep Eczacı Odası’nın içerisinden bir ismin TEB’in tepe yönetiminde olması hem Gaziantep hem mesleki örgüt içi dengeleri açısından nasıl bir avantaj ve sorumluluk?

Sayın Mehmet İrfan Demirci gibi bu örgütte uzun yıllar başarıyla yöneticilik yapmış bir başkanın ardından görev almış olmak yüklendiğim sorumluluğun ağırlığını arttırıyor elbette ama böyle deneyimli ve başarılı bir yöneticinin ekibinde yetişmiş olmanın avantajlarını da sürekli hissediyorum. 2011 yılından bu yana Gaziantep Eczacı Odası’nın çalışma komisyonlarından başlayıp yönetimin her kademesinde görev alarak bu değerli ve deneyimli ekibin bir parçası oldum. İrfan Başkan’dan devraldığım şeyin sadece başkanlık değil örgütsel deneyim ve hafıza olduğunu da belirtmek isterim. İrfan Demirci’nin TEB Merkez Heyeti Başkanı seçilmiş olmasının şehrimiz ve Gaziantep Eczacı Odamız için bir gurur kaynağı olmasının yanı sıra meslek örgütümüz için de önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum. TEB Merkez Heyeti Başkanı olarak; deneyimi, vizyonu ve bilgisiyle bu mesleğe sağlayabileceği katkıların tüm camiamız için daha güzel bir gelecek konusunda umut verici olduğunu düşünüyorum. Uzlaşmacı ve birleştirici kişiliği ile hem örgüt içi birlikteliğin sağlanması hem de kurumlar arası kurulması gereken diyalogların inşası anlamında örgütümüze ve mesleğimize çok büyük katkı sunacağına dair şüphem yok.

Bölgelerarası konuşmanızda “Bizim talebimiz sistemden pay almak değil, sisteme değer katmak” dediniz. Sizce sağlık otoritesi bugün eczacının sisteme katabileceği bu değeri yeterince görebiliyor mu? Bunu görünür kılmak adına meslek örgütlerine ne tür sorumluluklar düşüyor?

Ülkemizde sağlık hizmetleri içerisinde eczacılık uygulamalarının daha görünür olmasını mesleğimiz adına bir zorunluluk olarak görüyorum. Sistem içerisinde toplum sağlığına katkı vermek adına çok fazla olanağımız olduğu ancak bu olanakların pratikte yeteri kadar hayata geçirilmediğini görebiliyoruz. Serbest eczanelerimizde hastaya sadece ilaç sunumunu içeren değil, farmasötik bakım ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda daha aktif olduğumuz bir model oluşturulabilir. Bu çalışmalar elbette meslek örgütümüz ve sağlık otoritesinin eşgüdümlü çalışması ile sürdürülebilir. Kronik hastalık takibine sunulacak katkılar, tedaviye uyumun artması ve gereksiz ilaç kullanımının önlenmesine yönelik çalışmalar hem halk sağlığına hem de sağlık ekonomisine doğrudan değer üretmek olacaktır.

Benim sistemden pay almak değil, sisteme değer katmak derken kastettiğim de buydu. Eczacılar olarak bilimsel bilgi ve mesleki birikimimizle sağlık sistemini daha etkin, daha sürdürülebilir ve daha verimli hale getirebilecek katkıları sunmak için yeterli örgütsel donanımımız ve mesleki motivasyonumuzun olduğunu ifade etmeliyim. Bunlara yönelik projelerin üretilmesi ve hayata geçirilmesi ile ilgili en büyük sorumluluk tabii ki meslek örgütümüze düşüyor. Sorunlara karşı çözüm üreten, veriyle konuşan, projeler geliştiren ve bunların sonuçlarını ölçümleyebilen bir anlayışla, eczanelerimizde vereceğimiz hizmetin kronik hastalık yönetimine katkısının ve sağlık harcamalarında oluşturduğu tasarrufun somut verilerle ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum.

Rehber Eczane Projesi’nin günümüz koşullarına uyarlanarak yeniden ele alınması gerektiğini belirttiniz. Bu modelin tam kapasiteyle hayata geçmesi hem hasta sağlığı hem de kamu sağlık ekonomisi açısından ne tür somut kazanımlar sağlar?

