“Burası bizim “
Söze böyle başlayan bir hasta beni tedirgin ederdi eskiden ; ya veresiye ya da emanet isteyeceği anlamına gelirdi. Şimdi öyle hissettirmiyor. Dayanışmanın ve vazgeçmemenin güvenini hissettiriyor, bir bütün olduğumuzu. Ne yaparsak yapalım insan türü olarak birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunu.“Burası bizim“ eczaneleri ; önümüze gümüş tepsiyle sunulmuyor, onu tel tel işlemek ve tuğla tuğla inşa etmek gerekiyor. Neden diyeceksiniz..
İnsanlar ürün ve hizmetlerle ilgileniyormuş gibi görünse de , gerçekte ilgilendikleri şey diğer insanlar. İnsanlar, insanlarla ilgileniyor. . Başka insanlara güzel, güçlü, zarif, görgülü görünmek üzere bir çok şeyi yapıyoruz. Hadi onu geçtim. İnsan sosyal bir varlık ve, her daim diğerine ihtiyaç duyuyor. Dünyanın tüm imkanları bizim olsaydı ama dünyada bizen başka kimse olmasaydı; hiç bir şeyin anlamı ve tadı olmazdı . Velhasıl, çalışmak, kazanmak, tüketmek için de diğer insanlar motivasyon kaynağı. Sevmek, sevilmek, üretmek, varolmak ve var etmek için de…
Eczane eczacılığı da insani ilişkilerin öneminin zirvede olduğu bir iş. Eczane eczacılığında öne geçmek istiyorsak insan ilişkileri meselesini çözmemiz lazım. Hasta ve tüketici ile, personel ile, meslektaşlar ile, diğer sağlık çalışanları ile, tedarikçi ile, bankalar ile, komşular ile ve daha buraya sığdıramadığım bir çok insan ile, sevgi, saygı ve güvene dayalı ilişkiler inşa etmek durumundayız. Sevgi, saygı ve güven arasında en zor kazandığımız ve en kolay kaybettiğimiz şey de; güven.
Özellikle eczane eczacılığında güven; hepsinden önce geliyor.
Bir işte güvenilir olmanın iki kanadı var.
Mesleki bilgi ve karakter . Diyelim muhteşem karakterde bir insansınız , dürüstsünüz, hoş sohbetsiniz, verdiğiniz sözleri tutarsınız, insanlara yardım edersiniz ve hep iyiliği seçersiniz. Mesleki bilginiz , uzmanlığınız yeterli değilse karakter özellikleri tek başına sizi bir yere kadar götürebilir. Diyelim mesleki bilginiz zirvede, rakipsizsiniz, her konuya hakimsiniz. Eğer bu özellikleriniz iyi bir karakterle desteklenmiyorsa yine yetmiyor. İkisi bir arada olmalı. İyi haber şu ki, ikisi de zamanla öğrenilebilir ve geliştirilebilir. Mesleki bilgimiz için yapılacak çok şey var; eğitimlere gitmek, okumak, öğrenmek ve hatta öğretmek. Çalışanlarımıza ve halka öğretmek, toplumu bilinçlendirmek. Gelelim karaktere. Karakter bize doğuştan gelen bir şey değil de, zamanla inşa edilen bir şey gibi. Biz onu ilmek ilmek işleyeceğiz. Özellikle zor zamanlar , karakter inşa etmek için iyi fırsatlar; zor zamanlarda gerçek seçimlerimiz ortaya çıkıyor. Gerçek seçimler de karakterimizi yansıtıyor .Eczacılığın şu sıralar zor bir süreçten geçtiğini biliyoruz ve hissediyoruz. Seçimlerimiz nasıl? Kısa vadeli kazançlarla mı yoksa uzun vadeli, güven temelli bir kültür inşa etmekle mi ilgiliyiz? Hastaya önerdiğimiz ürün ve hizmetten tutun, personelimize olan tavrımız, bulunduğumuz muhite kattığımız değer, ne kadar öğretici / anlatıcı / bilgiyi çoğaltıcı konumda olduğumuz, tedarikçilerle ilişkimiz; hepsini düşünecek olursak , tercihlerimiz kısa vadeli kazançları mı destekliyor yoksa uzun vadeli ve güven temelli kazançları mı? Yoksa nasıl olsa ne kadar ömrümüz kaldı bilmiyoruz diye anlık ve günlük yaşayanlardan mıyız ?
