Bu siteyi kullanarak Gizlilik Politikası ve Çerezler'nı ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş olursunuz.
Kabul
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
Arayın
Entertainment
  • Haberler
    • Bilgilendirici İçerikler
    • Türk Eczacıları Birliği
    • SGK Haberleri
    • Sağlık Bilgileri
  • Yazarlar
    • Prof. Dr. Ali Demir Sezer
    • Prof. Dr. Ekrem Sezik
    • Prof. Dr. Ş. Güniz Küçükgüzel
    • Bünyamin Esen
    • Meral Günay Öztürk
    • Uzm. Ecz. Sema Uysal Zeybek
    • Ecz. Vecihi Özerdemli
    • Ecz. Ahmet Olgay Altındağ
    • Ecz. Eyüp Talha Kocacık
    • Uzm. Dyt. Ezgi Öztürk
  • Röportajlar
  • Dergilik
  • Kaydettiklerim
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi - Tüm hakları saklıdır.
Okunan: GÖRMEZDEN GELİNEN GERÇEKLER ARTIK SAHADA
Giriş yapın
Bildirimler Daha göster
Font büyütücüAa
Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Font büyütücüAa
Arayın
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Röportajlar
  • Yazarlar
  • Dergilik
  • İletişim
Zaten hesabınız var mı? Giriş yapın
Takip edin
  • Anasayfa
© 2024 Eczacı Dergisi. Tüm hakları saklıdır.
Eczacı Dergisi > Yazılar > Röportajlar > GÖRMEZDEN GELİNEN GERÇEKLER ARTIK SAHADA
Röportajlar

GÖRMEZDEN GELİNEN GERÇEKLER ARTIK SAHADA

Eczacı Dergisi Editör
Yazar Eczacı Dergisi Editör
22 Nisan 2026
Röportajlar

İzmir Eczacı Odası’nda uzun yılların ardından gerçekleşen yönetim değişikliği, yalnızca bir görev devri değil; mesleğin geleceğine dair yeni bir anlayışın da başlangıcı olarak değerlendiriliyor. “Değişim başlıyor” mesajını sahada somut adımlarla destekleyen yeni yönetim, eczacıların ekonomik sürdürülebilirliğinden mesleki itibarına, yerel sorunlardan ulusal politika beklentilerine kadar geniş bir alanda aktif ve çözüm odaklı bir yaklaşım ortaya koyuyor. İzmir Eczacı Odası Başkanı Ecz. Fatih Savaş Kılıççıoğlu ile bu dönüşümün detaylarını, sahadaki karşılığını ve eczacılık mesleğinin geleceğine dair yol haritasını konuştuk.

20 yılı aşkın süredir aynı yönetim anlayışının ardından göreve geldiniz. Bu değişimi nasıl tanımlıyorsunuz? “Değişim başlıyor” mesajınızın sahadaki somut karşılığı ne olacak?

Bu değişimi yalnızca bir yönetim değişikliği olarak değil, bir anlayış dönüşümü olarak görüyoruz. Uzun yıllar aynı çizgide ilerleyen bir yapının ardından göreve gelirken, en temel hedefimiz; meslektaşlarımızın “odadan bir şey beklememe” alışkanlığını kırmak oldu. Çünkü biz, odanın yalnızca temsil eden değil, aynı zamanda çözüm üreten, sahada karşılığı olan bir yapı olması gerektiğine inanıyoruz.

“Değişim başlıyor” derken kastettiğimiz şey tam olarak bu: izleyen değil müdahil olan, geciken değil inisiyatif alan, sorunları konuşmakla yetinmeyen, çözümü organize eden bir oda modeli.

Bunun sahadaki somut karşılığını aslında göreve geldiğimiz ilk günden itibaren göstermeye başladık. Örneğin, eczanelerimizde ciddi mağduriyetlere yol açan hatalı ve eksik ilaç raporlarıyla ilgili sürece doğrudan müdahil olduk ve ilk olarak dört büyük hastanede başlayan ve tüm İzmir’e uygulayacağımız bir düzeltme mekanizmasını hayata geçirdik. Bu, bizim için çok önemli bir eşikti; çünkü ilk kez oda, sahadaki bir soruna doğrudan çözüm üreten bir aktör olarak konumlandı.