Biliyorsunuz hipertansiyon, diyabet, astım ve KOAH gibi kronik hastalıklarda danışmanlık protokollerinin uygulanması, tansiyon ve diğer temel ölçümlerin kayıt altına alınması, ilaç uyumsuzluklarının tespit edilmesi, inhaler ve benzeri cihazların doğru kullanımının düzenli olarak değerlendirilmesi ve gerektiğinde hastanınhekime yönlendirilmesi, bu modelin temel unsurlarıydı. Bugün kronik hastalıkların arttığı, yaşlı nüfusun çoğaldığı ve sağlık harcamalarının her geçen gün yükseldiği bir ortamda, Rehber Eczane Projesi veya benzeri uygulamaların hayata geçirilmesi, eczacının bilgi ve danışmanlık gücünden çok daha etkin yararlanılması sağlık sisteminin verimliliği açısından daha da büyük bir önem taşıyor. Ben bu modeli, geçmişteki tecrübelerden güç alarak daha kapsamlı bir yapıya dönüştürmemiz gerektiğine inanıyorum. Kaçınılabilen her komplikasyon, önlenebilen her hastane yatışı ve akılcı ilaç kullanımına katkı sağlayan her danışmanlık hizmeti, sağlık sistemine ciddi bir tasarruf olarak geri döner. Elbette bu tür projelerde en önemli amaç ve sonuç hastalarımızın yaşam kalitesinin artmasıdır. İlacını doğru kullanan, tedavisine uyumu yükselen ve hastalığı erken dönemde kontrol altına alınan her hasta hem toplum sağlığı için hem de sağlık ekonomisi için bir kazanım olacaktır. Yıllardır dile getirilen meslek hakkı konusunda talepkâr olabilmemiz de ancak bu tür kazanımların hayata geçirilebilmesiyle mümkün olabilecektir.

Geleceğin eczanesi, yalnızca ilacın verildiği değil; hastanın izlendiği, yönlendirildiği ve sağlığının korunduğu bir sağlık merkezi olmalıdır. Rehber Eczane veya benzer modeller de bu dönüşümün en güçlü araçlarından biri olacaktır diye düşünüyorum.

Bugün Gaziantep’te eczanelerin ekonomik sürdürülebilirliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce kaç eczaneden kaçı artık sadece ayakta kalma mücadelesi veriyor?

Bu konuda Gaziantep’e özgü bir sorunla karşı karşıya değiliz. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında serbest eczacılık, ekonomik sürdürülebilirlik açısından ciddi bir sınav veriyor. Bölgesel farklılıklar olsa da yaşanan temel sorunlar ortak. Artan işletme giderleri, yükselen personel maliyetleri, kira ve diğer giderlerdeki artış, finansman maliyetleri ve mevcut ilaç fiyat kararnamesinin ekonomik gerçeklerin gerisinde kalması, eczanelerin mali yapısını her geçen gün daha fazla zorluyor.

Bugün birçok eczane kârlılığını artırmayı değil, faaliyetini sürdürebilmeyi öncelikli hedef haline getirmiş durumda. Bu nedenle meseleyi “kaç eczane ayakta kalma mücadelesi veriyor” sorusundan ziyade, “kaç eczane geleceğe güvenle yatırım yapabiliyor?” sorusuyla değerlendirmek daha doğru olur. Ne yazık ki bu soruya olumlu cevap verebilen eczane sayısının her geçen gün azaldığını görüyoruz. Serbest eczanelerin ekonomik sürdürülebilirliği yalnızca mesleğimizin değil, kamu sağlığının da bir meselesidir ve kamunun bu konuda inisiyatif alması ve gerçekçi göstergeler ışığında adımlar atması gerekiyor. Serbest eczanelerin varlığı ve gücü birinci basamak sağlık hizmetleri için hayati önem taşımaktadır.

SGK Protokol görüşmeleri yaklaşırken, ekonomik darboğazın bu kadar hissedildiği bir dönemde Gaziantep Eczacı Odası olarak “masadaki en kritik kırmızı çizgimiz” dediğiniz başlıklar nelerdir?

Kırmızı çizgilerimiz aslında iki ana başlık altında ifade edilebilir. SGK Protokolü bir yandan eczanelerin varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürebileceği ekonomik koşulları sağlamaya bir yandan da hastaların ilaca erişimini mümkün olduğu kadar kolay kılmaya yönelik bir metin olmalıdır. Bu bağlamda iskonto barem ve oranları büyük önem taşıyor. SGK ülkemizde ilaç teminin büyük bölümünü finanse ediyor, bu nedenle SGK Protokolü’nün içeriği eczanelerimiz için çok önemli, protokolün bizleri temsil eden tarafı olan Türk Eczacıları Birliği’nin talebi yalnızca ilaç teminini finanse eden bir metin değil, bu hizmeti sunan eczanelerin sürdürülebilirliğini de güvence altına almaya yönelik bir güncelleme olmalıdır.

