YADİGAR ÖZKAN ÖNCE ECZACI, SONRA ZUMBA EĞİTMENİ, TİYATRO OYUNCUSU ve GEZGİN YADİGAR ÖZKAN ÖNCE ECZACI, SONRA ZUMBA EĞİTMENİ, TİYATRO OYUNCUSU ve GEZGİN
Yadigar Özkan; genç bir eczacı. Sabahları tiyatro oyuncusu, akşam eczanesi kapanana kadar eczacı, sonra bir koşu zumba dersi, arada vakit bulduğunda da sırt çantasını... YADİGAR ÖZKAN ÖNCE ECZACI, SONRA ZUMBA EĞİTMENİ, TİYATRO OYUNCUSU ve GEZGİN

Yadigar Özkan; genç bir eczacı. Sabahları tiyatro oyuncusu, akşam eczanesi kapanana kadar eczacı, sonra bir koşu zumba dersi, arada vakit bulduğunda da sırt çantasını alıp yollara düşen bir gezgin. Herkesin mutsuz mutsuz dolaştığı şu günlerde kendisiyle hepimize moral veren bir söyleşi yaptık.

 

Yadigar Özkan genç bir eczacı, Mersin’de serbest eczacılık yapıyor bir yandan da hayat denen büyük mucizede hiçbir anın tekrarı olmayacağı sezgisi ile yapmak istediklerinin peşinden gidiyor. Eczacı dergisi olarak ülkemizde hayatın pek çok alanda sıkıştığı şu günlerde hem ilham veren eczacıları, hem de meslekte ve ilaç sanayiinde yeniliklere imza atan isimleri sayfalarımıza taşımaya devam edeceğiz. Kulağımızı, gözümüzü sadece duayen eczacılara değil, genç eczacılara çevirip onların mesleğe, hayata, dünyaya nasıl baktıklarını da anlamaya çalışacağız.

 

Yadigar Hanım sizin pek çok uğraşınız var ama önce eczacılıktan başlayalım mı? Eczacılık mesleğini nasıl seçtiniz? Okuldan mezun olduktan sonra neler yaptınız?

Öncelikle Eczacı dergisi okurlarına, herkese merhaba! Eczacılık mesleği benim seçimimdi, canı gönülden istedim demek isterdim ama değil. Kazandığımı öğrendiğimdeyadigar Özkan-Dünya Eczanesi ağladım hatta. Gençlik tabii, oluyor böyle şeyler. Şimdi mesleğimden birçok açıdan memnunum, hayatı mesleğimle birlikte güzelleştirmeye çalışıyorum. İnsanların meslekleri hayatlarının yarısından fazlasını dolduruyor, o yüzden mutlu olacağın, sana iş gibi gelmeyen, varoluşuna can katan işlerde çalışmak çok önemli. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde okudum. Hareketli, eğlenceli bir okul hayatım oldu, tüm meraklarım o zamanlar filizlenmeye başlamıştı zaten. Tüm zorluklara rağmen İtalya’ya Erasmus ile gitmemle başladı belki her şey. İşte o dönemde anladım, istedikten sona her şeyin mümkün olduğunu, hayatın güzel olduğunu, mutlu olmanın seçim olduğunu. Beni mutlu eden şeylere karşı hep ilgim yüksekti zaten… Bu motivasyonla tiyatro eğitimi almaya başladım amatör bir ruhla, zaten yıllardır dans ediyordum. Erasmus süresince çantamda bir sandviç neredeyse parasız 12 ülke görmeyi başardım. Okul bittiğinde Eskişehir Odunpazarı Belediyesi’nin konservatuvarında özel yetenek sınavlarına girdim ve kazandım,iki yıl boyunca gayet ciddi bir oyunculuk eğitimi aldım. Sonrasında memleketim olan Mersin’e döndüm. Tüm tutkularıma ve eczaneme dört koldan sarıldım.

 

Tiyatro da eczacılık gibi hem çok zaman hem de disiplin ister değil mi?