Aynı şekilde, atık ilaçların toplanması konusunda yerel yönetimlerle yürüttüğümüz iş birlikleri, meslektaşlarımızın hukuki sorunlarında aktif rol alan güçlü bir hukuk birimi oluşturulması ve özlük haklarımızla ilgili girişimlerin somut adımlara dönüşmesi de bu değişimin parçalarıdır.

Kısacası bizim için değişim; söylemde değil, sahada hissedilen bir farktır. Meslektaşımızın “yalnız değilim” dediği her an, bu değişimin gerçek karşılığıdır. Bundan sonra da aynı kararlılıkla, sorunlara dokunan ve sonuç üreten bir anlayışı büyütmeye devam edeceğiz.

Oda bünyesinde kurulacağını açıkladığınız komisyonların yapısı nasıl olacak? Eczacıların bu sürece aktif katılımını nasıl teşvik edeceksiniz?

Komisyonları klasik anlamda “isim listesi” olan yapılar olarak değil, gerçekten çalışan ve sonuç üreten dinamik ekipler olarak kurguluyoruz. Her komisyon; belirli bir alana odaklanan, sahadan veri toplayan, çözüm geliştiren ve bunu yönetime taşıyan bir yapı olacak. Yani karar süreçlerine sadece katkı sunan değil, o sürecin aktif bir parçası olan mekanizmalar kuruyoruz.

Yapısal olarak komisyonları üç temel ilke üzerine inşa ediyoruz: temsil, uzmanlık ve erişilebilirlik. Farklı deneyim gruplarından eczacıların yer aldığı, genç meslektaşlarımızın da aktif rol aldığı, gerektiğinde akademi ve ilgili paydaşlarla temas kurabilen bir yapı hedefliyoruz. Böylece hem sahayı doğru okuyabilen hem de çözümü doğru temellendirebilen bir denge kurmuş olacağız.

Eczacıların bu sürece katılımını teşvik etmek için ise önce şu algıyı değiştirmemiz gerekiyor: “Komisyonlar zaten belli kişilerden oluşur.” Biz bu kapıyı tamamen açıyoruz. Başvuruya dayalı, şeffaf ve çağrısı net olan bir katılım modeli oluşturuyoruz. İlgi duyan, katkı sunmak isteyen her meslektaşımızın bu sürece dahil olabileceği bir zemin kuruyoruz.

Ama açık konuşmak gerekirse, katılım sadece davetle olmaz; anlamla olur. Eğer meslektaşımız yaptığı katkının gerçekten bir sonuca dönüştüğünü görürse, zaten o sürecin parçası olmak ister. Bu yüzden bizim en büyük motivasyon aracımız, komisyonların ürettiği işin sahada karşılık bulması olacak.

Kısacası hedefimiz şu: İzleyen değil üreten, konuşan değil sonuç alan ve en önemlisi “ben de bu sürecin içindeyim” duygusunu yaygınlaştıran bir komisyon kültürü oluşturmak.

İzmir özelinde eczacıların en acil 3 sorunu sizce nedir? Bu sorunlara yönelik kısa vadeli aksiyon planınız nedir?

İzmir özelinde baktığımızda sorunlar aslında tüm Türkiye ile paralel ama burada daha görünür ve daha yoğun hissediliyor. Üç başlıkta çok net özetleyebilirim:

Birincisi, ekonomik sürdürülebilirlik krizi. Artan işletme giderleri, düşen kârlılık oranları ve bozulan nakit akışı artık birçok eczane için “yönetilebilir bir zorluk” olmaktan çıktı, doğrudan varlık-yokluk meselesine dönüştü. Kısa vadede burada yapacağımız en somut şey; bölge özelinde veri toplayarak bu tabloyu sayısallaştırmak ve hem Birlik nezdinde hem de ilgili kurumlarla daha güçlü bir müzakere zemini oluşturmak. Aynı zamanda eczacıya nefes aldıracak yerel iş birlikleri, indirim anlaşmaları ve destek mekanizmalarını hızlıca devreye almak istiyoruz.

İkinci başlık, operasyonel ve bürokratik yükler. Özellikle hatalı/eksik ilaç raporları, geri ödeme süreçleri ve sistem kaynaklı sorunlar eczacının günlük iş yükünü ciddi şekilde artırıyor. Bu konuda zaten ilk adımı attık; rapor kaynaklı sorunlara doğrudan müdahil olarak sahada çözüm üreten bir mekanizma kurduk ve bunu yaygınlaştırıyoruz. Kısa vadede hedefimiz, bu tür sorunlarda eczacının tek başına mücadele etmek zorunda kalmadığı, odanın aktif olarak süreci yönettiği bir yapı oluşturmak.