İlaç yoklukları ve ilaca erişim sorunu Gaziantep’te nasıl yaşanıyor? Eczacı, ilaca ulaşamayan hastaya karşı nasıl bir sorumluluk ve psikolojik baskı altında kalıyor?

İlaç yoklukları maalesef bugün sadece Gaziantep’in değil, ülkemizin tamamında dönem dönem yaşanan önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Bu durumun en ağır yükünü ise hastalarla birlikte eczacılar taşıyor. Çünkü hasta ilacına ulaşamadığında çözüm beklediği yer eczanedir.

Eczacının elinde olmayan nedenlerle oluşan tedarik sorunlarının muhatabı yine eczacı oluyor. Bizler hastamızı geri çevirmek istemiyoruz. Bir ilacı temin edebilmek için farklı depolarla görüşüyor, meslektaşlarımızla iletişime geçiyor, gerektiğinde hekimiyle irtibat kurmaya çalışıyoruz. Sorunu akutta çözmek için elimizden geleni yapıyoruz ancak artık kronikleşen bu durumun çözümü elbette ki eczacının sahadaki kişisel çabası olamaz. Doğru ilaç politikaları, doğru fiyatlandırma politikalarıyla bu sorunun önüne geçecek olan kamu otoritesi olmalıdır.

Gaziantep özelinde, işsizlik riskiyle karşı karşıya olan genç eczacıların ve yardımcı eczacıların istihdamını artırmak adına yerel düzeyde ne tür çözümler geliştirilebilir?

Gaziantep özelinde oda olarak bu konuda oldukça aktif ve verimli çalışıyoruz. Mevzuattaki zorunluluğa bağlı olarak istihdam edilmiş olan yardımcı ve ikinci eczacı sayısının iki katından daha fazlası eczane eczacısı meslektaşlarımız tarafından istihdam edilmiş durumda. Ancak bu oran bile ilimizdeki eczacı işsizliği sorununu çözmenin çok uzağında. TEB’in geçtiğimiz günlerde İŞKUR ile imzaladığı protokol kapsamında yardımcı eczacı istihdamının bir miktar daha artacağını öngörüyoruz ama ne yereldeki çabalarımız ne de çatı örgütümüzün bu çabaları bu sorunu kökten çözümlemeye yetmeyecektir. Plansızca açılan eczacılık fakültesi ve arttırılmış olan kontenjanlar böyle dururken tüm iyi niyetli çabalar palyatif çözümler olarak kalacaktır. Her fırsatta ifade ettiğim bir şeyi buradan da dillendirmekte fayda görüyorum; akredite olmayan eczacılık fakültelerine öğrenci alımına son verilmeden, ihtiyacın üzerinde eczacı yetiştirilmesine dur denilmeden bu sorunun çözümü mümkün olamayacaktır.

6 Şubat depremlerinin merkez üslerinden birinde görev yapıyorsunuz. Aradan geçen zamana rağmen bölgede eczacılık hizmetleri açısından çıkarılan en büyük ders ne oldu? Afet dönemlerinde eczacı odalarının rolü ve hareket kabiliyeti nasıl güçlendirilebilir?

6 Şubat depremleri bize çok acı bir gerçeği gösterdi: Afet anlarında sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği, eczanelerin ayakta kalabilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Çünkü insanlar ilk saatlerden itibaren yalnızca acil müdahaleye değil, düzenli kullandıkları ilaçlara, kronik hastalık tedavilerine ve sağlık danışmanlığına da ihtiyaç duyuyor.

Biz Gaziantepli eczacılar depremin ilk saatlerinden itibaren hem ilimiz içerisinde hem de büyük yıkıma uğrayan Nurdağı ve İslahiye ilçelerimizde görev başındaydık. Haftalar boyunca deprem bölgesinin her yerinde olduğu gibi bu iki ilçemizde de çadır eczanelerde ilaç ve eczacılık hizmetini kesintisiz olarak sürdürdük.

Bu süreçten çıkarılması gereken en önemli ders eczacılar ve eczacı örgütleri için de afetlere hazırlığın, afet olduktan sonra yapılan çalışmalarla sınırlı kalmaması gerektiğidir. Her ilde uygulanabilir afet eczacılığı planları hazırlanmalı, ilaç tedarik zincirinin olağanüstü koşullarda nasıl işleyeceği önceden belirlenmeli ve eczacı odaları kriz yönetim mekanizmalarının doğal paydaşı haline getirilmelidir.

