Eczacının çantasındaki kramponlar
Takvim yaprakları 1923 yılının 26 Ekim’ini gösteriyor. Mustafa Kemal Atatürk diş tedavisigördüğü için, alışma devresinde olan yeni protezleri ağzını…

Takvim yaprakları 1923 yılının 26 Ekim’ini gösteriyor. Mustafa Kemal Atatürk diş tedavisi gördüğü için, alışma devresinde olan yeni protezleri ağzını acıttığından, üç gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hayatının en kısa konuşmasını yaparak Cumhuriyeti ilan edecektir.
Ama biz o gün, 26 Ekim 1923’te İstanbul’a, suların kente dağıtıldığı yer olduğu için ‘’Taksim’’ olarak adlandırılan semtteki Topçu Kışlası’nın avlusuna gidelim. Hayır, burada bizi bir resmi tören beklemiyor. Askerlerin taşındığı bu binanın avlusu bisiklet, atletizm, güreş ve futbol gibi pek çok spor karşılaşmasının yapıldığı yer olarak kullanılmaktadır. O gün toplanan kalabalık Romanya ve Türkiye arasında oynanacak olan tarihimizin ilk milli futbol maçına tanık olacaktır.
Saatler öğleden sonrayı, saat 15.00’ı gösterdiğinde bando konuk takım Romanya’nın milli marşını çalar. Ardından sıra milli marşımıza gelir. Mehmet Akif Ersoy’un şiirinin bestesi için açılan yarışmada sonucu belirleyecek bir değerlendirme yapılamadığı için o dönem kentlerde farklı bestecilerin eserleri çalınıyordu. Ankara’da Osman Zeki Bey’in, Edirne’de Ahmet Yekta Bey’in, İzmir’de İsmail Zühtü Bey’in besteleri çalınırken İstanbul’da Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi bando tarafından icra ediliyordu.
Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi çalınırken, tüm gözler milli takımımızda sağ bek oynayan futbolcuya takılır. Çünkü o futbolcu Ali Rıfat Bey’in oğlu Cafer Çağatay’dır.
İlk milli futbol maçı için sahaya çıkan on bir futbolcu arasında milli marşımızın ilk bestecisinin oğlunun da yer aldığı bilgisinin yanında, biz eczacılar için gurur kaynağı olan saygı duruşunu şu bilgiyle gösterelim: Cafer Çağatay İstanbul Üniversitesi’nde eczacılık eğitimi almış olan bir eczacıdır!
1899 yılında İstanbul’da doğan Cafer Çağatay, müzik ve sanat sevgisiyle dolu bir ailede büyür. Saint Joseph Lisesi’nde okurken Fenerbahçe futbol takımında oynamaya başlar.
Babasının müzisyen olması nedeniyle sanata da ilgi duyar, piyano, viyolonsel ve klasik kemençe çalmayı öğrenir. Şark Musiki Cemiyeti’nin başkanlığını yapan ve Türk Musiki Ocağını kuran Ali Rıfat Çağatay’ın 50’ye yakın bestesinin olmasının yanında, müzik konusunda pek çok makaleyi kaleme almış ve Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde öğrenci yetiştirmiştir. Bestelediği İstiklal Marşı 1930 yılında Osman Zeki Üngör’ün yeni bestesiyle değiştirilene kadar törenlerde çalınmıştır.
Fenerbahçe forması altında işgal İstanbul’unda futbol oynayan Cafer Çağatay, işgal güçleri komutanı İngiliz general Charles Harington adına düzenlenen, Fenerbahçe’nin işgal orduları takımını 2 -1 yendiği maçta da sahadaki tek eczacı futbolcudur. Sarı, lacivert formayla sahaya çıktığı takım arkadaşlarından biri de, ileride Türkiye’nin ilk atom fiziği profesörü olacak olan Mustafa Fahir Yeniçay’dır. 1924 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk olimpiyat oyunlarına katılmak üzere yola çıkan kafilede Cafer Çağatay da yer alır. O dönem olimpiyat bayrağı altında oynanan dünya futbol karşılaşmalarındaki ilk rakibimiz olan Çekoslovakya maçına çıkan on birimizde yine bir eczacıyı, Cafer Çağatay’ı görürüz.
Milli futbol takımımız 1924 yılında maç yapmak için Polonya’ya gider. Lodz kentinde oynanacak maç öncesinde seremonide çalınacak Türk milli marşının notaları Polonyalı müzisyenler de bulunmamaktadır. Aradıkları bilgi aslında tam karşılarında durmaktadır!