Üçüncü ve belki de en az konuşulup en çok hissedilen konu, mesleki yalnızlık ve değersizlik hissi. Eczacı kendini sistem içinde sıkışmış, çoğu zaman yalnız ve karşılıksız hissediyor. Bizim burada kısa vadeli aksiyonumuz çok net: sahaya daha fazla temas etmek. Bölge toplantıları, birebir iletişim kanalları, aktif hukuk desteği ve meslektaşın yanında duran bir oda refleksiyle bu duyguyu kırmak istiyoruz. Nitekim bu yönde attığımız adımlarla, odanın sadece izleyen değil gerektiğinde müdahil olan bir yapıya dönüştüğünü göstermeye başladık.

Özetle; ekonomik baskıyı hafifletmek, iş yükünü azaltmak ve meslektaşın yalnız olmadığını hissettirmek… Kısa vadede tüm oda enerjimizi bu üç alanda somut sonuç üretmeye odaklıyoruz. Çünkü bu üç başlıkta gerçek bir iyileşme sağlanmadan, diğer hiçbir hedefin kalıcı olması mümkün değil.

Türk Eczacıları Birliği’nde yaşanan yönetim değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeni Merkez Heyeti’nden beklentileriniz neler?

Türk Eczacıları Birliği’nde yaşanan yönetim değişimini, mesleğimiz adına önemli bir fırsat olarak değerlendiriyorum. Çünkü her değişim, beraberinde yeni bir enerji, yeni bir bakış açısı ve en önemlisi yeniden güven inşa etme imkânı getirir. Bugün eczacılık mesleğinin içinde bulunduğu koşullar düşünüldüğünde, bu değişimin zamanlamasının da oldukça kritik olduğunu söyleyebiliriz.

Yeni Merkez Heyeti’nden en temel beklentimiz; sahadaki gerçekliği çok net okuyan, hızlı refleks alabilen ve sonuç odaklı bir yönetim anlayışı. Artık sorunların tespiti konusunda bir eksiklik yok; herkes neyin problem olduğunu biliyor. Asıl ihtiyaç, bu sorunlara karşı güçlü bir irade koymak ve bunu somut kazanımlara dönüştürmek.

Özellikle ekonomik başlıklarda (kârlılık oranları, kamu kurum iskontosu, ödeme ve protokol süreçleri gibi) daha kararlı ve daha görünür bir mücadele bekliyoruz. Bu alanlarda atılacak her somut adım, sahada doğrudan karşılık bulacaktır.

Bununla birlikte, Birlik ile odalar arasındaki ilişkinin de daha güçlü bir koordinasyonla ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. Yerelin sesinin merkeze daha hızlı ve daha etkili ulaştığı, merkezin de bu sesi politika ve eyleme dönüştürdüğü bir yapı hepimiz için kritik.

Ama belki de en önemlisi şu: Meslektaşlarımız artık sonuç görmek istiyor. Dolayısıyla yeni dönemde iletişimin güçlü, sürecin şeffaf ve yapılan işin sahada hissedilir olması gerekiyor.

Bizler de yerelde üzerimize düşen her sorumluluğu almaya hazırız. Çünkü bu süreci “bekleyen” değil, katkı sunan bir anlayışla yürütmek gerektiğine inanıyoruz. Eğer bu ortak irade sağlanabilirse, önümüzdeki dönemin mesleğimiz adına gerçekten bir toparlanma ve güçlenme dönemi olacağına inanıyorum.

Oda ve Birlik ilişkisini yeni dönemde nasıl konumlandırıyorsunuz? Daha güçlü bir koordinasyon için hangi adımlar atılmalı?

Oda–Birlik ilişkisini artık klasik “merkez karar alır, yerel uygular” çizgisinin ötesine taşımak gerektiğini düşünüyoruz. Bugünün koşullarında bu model yeterli değil. Bizim hedeflediğimiz yapı; iki yönlü çalışan, birbirini besleyen ve birlikte üreten bir ilişki.

Çünkü gerçek şu: sahayı en iyi odalar bilir, ama o bilgiyi politika ve kazanıma dönüştürecek güç Birliktedir. Eğer bu iki alan arasında güçlü ve hızlı bir akış kurulmazsa ya sahadaki gerçeklik merkeze ulaşamaz ya da merkezde üretilen çözümler sahada karşılık bulmaz.