Eczacı odalarının rolü de bu anlayış doğrultusunda güçlendirilmelidir. Odalar; kamu kurumları, AFAD, sağlık müdürlükleri ve diğer paydaşlarla koordinasyonu sağlayan, sahadaki ihtiyaçları anlık olarak tespit edip çözüm üretebilen yapılar olarak konumlandırılmalıdır. Bunun için yasal altyapının, iletişim sistemlerinin ve lojistik planlamanın afet yaşanmadan önce hazırlanması büyük önem taşıyor. Bizler Gaziantep Eczacı Odası olarak meslektaşlarımızın maddi ve manevi olağanüstü çabası ile bu süreçte zor durumda olan insanımıza yardımcı olmaya çalışırken, bir yandan da bu konuda çok değerli bir tecrübe edindik. Şu anda, hiçbir zaman ihtiyaç duyulmamasını umut ettiğim hazırlıklarımız yapılmış durumda. Gerektiğinde sahra eczanesi olarak kullanılmaya hazır konteynerlerimizi çok kısa sürede acil ilaç tedariğinin sağlanabileceği bir lokasyonda bekletiyoruz. Umarım asla gerekmez ama afet eczacılığı konusunda oda olarak edindiğimiz pratik deneyimi gerektiğinde insanlarımızın hizmetine sunmaya hazırız.

Gaziantep hem devasa sanayisi hem de yoğun göç alan yapısıyla farklı bir kent. Bu sosyo-ekonomik dinamikler eczacılık hizmetlerine nasıl yansıyor? Kentin Türkiye genelinden ayrışan spesifik sorunları var mı?

Gaziantep, güçlü sanayisi, üretim kapasitesi, yoğun göç alan yapısı ve büyüyen nüfusuyla Türkiye’nin en dinamik şehirlerinden biri. Bu dinamizm doğal olarak sağlık hizmetlerine ve eczacılık pratiğine de doğrudan yansıyor.

Şu günlerde etkisi kısmen azalmış olsa da geride bıraktığımız dönemde, sınır şehri olmamızın bir sonucu olarak ciddi bir göç dalgasına maruz kalmış bir şehir Gaziantep.

Bir yandan sanayide çalışan geniş bir nüfusa, diğer yandan farklı sosyoekonomik koşullara sahip yerli ve göçmen topluluklara aynı anda sağlık hizmeti sunuyoruz. Bu durum, eczacılar açısından çok daha fazla danışmanlık, iletişim ve sağlık okuryazarlığı ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Özellikle göç eden insanların yoğun bulunduğu bölgelerdeki meslektaşlarımız eczacılık hizmeti sunabilmek için ciddi problemler yaşadılar. Hastalarla yaşanılan dil problemi bu sorunların başında gelmekteydi. Sistemin dışından sisteme entegre edilen insanların sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı her problem muhakkak eczanelere de yansıdı. Bu hizmetlerin finansmanında yaşadığımız uzun süreli belirsizlikler işin cabasıydı. Geciken ödemeler, göçmenlere yönelik özel uygulamalar bir dönem biz eczacılar için bir hayli yorucuydu. Şu anda geldiğimiz noktada hem göçmen sayısındaki azalma hem de mevzuatsal yapılanmalar bu sorunları biraz hafifletti. 2026 yılı başında TEB ile ASHB arasında yazılı bir protokol imzalanmasıyla finansal anlamda yaşadığımız sorunlar, gecikmeler minimuma indi.

Göreve başlayalı yaklaşık bir yıl oldu. Başkanlık koltuğuna oturmadan önce çözülmesi gerektiğini düşündüğünüz sorunlarla, bugün içeriden baktığınızda karşılaştığınız tablo arasında sizi en çok şaşırtan ne oldu? Bu süreç yönetim anlayışınızı nasıl şekillendirdi?

Göreve başlamadan önce de mesleğimizin sorunlarını biliyordum elbette, ancak başkanlık görevini üstlendikten sonra gördüm ki, sorunların büyüklüğünden çok, birbirleriyle ne kadar bağlantılı oldukları daha çarpıcı. Ekonomik sürdürülebilirlikten mevzuata, ilaç tedarikinden mesleki itibara kadar birçok konu aslında birbirini doğrudan etkiliyor. Bir alanda yaşanan aksaklık, kısa sürede diğer alanlara da yansıyor.

Sadece başkanlık süreci içerisinde değil, meslek örgütü yöneticiliğine ilk adım attığım günlerden bu yana beni en çok etkileyen noktalardan biri de meslektaşlarımızın beklentilerinin ne kadar büyük olduğu olmuştur. Meslektaşlarımız eczacı odalarını sadece bir mesleki temsil makamı olarak değil yaşadıkları her türlü sıkıntının da çözüm odağı olarak görmekteler. Bu biz yöneticiler için bazen ekstra yorgunluğa sebep olsa da günün sonunda bizleri mutlu eden bir durum. Meslektaşlarımıza sorun çözebilme noktasında nasıl büyük bir güven duygusu aşılayabilmiş olduğumuzun bir göstergesi çünkü.

