Değerli meslektaşlarım,
Mesleğimizin tarihi yolculuğu, droglardan ilaç hazırlamakla başladı ve bu süreç 20. yüzyılın başlarına kadar devam etti. O dönemlerde eczanelerimiz, birer ilaç üretim merkezi konumundaydı. Meslektaşlarımız ise, hazırladıkları ilaçlardan aldıkları meslek hakkı ile ekonomik yaşamlarını sürdürüyorlardı.
Ancak 20. yüzyılın başlarında, droglardaki etken maddelerin sentetik yollarla elde edilmesiyle birlikte sanayi süreci başladı. Bu dönüşümle birlikte ilaçlar, çeşitli farmasötik formlarda ambalajlanarak eczanelere ulaşmaya başladı ve böylece mesleğimiz yeni bir evreye geçti.
Akademik kariyerinde ticaret bulunmayan bir meslek grubu olarak, ilacı sadece reçete karşılığında hastaya sunarken, değişen ekonomik koşulları göz ardı ettik. Artık meslek hakkı kaldırılmış, eczacının geliri ise yalnızca sattığı ilaç kutusu üzerinden sağlanır hâle gelmişti.
Eczacılar olarak bizler, ilacı hiçbir zaman ticari bir meta olarak görmedik. Oysa ilaç, özel sektör ürünü hâline geldiğinde, diğer tüm sanayi ürünleri gibi kâr odaklı bir anlayışa büründü. Bu yapının halk sağlığına daha büyük katkı sağlayacağı düşünülse de, hayatın böyle işlemediği zamanla anlaşıldı. Ekonomik koşullara göre ilaç politikalarının değişkenlik gösterebileceği, meslektaşlarımız tarafından tüm dünyada tecrübe edilerek öğrenildi.
Bu durum eczanelerde ciddi ekonomik çalkantılara neden oldu. Önce en zengin ve en küresel ülke olan ABD’de, eczaneler kapanmaya başladı. Ardından, ekonomik şartlara daha uygun yeni eczane modelleri ortaya çıktı. Eczanelerini kaybetmeye başlayan eczacılar ise yeni bir mesleki arayışa yöneldi. İlk adım olarak ilaç danışmanlığı rolünü üstlendiler. Ancak bu da yeterli olmadı. Sanayi ürünü olan ilacın baskısı altında kalan eczacılık mesleği, bir dönem ABD’de “eczacılara gerek var mı?” tartışmalarının bile odağı oldu.
Bu zorluklar karşısında ABD’li eczacılar, çağın gereklerine uygun yeni bir meslek modeline geçiş yaptı. Klinik eczacılık anlayışı doğrultusunda “PharmD” akademik derecesi hayata geçirildi. Bu yeni yaklaşımla toplum eczaneleri yeniden açılmaya başlandı.
Yeni eczacı modeli, halk sağlığının önleyici gücü, kişiselleştirilmiş sağlık danışmanı, hastalık izleyicisi ve sağlık verilerinin ortağı olarak tanımlandı. Hedef artık sadece reçete işlemek değil; kişiye özel sağlık hizmeti sunmak, sağlık okuryazarlığını artırmak ve dijital sağlık sistemlerinde aktif rol almaktır.
Bugün gelişmiş sağlık sistemleri eczacıyı:
• Koruyucu sağlık hizmetlerinin ortağı,
• Tedaviye uyumun denetçisi,
• Halk sağlığı stratejilerinin uygulayıcısı,
• Sağlık okuryazarlığının destekleyicisi olarak konumlandırmaktadır.
(Kaynak: Ulusal Eczacılık Dönüşüm Raporu, Prof. Dr. Levent Üstünes
https://eczacilikakademisi.net/upload/Ulusal_Eczacilik_Donusum_Raporu_Levent_Ustunes_Mayis_2025.pdf)
Ne yazık ki, ülkemizde eczacılık hâlâ reçete işleme düzeyinde kalmış görünmektedir. Raflardan ilaç alıp hastaya sunmak, mesleğimizin gelişiminde artık bir değer yaratmamaktadır.
Soru şudur: Ülkemizin eczacıları çağın gereklerine hızla cevap verebilecek midir?