Bu yüzden yeni dönemde ilişkiyi “hiyerarşik” değil, eşgüdüm ve iş birliği temelli konumlandırıyoruz.

Daha güçlü bir koordinasyon için birkaç somut adım çok kritik:

İlki, düzenli ve yapısal iletişim mekanizmaları. Sadece kriz anlarında değil, sürekli çalışan bir iletişim hattı kurulmalı. Bölge toplantıları, tematik çalışma grupları ve hızlı geri bildirim kanalları bu işin omurgası olmalı.

İkincisi, ortak veri üretimi ve paylaşımı. Her oda kendi bölgesinde ciddi bir veri biriktiriyor ama bu çoğu zaman merkezi bir güce dönüşmüyor. Bu verilerin standardize edilmesi ve Birlik düzeyinde politika üretimine entegre edilmesi gerekiyor. Veriye dayalı hareket ettiğinizde hem müzakere gücünüz artar hem de alınan kararların sahadaki etkisi güçlenir.

Üçüncüsü, ortak aksiyon refleksi. Yani bir sorun tespit edildiğinde, odalar ve Birlik farklı hızlarda değil, aynı iradeyle hareket edebilmeli. Bu da net görev tanımları ve hızlı karar alma süreçleriyle mümkün.

Ama işin belki de en kritik kısmı şu: güven. Eğer odalar kendini gerçekten sürecin parçası hissederse ve Birlik de yerelin katkısını sahiplenirse, zaten koordinasyon doğal olarak güçlenir.

Bizim yaklaşımımız çok net: Yerelde güçlü, merkezde etkili ve birlikte hareket eden bir yapı. Bunu kurabilirsek, sadece sorunlara daha hızlı çözüm üretmeyiz; aynı zamanda mesleğin bütününü çok daha sağlam bir zemine taşırız.

İçinde yer aldığınız “Birlikte Gelecek Platformu”nun kuruluş motivasyonunu biraz daha açar mısınız? Bu platformu diğer oluşumlardan ayıran temel fark nedir?

“Birlikte Gelecek Platformu” aslında bir ihtiyaçtan değil, bir zorunluluktan doğdu. Çünkü artık hepimizin gördüğü bir gerçek var: Eczacılık mesleği ekonomik, yapısal ve mesleki anlamda çok katmanlı bir baskı altında ve bu sorunlar tekil çıkışlarla değil, ortak akılla çözülebilir.

Platformun kuruluş motivasyonu tam olarak burada şekillendi. Amaç; sadece sorunları dile getiren bir yapı kurmak değil, çözüm üretme iradesini kurumsal bir zemine taşımak. Yani konuşan değil çalışan, eleştiren değil sorumluluk alan bir birliktelik oluşturmak. Nitekim bugün kârlılık oranlarının güncel koşullara göre yeniden değerlendirilmesi, kamu kurum iskontosu kaynaklı kayıplar ya da SGK protokol süreçleri gibi başlıklar, sahada acil karşılık bekleyen konular olarak önümüzde duruyor. Bu platform, bu başlıklarda ortak ve güçlü bir duruş üretmek için kuruldu.

Bizi diğer oluşumlardan ayıran en temel fark ise yaklaşımımız:

Biz ayrışmayı değil istişareyi, rekabeti değil dayanışmayı merkeze alıyoruz. Bu kulağa biraz “klasik” gelebilir ama sahada karşılığı çok net: farklı görüşlerin aynı masa etrafında çözüm üretmek için bir araya gelmesi.

Bir diğer önemli fark da şu; bu platform bir “tepki hareketi” değil. Yani sadece bir şeye karşı değiliz, aksine bir şeyi inşa etmeye çalışıyoruz. Mevcut yapılarla çatışan değil, onlara katkı sunmayı hedefleyen; gerektiğinde destek veren ama gerektiğinde de sorumluluk almaktan kaçmayan bir duruşumuz var.

Kısacası “Birlikte Gelecek Platformu”, adının hakkını vermeye çalışan bir yapı: birlikte düşünen, birlikte karar veren ve birlikte hareket eden bir irade. Çünkü artık hepimiz biliyoruz ki bu mesleğin geleceği tek tek değil, gerçekten birlikte yazılacak.

