Türkiye’de Eczacılığın Geleceği Üzerine Stratejik Bir Değerlendirme
Değerli meslektaşlarım,
Meslek örgütlerinin varlık nedeni sorgulanacaksa, bunun en doğru yolu onların kuruluş amaçlarına ne ölçüde hizmet ettiklerine bakmaktır. Bir meslek örgütü; yalnızca mevcut koşulları “idare eden” bir yapı değil, mesleğin gelişimini yönlendiren, sosyo-politik zeminde konumunu belirleyen ve tehditlere karşı irade ortaya koyan bir aktör olmak zorundadır.
Bugün geldiğimiz noktada, eczacılık mesleğinin uygulama alanı olan eczaneler, mevcut ekonomik ve yapısal koşullar nedeniyle adeta mesleğin icrasını zorlaştıran bir mekanizmaya dönüşmüştür. Özellikle sahada çalışan eczacıların dile getirdiği sorunlar, mesleğin sürdürülebilirlik sınırına dayandığını açıkça göstermektedir.
Sorunun Temeli: Ekonomik Modelin Tükenmesi
Türkiye’de eczacılık uzun yıllardır, büyük ölçüde ilaç fiyatı üzerinden belirlenen sabit kâr oranına dayalı bir gelir modeli ile yürütülmektedir. Ancak:
• İlacın sosyal bir sağlık ürünü olmaktan giderek ticari bir meta haline gelmesi,
• SGK geri ödeme politikaları ile kâr oranlarının sistematik olarak daraltılması,
• Buna karşılık eczane giderlerinin yüksek enflasyonla artması,
eczacıyı ekonomik açıdan ciddi bir darboğaza sürüklemiştir.
Bu noktada kritik hata şudur:
Sorun mesleki iken çözüm sürekli ekonomik araçlarla aranmaktadır.
Oysa bu yaklaşım, yapısal problemi çözmemekte, sadece geçici rahatlama sağlamaktadır.
Dünya Deneyimi: Ekonomiden Mesleğe Geçiş
Gelişmiş ülkelerde benzer krizler 1970’lerden itibaren yaşanmış, ancak çözüm yolu farklı olmuştur:
• Eczacılık, ürün temelli bir meslek olmaktan çıkarılıp
• Hasta odaklı farmasötik bakım (pharmaceutical care) modeline dönüştürülmüştür.
Bu dönüşümle birlikte:
• Eczacılar klinik karar süreçlerine entegre edilmiş,
• İlaç danışmanlığı, tedavi izlem, kronik hastalık yönetimi gibi hizmetler tanımlanmış,
• Ve en önemlisi, bu hizmetler için meslek hakkı (service-based remuneration) elde edilmiştir.
Başka bir ifadeyle dünya, “üründen kazanç” modelini terk edip “hizmetten kazanç” modeline geçmiştir.
Türkiye’de Kritik Kırılma Noktası
Bugün Türkiye’de eczacılığın karşı karşıya olduğu temel soru şudur: Eczacılık mevcut sistemi idare etmeye devam mı edecek, yoksa mesleki irade ortaya koyarak yeniden mi tanımlanacak?
Artık açıktır ki:
• Ekonomik model revizyonları tek başına çözüm değildir.
• İlaç ticareti üzerinden sürdürülebilir bir meslek yapısı mümkün değildir.
• Büyük perakende ve piyasa dinamikleri karşısında bu model daha da zayıflayacaktır.
Dolayısıyla çözüm: Mesleğin fonksiyonel yeniden tanımlanmasıdır.
Eczacı Odaları ve Türk Eczacıları Birliği İçin Stratejik Sorumluluklar
Bu noktada meslek örgütlerine düşen rol kritik ve belirleyicidir. Artık “idare eden” değil, “yön veren” bir yapı gereklidir.
1. Mesleki Hizmet Tanımının Yeniden İnşası
• Eczacının rolü açık şekilde tanımlanmalıdır:
“İlaç temin eden” değil, “ilaç tedavisini yöneten sağlık profesyoneli”
• Ulusal düzeyde standart farmasötik bakım hizmet paketleri oluşturulmalıdır:
• Kronik hastalık yönetimi (DM, HT, KOAH vb.)
• İlaç uyuncu (adherence) programları
• Polifarmasi değerlendirmesi
• Aşı ve koruyucu sağlık hizmetleri
2. Hizmet Bazlı Geri Ödeme Modeli (SGK Entegrasyonu)
• SGK ile yalnızca ilaç fiyatı üzerinden değil, eczacının sunduğu sağlık hizmetleri üzerinden geri ödeme modeli kurulmalıdır.
• Pilot uygulamalar başlatılmalı:
• “Eczacı danışmanlık hizmeti” kodlanmalı
• Klinik hizmetler için performans bazlı ödeme sistemi geliştirilmeli
3. Klinik Eczacılığın Sahaya İndirilmesi
• Klinik eczacılık yalnızca hastanelerde değil, serbest eczanelerde uygulanabilir hale getirilmelidir. Bunun için:
• Sürekli mesleki eğitim (CPD) zorunlu hale getirilmeli
• Yetkinlik bazlı sertifikasyon programları oluşturulmalı
4. Veri Üreten ve Kanıta Dayalı Meslek
• Eczaneler yalnızca hizmet sunan değil, aynı zamanda sağlık verisi üreten merkezler haline getirilmelidir.
Meslek örgütleri:
• Ulusal eczane veri sistemleri kurmalı
• Eczacı hizmetlerinin sağlık çıktısına etkisini kanıtlamalı
5. Ecza Kooperatiflerinin Stratejik Güçlendirilmesi
• Serbest piyasa baskısına karşı kooperatif yapılar desteklenmeli
• Ancak bu yapı sadece lojistik değil, aynı zamanda:
• Mesleki dayanışma ve sürdürülebilirlik aracı haline getirilmelidir
6. Sağlık Sistemine Entegrasyon ve Görünürlük
• Eczacı, sağlık sisteminde pasif dağıtıcı değil aktif klinik paydaş olarak konumlandırılmalıdır
• TEB ve odalar:
• Sağlık Bakanlığı ile ortak projeler geliştirmeli
• Aile hekimliği sistemi ile entegrasyon sağlamalı
Sonuç: İdare Değil İrade
Bugün geldiğimiz noktada açık olan şudur:
• Mevcut model idare edilebilir ama sürdürülemezdir
• Meslek ancak irade koyarak, kendini yeniden tanımlayarak varlığını koruyabilir
Dünya bu dönüşümü gerçekleştirmiştir. Bizim için mesele artık yeni bir şey keşfetmek değil, doğru olanı kararlılıkla uygulamaktır.
Eczacılık mesleğinin geleceği, ekonomik düzenlemelerde değil, mesleki kimliğin yeniden inşasında yatmaktadır.