Neydi o söylem? Carpe diem. An’ı yaşa. An’ı yaşayalım yaşayalım da, bir tercih noktasına geldiğimizde ne yapacağız ? Tüketim kültürü bize kısa vadeli kazançları, yarını düşünmemeyi, her şeye ulaşmayı ve hemen ulaşmayı empoze ediyor, bütün bunların en doğal hakkımız olduğunu düşünmemizi istiyor. Aynı şey bilgiye erişim ve bilgiyi tüketmek, içerik tüketmek için de geçerli. Çok hızlı videolarla, podcastlerle, sesli kitaplarla, bazen instagram postlarıyla “bilgiye” eriştiğimizi hissediyoruz. Hızlı kazançlar maddi ya da manevi olsun farketmez, normalimiz olmaya başladı. Hemen para kazanalım, hemen satın alalım, hemen öğrenelim, hemen yaşayalım. Oysa bilgi, sindirilmesi gereken bir şey. İçselleşmesi, hazmedilmesi gerekiyor, o zaman bilgeliğe dönüşebilir.
Yuval Noah Harari son kitabı Neksus’ta; “geleceği belirleyecek olan; bilgi sahipleri değil; bilgiyle kurulan bağları kimin kontrol ettiğidir” diye belirtmiş. Harari’ye göre mesele “daha fazla bilgi” değil, bilgeliğin nasıl korunacağı. Bilgiyi şuana kadar insanoğlunun yapamadığı düzeyde hızla toparlayan, sunan, düzenleyen bir yapı ile karşı karşıyayız. Insanoğlu tüm bu bilgi işleme sistemine “yön” vermekle sorumlu olmalı, ve bu yön; anlam, güven, sorumluluk gibi temel değerleri içermeli. Buradaki bakış açısının , mesleğimizdeki dönüşümde de geçerli olduğunu düşünüyorum.
ECZANE; hasta, hekim, devlet, firma, depo arasında bir yerde, tam merkezde, ilaca erişimi sağlayan bir kurum. Bu kurum, bilgiye ve veriye herkesin her ortamda ulaşabildiği bu çağda, eğer işin içine insani değerleri , güveni, etiği katmazsak; algoritmaların buyurduğu ürünlerin satıldığı yerler olmaktan başka seçeneği olmayacak . Eğer bu rol devam ederse de, zaten bir süre sonra, insana gerek kalmayabilir. Bir makine, bir robot, başka bir makinenin ya da yapay zekanın önerdiği ürünü verebilecek; birkaç on yıla kadar, belki daha da önce. Eczaneler bilgi üreten merkezlerdir, bu doğru. Bir de hizmet üretmek var. Eczacılığın 7 yıldızlı modelinde “hizmet sağlayıcı” kimliğimiz; ilacı raftan alıp hastaya vermekten öte, şu soruların yanıtlarıyla ilgili ;
Bu hastalığa değil de, bu hastaya ne gerekli, ne gereksiz?
Hastanın kaygısını nasıl yatıştırabiliriz?
Onunla nasıl empati kurabiliriz?
Onu nasıl daha iyi anlayabiliriz?
Eczane mesaisi ve hizmeti, İNSANI anlamakla doğrudan ilgili. Hastayı hastalığın önünde tuttuğumuzda, sezgisel ve insani bir yerden girebiliyoruz konuya. Sezgi ve vicdan devreye girdiğinde, konu veri yönetiminden başka yerlere gidiyor.
Ne zaman hangi bilgi işe yarar, hangisi işe yaramaz ; bu ayrım öne çıkmaya başlıyor. Bu ayrım da bizim deneyimimizde, vicdanımızda, sezgilerimizde.
Eczaneler : ülkemizde ve dünyada “insan hayatını kolaylaştırmak” üzere konumlanan merkezlerdir.
Devlet, hekim, hasta, firma ve deponun ortasında bulunan merkezlerdir.
İnsanların soru sormaya, çay içmeye, sohbet etmeye gittiği, ilaçlarının ve hastalıklarının ne olup olacağını sorup danıştıkları merkezlerdir.
Türk Dil Kurumu’nda “merkez” kelimesinin birden fazla karşılığı var, bazıları şu şekilde;
–Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri.
-Biçim, tarz.
-Bir işin öğretildiği yer.
-Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta.