Platformun “ayrışma değil istişare” vurgusu dikkat çekiyor. Bu yaklaşımı sektör içinde nasıl somutlaştırmayı planlıyorsunuz?

Bu vurguyu özellikle bilinçli yaptık. Çünkü sektör içinde uzun zamandır biriken en büyük sorunlardan biri sadece ekonomik ya da yapısal değil; iletişim kopukluğu ve kutuplaşma. Aynı sorunu yaşayan ama farklı yerlerde duran grupların birbirini duymadığı bir yerde, çözüm üretmek de zorlaşıyor.

“Ayrışma değil istişare”yi bir slogan olarak bırakmak gibi bir niyetimiz yok. Bunu üç somut adımla hayata geçirmeyi planlıyoruz:

İlki, düzenli ve açık katılımlı istişare zeminleri kurmak. Sadece belli temsilcilerin değil, sahadaki eczacının da söz söyleyebileceği toplantılar, bölgesel buluşmalar ve tematik çalıştaylar organize edeceğiz. Burada amaç, herkesin konuştuğu değil, gerçekten birbirini dinlediği bir kültür oluşturmak.

İkincisi, ortak veri ve ortak akıl üretmek. Çünkü herkes kendi penceresinden haklı. Ama karar üretmek için ortak bir zemine ihtiyaç var. Bu yüzden sorunları sayısallaştıran, sahadan veri toplayan ve bunu tüm paydaşlarla şeffaf şekilde paylaşan bir yaklaşım benimsiyoruz. Veri konuştuğunda tartışma azalır, çözüm alanı genişler.

Üçüncüsü ise en kritik olanı: çıkan sonuçları hayata geçirmek. İstişareyi değerli kılan şey, konuşulanın bir karşılığı olmasıdır. Eğer sahadan gelen öneriler politika önerisine, girişime ya da somut bir uygulamaya dönüşmezse, kimse ikinci kez o masaya oturmak istemez. Biz bu güveni inşa etmek istiyoruz.

Açık söyleyeyim, bu kolay bir süreç değil. Çünkü istişare kültürü sabır ister, egoyu geri çekmeyi gerektirir. Ama şunu da biliyoruz: Bu meslek, ayrışarak bir adım bile ileri gidemez.

O yüzden hedefimiz çok net: farklı seslerin olduğu ama ortak aklın kazandığı bir zemin kurmak. Eğer bunu başarabilirsek, aslında sadece bir platform değil, sektörün çalışma kültürünü değiştirmiş oluruz.

Artan işletme giderleri ve bozulan nakit akışı karşısında eczanelerin sürdürülebilirliği için acil olarak hangi ekonomik düzenlemeler yapılmalı?

Açık konuşmak gerekirse, bugün eczanelerin yaşadığı tablo “iyileştirme” değil, acil müdahale gerektiriyor. Çünkü artan giderler ve bozulan nakit akışı, artık yönetilebilir bir finansal sıkıntı olmaktan çıktı; doğrudan sürdürülebilirlik sorunu haline geldi.

Bu noktada kısa vadede yapılması gereken ekonomik düzenlemeleri üç ana başlıkta toplamak mümkün:

İlki ve en kritiği, eczacı kârlılık oranlarının güncel ekonomik koşullara göre yeniden düzenlenmesi. Mevcut yapı, bugünün maliyet gerçekliğiyle örtüşmüyor. Enflasyon, kira, personel giderleri artmışken kârlılık sabit kalamaz. Bu denge kurulmadan diğer hiçbir adım kalıcı çözüm üretmez.

İkinci olarak, Kamu Kurum İskontosu (KKİ) kaynaklı kayıpların azaltılması ya da telafi edilmesi gerekiyor. Bugün eczacı, aslında sistemin finansman yükünü taşıyan bir noktaya itilmiş durumda. Bu sürdürülebilir değil. Ya bu iskontolar yeniden düzenlenmeli ya da eczacıya doğrudan telafi mekanizmaları oluşturulmalı.

Üçüncü ve sahada çok net hissedilen bir başlık ise nakit akışı sorunu. Özellikle yabancı uyruklu vatandaşların reçetelerini karşılayan eczacılara yapılan Göç İdaresi ödemelerindeki gecikmeler, işletme sermayesini doğrudan kilitleyen bir noktaya gelmiş durumda. Bu ödemelerin düzenli, öngörülebilir ve zamanında yapılması hayati önem taşıyor. Bu alanda yaşanan gecikmelerin ivedilikle çözülmesi gerekiyor.