444 adlı tiyatro oyunundanTiyatro hakikaten bambaşka bir alan, emek ister, özveri ister, yorar, kalabalıklarda tek vücut olmayı öğretir, bazen tek kaldığında çoğalmayı, empati kurmayı, başkaları gibi düşünebilmeyi, gözlem yapabilmeyi, disiplini, çok yönlü olmayı, konuşmayı, iletişim kurmayı, ne istedi-

ğini yani sana kim olduğunu öğretir. Özgüven verir, toplum önünde tek başına saatlerce konuşabilirsin, kriz yönetimi konusunda reflekslerin ve pratik zekân gelişir. Organizasyon becerin gelişir. Tiyatro damarınıza bir kere girdiyse bir daha asla çıkmaz. Geçtiğimiz üç yılda Güney Ecza Kooperatifimizin tiyatro grubunda rol aldım.

 

Çok başarılı oyunlar sergiledik. Bu yıl Mersin Tiyatro Agon ile ilk kez profesyonel tiyatro hayatına adım attım. Bu günlerde Tiyatro Agon bünyesinde ‘444’ isimli Yiğit Sertdemir’in yazdığı, Mustafa Çavuş’un yönettiği ve benimle sahneyi paylaştığı iki kişilik bir oyunla seyirciyle buluştuk. Oyunumuz farklı şehirlerde de gösterime girecek. Bir yandan da üyesi olduğum Mersin Akdeniz Rotary-Rotaract tiyatro grubu bünyesinde Evren Ersan’ın yazdığı Mustafa Çavuş’un yönettiği ‘Deli Saçması’ isimli oyunumuza hazırlanıyoruz.

 

 

Yadigar Hanım sizin bir de zumba eğitmenliğiniz var. Zumba son yılların hem popüler bir dansı, hem de kendini formda tutmak isteyenlerin tercih ettiği adeta bir spor gibi. Siz nasıl anlatırsınız bize zumbayı…

 

Zumbaaaaa !!! O kadar eğlenceliydi ki ben de yapmalıyım dedim. Bir spor salonunda derse yazıldım ve sonuç hüsran. Sonra bunu ben de yaparım, çok güzel yaparım, gideyim öğreneyim dedim ve İstanbul’da eğitimlere katılıp lisanslı zumba eğitmeni oldum. Zumba aslında spor, içinde dans ritimleri ve figürleri bulunan çok eğlenceli bir spor. İki yıl boyunca zumba dersi verdim ve çok keyif aldım. Ama bu yıl tiyatroda iki oyunda oynadığım için zumbayı ertelemek durumunda kaldım. Çok ama çok keyiflidir. Oh iyi ki öğrenmişim!

 

“Hayatını maceralarla doldur, eşyalarla değil ve anlatacak güzel hikâyelerin olsun, gösterecek ıvır zıvırın değil”

 

Gelelim üçüncü özelliğinize, size gezgin diyebilir miyiz? Şu ana kadar 26 ülkeye seyahat ettiğinizi söylemiştiniz. Gezi tutkunuz nasıl oluştu?

 