Yönetim anlayışımızın şekillenmesinde bizden önceki yöneticilerimizden aldığımız çok kıymetli bir miras var kuşkusuz. Geçmişten beri süregeldiği gibi; karar alırken sadece bugünü değil, uzun vadeli etkileri de düşünmek gerektiğini biliyoruz. Katılımcı, şeffaf ve ortak akla dayanan bir yönetim anlayışının, meslek örgütlerini daha güçlü kıldığına inanıyoruz. Her zaman farklı görüşleri dinleyen, kurumlarla diyalog kurabilen ama mesleğin temel hakları söz konusu olduğunda da kararlı durabilen bir yaklaşımı benimsiyoruz.

Bir meslek odasının gücü üyeleriyle kurduğu güven ilişkisinden gelir. Bu nedenle en büyük önceliğimiz, meslektaşlarımızın sesini doğru duymak, onların sorunlarını doğru analiz etmek ve çözüm arayışında ortak aklı hâkim kılmaktır.

Bu göreve geldikten sonra, başkanlığın en önemli yönünün konuşmak değil, dinlemek olduğunu daha iyi anladım. Çünkü doğru çözümler, ancak sahadaki gerçek ihtiyaçları dikkatle dinlediğinizde ortaya çıkıyor.

Son olarak, bugün Türkiye’deki tüm meslektaşlarınıza tek bir cümle söyleme hakkınız olsaydı, bu ne olurdu?

Şöyle seslenmek isterdim; Eczacılığın geleceğini başkalarının bizim için yazmasını beklemeyelim; bilimle, emekle ve dayanışmayla geleceğimizi birlikte inşa edelim.

Sağlık Sektörü İçinde Yolumuza Eczacılarımızla Büyüyerek Devam Ediyoruz
TÜRKİYE’DE DAHA FERAH, DAHA MODERN, DAHA BİLİMSEL BİR ECZACILIK YAŞATMAK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞIYORUZ
İstanbul Eczacı Odası
TOPLUM SAĞLIĞINA FAYDALI HİZMETLER YAPAN VE BUNDAN DA KEYİF ALAN BİR MESLEK GRUBU YARATMALIYIZ
İLAÇ SEKTÖRÜNÜN GÖRÜNMEYEN OMURGASI
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Eposta Linki kopyala Yazdırın
Önceki yazı 2045: Organ Fabrikalarının Kurulduğu Dünyada Yaşıyor Olabilir miyiz?
Sonraki yazı SGK Protokol Revizyonu Görüşmeleri Başladı
Yorum yapılmamış Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni eklenen haberler

Sistem Altyapı İyileştirme Çalışması Hakkında SGK Duyurusu
Haberler
7 Ağustos 2026
Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesinde Yapılan Düzenlemeler Hakkında Duyuru Yayımlandı
Haberler
7 Ağustos 2026
Bölge Eczacı Odaları Gençlik Komisyonu Toplantısı Gerçekleştirildi
Haberler
7 Ağustos 2026
SGK Protokol Revizyonu Görüşmeleri Başladı
Haberler
7 Ağustos 2026
2045: Organ Fabrikalarının Kurulduğu Dünyada Yaşıyor Olabilir miyiz?
Yazarlar
6 Ağustos 2026

Eczacı Dergisi Kurumsal

İmtiyaz Sahibi: Meral Günay Öztürk
Yayıncı Kuruluş: Novi Medya Merkezi İletişim ve Yayıncılık A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Çetin Öztürk
Grafik Tasarım: Filiz Erdem
Editör: Songül Türe
Pazarlama Yönetmeni: Kübra Yeşildirek
Dijital Pazarlama Yönetmeni: Tuğba Taylan

Gizlilik ve Çerez Politikası | KVKK Aydınlatma Metni | Kullanıcı Sözleşmesi

İletişim Bilgileri

A: Eski Büyükdere Caddesi
Maslak İş Merkezi No:37 Kat: 5
Maslak/İstanbul
T: (0212) 256 67 67
F: (0212) 256 34 33
E: eczaci@eczacidergisi.com

Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Takip edin
© 2024 Eczacı Dergisi - Web sayfalarında yer alan tüm bilgi, döküman, fotoğraf, video, görüntü, metin, vb. herhangi bir içerik izin alınmadan kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
Hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Username or Email Address
Password

Şifre hatırlatma