Bunlara ek olarak, kısa vadede eczacıyı rahatlatacak geçici destek mekanizmaları da devreye alınmalı. Örneğin düşük faizli finansman modelleri, vergi/SGK yüklerinde geçici düzenlemeler gibi adımlar, bu sıkışık dönemi aşmak için önemli olabilir.

Ama şunu net söylemek lazım: Bu başlıklar artık “öneri” değil, zorunluluk. Çünkü eczane ayakta kalamazsa, kamusal sağlık hizmetinin en erişilebilir ayağı zarar görür.

Dolayısıyla mesele sadece eczacının ekonomik sorunu değil; toplum sağlığının sürdürülebilirliği meselesidir. Bu bilinçle hızlı, kararlı ve gerçekçi adımlar atılması gerekiyor.

Eczacılığın sadece ekonomik değil, aynı zamanda mesleki itibar açısından da bir dönüşüme ihtiyacı olduğu konuşuluyor. Siz bu konuda nasıl bir yol haritası öneriyorsunuz?

Bu tespiti çok önemsiyorum. Çünkü ekonomik sorunlar ne kadar yakıcı olursa olsun, mesleki itibar zedelendiğinde o mesleğin uzun vadede ayakta kalması zaten mümkün değil. Bizim burada yapmamız gereken şey, sadece hak talep etmek değil; eczacının sistem içindeki rolünü yeniden tanımlamak ve görünür kılmak.

Ben bu dönüşümü üç ayaklı bir yol haritası olarak görüyorum:

İlk olarak, eczacının sağlık danışmanı rolünü güçlendirmek gerekiyor. Eczacı sadece ilaç veren değil; hastayı yönlendiren, tedavi sürecine katkı sunan, bilimsel bilgiyle sahada temas eden bir sağlık profesyonelidir. Bu rolü hem mevzuatla hem uygulamayla daha görünür hale getirmeliyiz. Örneğin danışmanlık hizmetlerinin tanımlandığı, ölçülebildiği ve karşılık bulduğu bir sistem kurulmadan bu algıyı değiştirmek zor.

İkinci olarak, meslek içi kalite ve standartları yükseltmek. Çünkü itibar sadece dışarıdan verilen bir şey değildir, içeriden inşa edilir. Sürekli eğitim, güncel bilgiye erişim, iyi eczacılık uygulamalarının yaygınlaşması… Bunlar sadece “iyi niyetli” başlıklar değil, doğrudan mesleğin saygınlığını belirleyen unsurlar. O yüzden bu alanı çok daha sistematik ve yaygın bir hale getirmemiz gerekiyor.

Üçüncü ve belki de en kritik başlık, toplumla kurduğumuz iletişimi yeniden inşa etmek. Eczacının değeri toplum tarafından ne kadar anlaşılırsa, sistem içindeki karşılığı da o kadar güçlenir. Bu yüzden halk sağlığına katkı sağlayan projeler, görünür sosyal sorumluluk çalışmaları ve doğru iletişim diliyle mesleğin gerçek yüzünü anlatmamız gerekiyor.

Ama burada bir parantez açmak isterim: İtibar sadece anlatılarak değil, yaşatılarak kazanılır. Eğer eczacı sahada güçlü, bilgili, çözüm üreten bir profil sergilerse, zaten bu algı kendiliğinden dönüşür.

Kısacası hedefimiz; ekonomik olarak güçlü, mesleki olarak yetkin ve toplumsal olarak saygın bir eczacı profili oluşturmak. Bu üçü birlikte ilerlemezse, yapılan hiçbir dönüşüm kalıcı olmaz.

Genç eczacılar açısından mesleğin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Onlara nasıl bir perspektif sunmak istersiniz?

Genç eczacılar açısından tabloyu tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: zor ama potansiyeli çok yüksek bir dönemden geçiyoruz. Evet, mevcut koşullar özellikle ekonomik açıdan motive edici değil. Ama aynı zamanda mesleğin yeniden tanımlandığı, yeni rollerin ortaya çıktığı bir eşikteyiz. Bu da aslında genç meslektaşlarımız için ciddi bir fırsat alanı demek.

