ECZ. ALİYE AKGÜL AYDIN – MERSİN ECZACI ODASI BAŞKANI
8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle kadın eczacıların sağlık sistemindeki rolünü ve mesleki temsildeki gücünü değerlendirirken, meseleyi yalnızca bir anma günü çerçevesinde değil; sağlık hizmetinin niteliği, temsil adaleti ve mesleğin geleceği açısından ele almak gerektiğine inanıyorum.
Eczacılık mesleği, kadın emeğinin ve bilgisinin en görünür olduğu sağlık alanlarından biridir. Türk Eczacıları Birliği’ne kayıtlı yaklaşık 56 bin eczacının 34 bini kadındır. Yani mesleğin çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Toplum eczacısı olarak ilaca erişimde ilk temas noktası olan eczacılar; farmasötik bakım süreçlerinde ilacın doğru kullanımı, etkileşimlerin önlenmesi, kronik hastalık takibi ve hasta eğitimi gibi kritik alanlarda aktif rol üstlenmektedir. Kadın eczacıların empati gücü, iletişim becerisi ve bütüncül yaklaşımı; toplum nezdinde güvenilirlik ve iyileştirme algısını güçlendirmektedir. Bu “şifa veren” güç, romantize edilmiş bir söylem değil; bilimsel bilgiyle desteklenen, hasta odaklı ve sürdürülebilir bir sağlık hizmetidir.
Ancak aynı güçlü tabloyu mesleki temsil alanında görmekte zorlanıyoruz. Türkiye genelindeki 59 eczacı odasında başkan, genel sekreter ve sayman görevlerinde toplam 177 eczacı görev yaparken, bunların yalnızca 37’si kadındır. Sayısal çoğunluk ile karar mekanizmalarındaki temsil arasındaki bu belirgin fark, üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken yapısal bir durumu ortaya koymaktadır. Nitekim Türk Eczacıları Birliği 44. Büyük Kongresi’nde kürsüye damga vuran konulardan biri de kadın yöneticilerin ve kadın temsiliyetinin düşüklüğü olmuştur. Buna rağmen seçilen Merkez Heyeti ve Denetleme Kurulu’nda kadın meslektaşlarımızın yer almaması, Türk eczacılığında temsiliyet meselesinin geldiği noktayı açıkça göstermektedir.
Bu tablo yalnızca ülkemize özgü değildir. Uluslararası Eczacılık Federasyonu’nun (International Pharmaceutical Federation – FIP) küresel iş gücü raporları, dünya genelinde eczacılık mesleğinde kadın oranının birçok ülkede %60’ın üzerinde olduğunu; ancak üst düzey liderlik ve karar alma mekanizmalarında bu oranın belirgin biçimde düştüğünü ortaya koymaktadır. Yani kadınlar sağlık iş gücünün çoğunluğunu oluştururken, liderlik pozisyonlarında aynı oranda temsil edilmemektedir. Bu durum, küresel ölçekte bir “cam tavan” sorununa işaret etmektedir.
Kadınların meslek içindeki güçlü varlığına rağmen yönetim basamaklarında yeterince yer alamamasının arkasında yalnızca bireysel tercihler değil; toplumsal rol beklentileri ve aile içinde bakım veren sorumluluğun büyük ölçüde kadınların üzerinde olması da bulunmaktadır. Sağlık sisteminde aktif bir profesyonel olarak görev yaparken, aynı zamanda ev içi bakım yükünü taşımak; kadınların zaman, enerji ve görünürlük açısından daha fazla mücadele etmesine neden olmaktadır.
Oysa kadın liderlerin mesleğin geleceğine katacağı değer son derece açıktır. Eşitlik ve kapsayıcılık anlayışı, şeffaf ve dayanışmacı yönetim kültürü, insan odaklı sağlık politikaları ve etik değerlere bağlılık; eczacılık mesleğinin dönüşümünde belirleyici olacaktır. Dijitalleşen, yapay zekâ ile şekillenen bir sağlık sisteminde dahi eczacının en güçlü yönü insanla kurduğu güven ilişkisidir. Kadın liderlerin empati temelli, bütüncül ve toplumsal faydayı önceleyen vizyonu; bu dönüşüm sürecinde mesleği daha sağlam bir zemine taşıyacaktır.
8 Mart’ı yalnızca bir sembolik gün olarak değil; temsilde adaletin, liderlikte cesaretin ve mesleki eşitliğin yeniden konuşulduğu bir eşik olarak görmeliyiz. Kadın eczacıların emeği, bilgisi ve şifa veren gücü; yalnızca eczane tezgâhında değil, karar masalarında da görünür olmalıdır. Çünkü mesleğin çoğunluğunu oluşturan bir irade, geleceğin şekillendiği yerde de var olmalıdır.

