Değerli meslektaşlarım,
Eczacılık mesleği, değerli meslektaşım Sarp Yaklav’ın da sıklıkla ifade ettiği gibi, bugün ne yazık ki “kasa ile masa arasına sıkışmış” bir meslek haline gelmiştir. Bu çarpıcı ifade, mesleğimizi icra ediş biçimimizin adeta özeti niteliğindedir.
Ülkemizde eczacılık mesleğini yeterince geliştiremememiz nedeniyle, meslek pratiğimiz büyük ölçüde eczane sınırlarına hapsolmuş ve tekdüze bir yapıya dönüşmüştür. Günlük pratiğimizde çoğu zaman eczanemizin -yani “kasa” nın- sorunlarıyla mücadele ederken, asıl soruyu kendimize sormakta gecikiyoruz:
Gerçekten sağlık üretebiliyor muyuz?
Hiç kuşkusuz, hepimizin temel amacı halk sağlığına katkı sağlamak ve kolay erişilebilir bir sağlık danışma noktası olmaktır. Bununla birlikte, mesleğimizi sürdürebilmek için ekonomik olarak ayakta kalmak da bir gerekliliktir. Ancak gelir modelimizin ağırlıklı olarak sattığımız ilaç üzerinden şekillenmesi, daha fazla kazanmak için daha fazla satış yapmayı zorunlu kılan bir yapıyı beraberinde getirmektedir. Oysa ilaç, gereksiz yere tüketilebilecek bir ürün değildir; aksine son derece dikkatli ve rasyonel kullanılmalıdır.
Eczane pratiğinde tedavi süreci çoğunlukla hekim tarafından başlatılmakta ve bize ulaşan reçete ile devam etmektedir. Burada özellikle “başlar” ifadesini vurgulamak isterim. Çünkü hastaya ilacın teslim edilmesiyle eczacının görevinin sona ermemesi gerekir. Ne var ki, çoğu zaman hastayla tekrar karşılaşma ve tedavi sürecini izleme imkânımız dahi olmamaktadır.
Bunun yanı sıra, üzerinde durmamız gereken önemli bir diğer konu da şudur: Eczanelerimizde ilaç, gerçekten eczacı gözetiminde mi hazırlanmakta ve sunulmaktadır? Mesleki sorumluluğumuz açısından bu soruya vereceğimiz yanıt son derece kritiktir.
Sonuç olarak, eczanelerimizin ekonomik ve operasyonel sorunları mesleki kimliğimizin önüne geçtiğinde, “kasa” içinde boğulmakta; “masa” -yani mesleğimizin bilimsel, danışmanlık ve sağlık üretme boyutu- giderek geri planda kalmaktadır.
Kendime sık sık şu soruyu sorarım:
İyi eczacı kimdir?
Hastalarımız, ilaçlarını temin ederken gerçekten nitelikli eczacılık hizmeti mi aramaktadır, yoksa reçetelerini banko arkasında gördükleri herhangi bir beyaz önlüklü kişiye teslim etmek yeterli mi gelmektedir?
Toplum; tedavide iyi hekimi, yapıda iyi mimarı, hukukta iyi avukatı ararken, aynı hassasiyeti iyi eczacı için de göstermekte midir? Yoksa bu beklentiyi oluşturmak ve görünür kılmak bizim sorumluluğumuz mudur?
Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; “masamızı” -yani mesleki bilgi, yetkinlik ve uygulama alanımızı- geliştirebildiğimiz ölçüde var olma ve geleceğimizi sürdürebilme şansımız olacaktır. Aksi takdirde, sadece “kasa”ya dayalı bir yapı içinde mesleki erozyon kaçınılmazdır. Nitekim son dönemde gündeme gelen yasal düzenleme taslakları da bu dönüşüm ihtiyacını açıkça ortaya koymaktadır.
Kasa tarafında bizi bekleyen ciddi sorunları görmezden gelmek yerine, mesleğimizi yeniden tanımlama ve güçlendirme sorumluluğunu üstlenmek zorundayız.