Hangi versiyona bakarsak bakalım eczanelerimize uygun bir tanım; merkez. Eczaneler en yakın sağlık ve danışma merkezidir. Biyolojik bedenler kimyasal ve bitkisel ilaçlarla buluşurken, sosyal bağlar kurulan merkezlerdir. İnsanların bir ton bilgi yığını içinde KİME GÜVENECEKLERİNİ belirleyen merkezlerdir. İnsanların karar süreçlerine eşlik ve rehberlik eden sağlık profesyonelidir eczacı, bilgisi ve deneyimiyle.
Besin takviye endüstrisi, longevity protokolleri, epigenetik testler, kişiselleştirilmiş tedaviler… Bu kavramların bugünlerde artması bize şunu gösteriyor ; sağlık harcamaları ve hatta tüm sağlık sistemi hastalık sonrası değil hastalık öncesi; insanı koruma odaklı bir yere evriliyor . Artık gümüş ekonomi diye bir kavram var dünyada. Tüm dünyada yaşlı nüfusun artması sebebiyle; 65 yaş ve üzeri insanların ihtiyaçlarını önde tutan, burayı önceliklendiren, sağlık ve yaşam konforlarını iyileştirmeyi hedefleyen bir pazar. Gümüş ekonomi diye bir pazar oluştuysa , eczaneler baş rolde olması gereken merkezlerdir. Bundan on yıl önce doğru bilgiye nasıl ve nereden ulaşacağımız çok önemliydi. Şimdi yapay zeka sağolsun; insanların kendilerine diyet listeleri hazırlamasına, hangi takviyeleri kullanacaklarına, doğru verileri paylaşırsak hangi hastalığa yatkınlığımız olduğunu / olabileceğini söylüyor zaten. Her zaman doğruyu bilemese de, en azından bir şeyler söyleyebiliyor. Yapay zeka ile dertleşen, düzenli olarak her gün sohbet eden, kahve ve tarot falı baktıranlar var . Bilgiye ulaşmak gibi bir derdimiz kalmadı hayırlısıyla. Yan etkiymiş, etkileşimmiş, çapraz kontrolmüş, hepsini anında yaptıracak gücümüz var artık. Şimdi şu soruların yanıtlarına ulaşmamız gerekiyor:
Öncelikli olan nedir ?
Aslolan nedir?
Gerçekten gerekli olan nedir ?
Gereksiz olan nedir?
Olayımız sadece veri toplamak, analiz etmek, veriyi yönetmek olursa, bunu yapan algoritmalar zaten var ve yakında daha da fazlasını kolaylıkla yapacaktır. Ürünü de raftan alıp verecektir. Olayımız sadece alım satıma, sadece bilgi ve veriye, sadece ürün satan konuma indirgenirse herhangi bir gelecekten söz edemeyiz.. Olayımız tüm bu süreçte;
Etik,
Güvenilirlik,
İnsani duruş,
Vicdan,
Samimiyet
Bağ kurmak
ve benzeri unsurlarla mesleğimizi icra etmek olursa; eczane dediğimiz danışma merkezi , geleceği olan bir yer haline gelir.
Bilgiyi bilgelikle ve insanlıkla yöneteceğiz.
“Neye gerek yok “ diyebilen , etik bir filtre olacağız.
İnsanın kırılganlığı ile temas edebilen yapılar olacağız.
Bir yapı düşünün. Var olmak için ya da hayatta kalmak için çırpınmıyor, o orda olsun diye insanlar ve toplum ona sahip çıkıyor, ona tutunuyor. Eczane dosttur, sırdaştır, arkadaştır, öğretmendir, öğrencidir, perakendecidir, satışçıdır, hizmet sağlayıcıdır, danışmandır ,liderdir, yöneticidir. Eczane toplum için gereklidir, öyle ki, artık serbest eczacılık tanımı yerine toplum eczacılığı tanımı kullanılmaktadır. Burada büyük bir insani güç vardır, farkında olmasak da, tam sahip çıkamasak da, gücümüz vardır . Bu güç, insan ilişkilerinden ve o ilişkilerde mesleki ve etik sorumluluk almaktan gelir, bir duruştur bu , sahip çıkarsınız ya da terk edersiniz.
Günün sonunda da sahip çıkılırsınız ya da terk edilirsiniz.
Kendimize sahip çıkalım derim.
Yeteneklerimizi dünya ile paylaşalım derim.
İnsan olmanın tüm güzelliklerini sonuna kadar bu işe yansıtalım derim.
Elimizden geleni yapalım derim.
Çünkü;
Burası bizim.