“Hayatını maceralarla doldur, eşyalarla değil ve anlatacak güzel hikâyelerin olsun, gösterecek ıvır zıvırın değil” diye bir söz duymuştum. Düşüncelerimi birebir anlatan bir salar de uyuni -boliviacümle! Seyahat etmek nefes almak demek, hayat dolmak demek benim için. Bize tek bir gerçek, tek bir yaşam stili diretiliyor. Oku, iş sahibi ol, evlen, çocuk yap, ev al bir çocuk daha yap, daha büyük ev al, al göster, çocuğunun eğitimini yarıştır, al al al! Kendi konfor bölgenin dışında olmayı düşünme, düşleme bile. İşte böyle öğretiliyor. Şimdiye kadar 4 kıta 26 ülkede bulundum, 19 yaşımdan beri gezginim. Ben gezginim çünkü turlarla asla gitmem, rotamı kendim çizerim en uygun uçak bileti ve masrafsız rota için günlerce haftalarca araştırırım. Hostellerde 4 kişilik odalarda kalır, kendim gibi dünya insanlarıyla tanışırım. Sadece önemli noktaları değil sokak aralarını gezerim. Dünyayı öğrenirim! Bu arada eczanemin adı da belki bu yüzden ‘Dünya’. En son tam kırk gün boyunca Latin Amerika’yı gezdim. Hep görmek istediğim bölgeydi, yorucu, zorlu ama her gezginin hayali olan bir rotaydı. Yola tek başıma çıkmaya karar verdim, sonra on beş yıllık bir arkadaşım eklendi. Gitmek görmek istediğim yerleri biliyordum, çok okudum, çok araştırdım. Biletimi aldım, sadece gittiğim yer ve döneceğim yer kesindi, aradaki plan tamamen keyfime göre şekillenecekti. Çöllerde gezdim, vahalarda kum boardingi yaptım, penguenleri doğal alanlarında gördüm, Amazon’larda on saat yürüdüm, Amazon Nehri’nde rafting yaptım, yerli insanların evinde kaldım, sabahlara kadar sokaklarda dans ettim, dağlara tırmandım, aktif volkan gördüm, İnka medeniyetini, onların hayatını öğrendim, doğal termal sularda yüzdüm, şaman ayinine de katıldım, 5000 rakıma kadar çıktım! Ve daha sayfalarca yazacağım nicelerini yaptım. Hikâyelerimi ve öğrendiklerimi koydum cebime, bir çanta ile gidip geldim. Bir çanta eşya yetiyor aslında. Dolaplarımızdaki onca bez yığınına ihtiyaç yok, dünyada size yardım etmek için bekleyen çok insan var, eğer siz de açık olursanız. Couchsurfing isimli siteden gönüllü ev sahipleri bulup hiç para vermeden evlerinde kaldım. İnsanlardan korkmaya gerek yok aslında, elbette kendimizi önsezilerimizle koruyacağız ama önce insanları seversek hayat kolaylaşıyor. Eczacı, zumba eğitmeni, tiyatro oyuncusu, gezgin olarak zamanı nasıl planlıyorsunuz? Herkes zaman bulamadığından şikâyet eder. Zaman; en kıymetli şey aslında ama zamanı doğru kullanırsan istediklerini yapabilirsin. En çok karşılaştığım soru, nasıl zaman ayırıyorsun? Siz de ayırabilirsiniz a dostlar. Belki ben olmadığımda ciromuz biraz düşüyordur, aman düş- sün şu yaşadıklarımın para ile karşılığı yok. Ben de zorlanıyorum, çok yoruluyorum bazen ama alıştım sanırım. Eczanem cadde üzeri olduğu için sabahları az hasta gelir, provalarımı sabah alıp öğlen eczaneye geçiyorum kapanışa kadar. Zumba vs. akşamları oluyor zaten. Geziler için de mesul müdür buluyorum. Eczaneler çocuğumuz gibi adeta. Bazen hastalanıyor, bazen iyi oluyor bazen sinirleniyor, bazen seviyorsunuz. Ama içinde obsesif bir şekilde kaybolup gitmenin bir alemi yok, en nihayetinde bir iş! Rahatlamaya çalışmalıyız, ben de tam başaramıyorum aklım kalıyor ama bu duyguya yenilmeyip, çıkıyorum yola. Her şeyin optimum olmasını beklersek hiçbir şey yapamadan ölür gideriz. Hayata bir kere geliyoruz!

 

Siz serbest eczacı olarak bulunduğunuz bölgede bir sağlık danışmanı, ilk basamak sağlık hizmeti veren bir merkez olarak görüyor musunuz eczanenizi?

 

Eczane olarak dördüncü yılımız doluyor. Bölgemi, eczanedeki ekibimi ve danışanlarımı ya da hastalarımızı artık ne demek isterseniz seviyorum. Ülke koşullarının elverdiğiMachu Pİchu- Peru-dünyanın yedinci harikası sürece ekibimle

birlikte en iyi hizmeti ve bilgiyi vermeye çalışıyoruz, bazen fazla paralıyoruz kendimizi. Malum ülkenin koşullarından ve yaşanan bir dolu olaydan dolayı herkes gergin… İletişim kurmak zorlaşıyor bazen ama bizim görevimiz bu. Eczanedeki en büyük manevi ve mesleki tatmin güler yüzle mutlu ve sağlığına kavuşmuş ayrılan hastalar. Zaten o da olmasa gereksiz prosedürün içinde çürüyüp gideceğiz. Mesleğimizi ve ülkemizi bu zor günlerin ardından daha güzel günler bekliyordur umarım. Son olarak herkese ‘kendi ışığını yansıtacağı’ bir yıl dilerim.