Bugün klasik eczane pratiğinin sınırları daralıyor gibi görünse de, eczacılığın etki alanı genişliyor. Klinik eczacılık, danışmanlık hizmetleri, kronik hastalık yönetimi, farmakovijilans, dijital sağlık uygulamaları… Bunların hepsi önümüzdeki dönemde daha görünür olacak alanlar. Yani mesele sadece “eczane açmak” değil; mesleğin neresinde, nasıl bir değer üreteceğini doğru konumlandırmak.

Genç meslektaşlarıma burada iki net şey söylemek isterim:

Birincisi, mesleği dar bir çerçevede tanımlamayın. Eczacılık diploması sizi tek bir role mahkûm etmez. Kendinizi hangi alanda geliştirmek istiyorsanız, o alanı büyütme şansınız var. Ama bunun için aktif olmak, öğrenmeye devam etmek ve biraz da cesur davranmak gerekiyor.

İkincisi, örgütlü yapının içinde olun. Çünkü bireysel çabalar bir yere kadar. Mesleğin geleceğini gerçekten şekillendirmek istiyorsak, birlikte hareket etmek zorundayız. O yüzden odalar, komisyonlar, platformlar sadece “üst yapı” değil; sizin söz söyleyebileceğiniz alanlar.

Ben genç eczacıların en büyük avantajının şu olduğunu düşünüyorum: değişime en açık olan grup onlar. Eğer bu enerjiyi doğru yönlendirebilirsek, mesleğin dönüşümünü de en çok onlar sahiplenir.

Kısacası şunu söylemek isterim: Bugün zor olabilir ama bu mesleğin geleceği hâlâ yazılıyor. Ve o geleceğin en güçlü kalemi genç eczacıların elinde.

Önümüzdeki 2-3 yıl içinde hem İzmir Eczacı Odası hem de Türkiye genelinde eczacılık mesleği adına “başardık” demek istediğiniz en kritik değişim ne olur?

Önümüzdeki 2–3 yıl için “başardık” diyebileceğimiz en kritik değişimi tek bir cümleyle ifade etmem gerekirse: eczacının hem ekonomik olarak sürdürülebilir hem de sağlık sistemi içinde vazgeçilmez bir aktör olarak yeniden konumlandığı bir yapı kurmak olur.

Çünkü bugün yaşadığımız sorunların büyük kısmı bu iki alanın zayıflamasından kaynaklanıyor. Eğer eczacı ekonomik olarak ayakta kalamıyorsa, mesleki rolünü de güçlü şekilde sürdüremez. Aynı şekilde, sistem içinde değeri net tanımlanmamış bir meslek grubunun ekonomik olarak güçlenmesi de kalıcı olmaz. Bu yüzden bu iki başlığı birlikte çözmek zorundayız.

İzmir özelinde baktığımızda, “başardık” diyebilmek için görmek istediğim en somut şey şu olur: meslektaşlarımızın odaya güven duyduğu, sorun yaşadığında doğrudan başvurduğu ve gerçekten çözüm aldığı bir oda yapısı. Yani sadece temsil eden değil, sahada karşılığı olan, müdahil olan ve sonuç üreten bir kurum.

Türkiye genelinde ise en kritik hedef, eczacının sağlık sistemindeki rolünün yeniden tanımlanması ve bunun somut kazanımlarla desteklenmesi. Bu kapsamda eczacının birinci basamak sağlık hizmet sunucusu olarak konumlandırılması, sunduğu danışmanlık hizmetlerinin sistem içine entegre edilmesi ve emeğinin karşılık bulduğu bir yapının kurulması büyük önem taşıyor.

Bununla birlikte, halk sağlığını doğrudan ilgilendiren bir diğer kritik başlık da gıda takviyesi adı altında satılan ürünlerin denetim ve ruhsatlandırma süreçlerinin yeniden düzenlenmesi. Bu ürünlerin ruhsatlandırmasının Tarım Bakanlığı yerine Sağlık Bakanlığı çatısı altında yürütülmesi hem ürün güvenliği hem de eczacının sağlık danışmanı rolünün güçlenmesi açısından önemli bir adım olacaktır.

Ama belki de en önemlisi şu: Meslektaşlarımızın yeniden umutlu olduğu bir tablo. Çünkü bir meslek umudunu kaybederse, en iyi düzenlemeler bile yeterli olmaz.

Eğer 2–3 yıl sonra dönüp baktığımızda eczacı “yalnız değilim, emeğim değer görüyor ve geleceğe güvenle bakabiliyorum” diyorsa… işte o zaman gerçekten “başardık” diyebiliriz.

Son olarak, meslektaşlarınıza vermek istediğiniz en güçlü mesaj nedir?

Meslektaşlarıma vermek istediğim en güçlü mesaj şu olur:

Yalnız değilsiniz. Ve bu meslek hâlâ bizim elimizde şekillenebilecek bir meslek.

Zor bir dönemden geçtiğimizi inkâr etmiyoruz. Hepimiz aynı ekonomik baskıyı, aynı belirsizlikleri ve zaman zaman aynı umutsuzluğu yaşıyoruz. Ama şunu da çok net görüyoruz: Bu tablo değişmez değil. Doğru yerde durduğumuzda, birlikte hareket ettiğimizde ve sürecin parçası olduğumuzda değişim mümkün.

Bu yüzden en büyük çağrım şu: seyirci olmayın. Eleştirin, katkı verin, sürece dahil olun. Çünkü bu mesleğin geleceği birkaç kişinin değil, hepimizin ortak emeğiyle şekillenecek.

Biz oda olarak üzerimize düşeni yapmaya kararlıyız. Daha görünür, daha güçlü ve meslektaşının yanında duran bir yapı inşa etmek için çalışıyoruz. Ama bu yol tek başına yürünecek bir yol değil.

Kısacası şunu söylemek isterim:

Bu meslek çok şey atlattı, bunu da atlatır. Yeter ki birbirimize inanalım, birlikte duralım ve vazgeçmeyelim.

SÜREKLİ GÜNCEL KALARAK KESİNTİSİZ DANIŞMANLIK HİZMETİMİZİ VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ
OTC PAZARINA İNOVATİF BİR BAKIŞ AÇISI GETİRECEĞİMİZE İNANIYORUZ
FAZLASINI DEĞİL, SADECE HAKKIMIZ OLANI İSTİYORUZ
ECZACI KİMLİĞİNE SAHİP ÇIKMALI
Gıda Takviyelerinde Eczacıların Danışmanlığı Çok Önemli
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp LinkedIn Eposta Linki kopyala Yazdırın
Önceki yazı ECZACILIKTA ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR
Sonraki yazı Toplum Sağlığı İçin Aşılanma: Uzmanlardan ‘Bağışıklama’ Uyarısı
Yorum yapılmamış Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni eklenen haberler

Toplum Sağlığı İçin Aşılanma: Uzmanlardan ‘Bağışıklama’ Uyarısı
Haberler
22 Nisan 2026
ECZACILIKTA ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR
Röportajlar
22 Nisan 2026
CEREBOOST® (AMERICAN GINSENG EKSTRESİ): BİLİŞSEL PERFORMANS VE ZİHİNSEL DAYANIKLILIKTA YENİ YAKLAŞIMLAR
Yazarlar
21 Nisan 2026
İDARE Mİ, İRADE Mİ?
Yazarlar
21 Nisan 2026
Afyonkarahisar Eczacı Odası Yeni Hizmet Binası Açılış Töreni
Haberler
20 Nisan 2026

Eczacı Dergisi Kurumsal

İmtiyaz Sahibi: Meral Günay Öztürk
Yayıncı Kuruluş: Novi Medya Merkezi İletişim ve Yayıncılık A.Ş.
Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Çetin Öztürk
Grafik Tasarım: Filiz Erdem
Editör: Songül Türe
Pazarlama Yönetmeni: Kübra Yeşildirek
Dijital Pazarlama Yönetmeni: Tuğba Taylan

PHARMASEA
Ad imageAd image

Gizlilik ve Çerez Politikası | KVKK Aydınlatma Metni | Kullanıcı Sözleşmesi

İletişim Bilgileri

A: Eski Büyükdere Caddesi
Maslak İş Merkezi No:37 Kat: 5
Maslak/İstanbul
T: (0212) 256 67 67
F: (0212) 256 34 33
E: eczaci@eczacidergisi.com

Eczacı DergisiEczacı Dergisi
Takip edin
© 2024 Eczacı Dergisi - Web sayfalarında yer alan tüm bilgi, döküman, fotoğraf, video, görüntü, metin, vb. herhangi bir içerik izin alınmadan kullanılamaz. Tüm hakları saklıdır.
adbanner
Hoşgeldiniz

Hesabınıza giriş yapın

Username or Email Address
Password

Şifre hatırlatma