Milli marşımızın bestecisinin oğlunun futbolcu olarak kente geldiğini öğrenen Polonyalı bando şefi soluğu Cafer Çağatay’ın yanında alır. Cafer Bey piyanonun başına geçerek milli marşımızı çalar. Bu esnada da bando şefi notaları kayıt altına alır. Böylelikle de milli marşımız futbol karşılaşması öncesinde stadyumda çalınır. Dünyaca ünlü piyanist Arthur Rubinstein’in kentinde bir eczacı, ilaç hazırlayan ellerini piyano tuşlarında gezdirerek, milli marşımızı tarihte ilk kez başka bir ülkenin müzisyenlerine öğretir. Ne var ki karşılaşma öncesinde çalınan marştan memnun kalmayacaktır. Cafer Çağatay, Nihal Ün’ün yaptığı, 9 Eylül 1990 tarihli Cumhuriyet Dergi’de yayımlan söyleşisinde o günü şöyle anlatır:’’Aman Allahım! O ne kakafonik, o ne bet sesler! Sanırsınız ki milli marş değil de bir panayır mızıkası çalıyor.’’
Beyazıt’taki eczacılık okulu ile futbol sahası arasında mekik dokuyan, çantasında eczacılık dersleri notlarıyla futbol ayakkabılarını taşıyan Cafer Bey, ilk eczanesini Kadıköy Söğütlüçeşme’de, eski elektrik idaresinin karşısında açar. Ne yazık ki eşi Belkıs Hanım ilaç içerek intihar edecek ve Cafer Bey hayatının en büyük mağlubiyetini yaşayarak İstanbul’u terk edecektir!
İki kızını babası Ali Rıfat Çağatay’ın yanına bırakan Cafer Bey, Karaköy Limanı’ndan Gülcemal vapuruna biner. İstanbul Boğazı’ndan geçerken ardında kara dumanlar ve martı çığlıkları bırakan vapurun güvertesindeki genç eczacıya yeni hayatında kucak açan liman Trabzon olacaktır.
Trabzon, amcası Samih Rifat’ın bir dönem valilik yaptığı kenttir. Samih Bey Trabzon’da görevdeyken 1914 yılında oğlu Oktay dünyaya gelir. Biz o çocuğu büyüdüğünde Türk şiirinin ustalarından Oktay Rifat olarak tanıyacağız. Eczacımız Cafer Bey, Oktay Rifat ile amca çocuklarıyken, Oktay Rifat’ın teyzesi Celile’nin oğlu da Nazım Hikmet’ten başkası değildir!
Cafer Çağatay 1925 yılında Trabzon’a sadece bir eczane daha kazandırmakla kalmaz, kentte Avni Aker ile birlikte futbolun gelişmesini sağlar, bisiklet yarışları ve spor karşılaşmaları düzenler. Trabzon ve Rize arasındaki bisiklet yarışında kendisi de pedal çevirir. Trabzonlu gazeteci Zeyyat Nemli ‘’Bir Tutkudur Trabzon’’ kitabında, 1926’da kente gelen Tiflis Karması’nın Trabzon Lisesi’yle yaptığı ve 7-1 kazandığı futbol maçının hakeminin Cafer Çağatay olduğu bilgisini verir.
Gündüz eczanesinde hastalarına ilaçlar hazırlarken, akşam olunca soluğu Türk Ocağı’nda almakta ve konserler vererek sanat sevgisini aşılamaktadır. Dinleyicilerinden biri de,1930 yılının Kasım ayında Ege vapuruyla Trabzon’a ikinci kez gelen Mustafa Kemal
Atatürk’tür. O akşam Atatürk müzisyen eczacıdan kemençeyle bir de horon havası çalmasını ister. Cafer Bey’in çaldığı Karadeniz türküsünü dinleyenler arasında Afet İnan, Hasan Saka, Recep Peker, Ruşen Eşref, Cevat Abbas, Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Falih Rıfkı Atay gibi Cumhuriyetimizin kurucu aydınları vardır.
Cafer Bey’in Trabzon’daki ‘’İstanbul Eczanesi’’ eski valilik binasından kent meydanına doğru giden yol üstünde, Tabakhane Köprüsü’ne gelmeden, Trabzon kartpostallarını
yayınlayan Osman Nuri Eyüboğlu’nun Olcay Matbaası’nın karşısındadır. Cafer Çağatay’ın Trabzon yıllarında tanıdığı Eyüboğlu sadece Osman Nuri Bey değildir. Trabzon Lisesi’nde okuyan, resim öğretmeni ünlü ressam Zeki Kocamemi’nin yeteneğini keşfettiği, Türk Ocağı’ndaki sanat etkinlikleri ve tenis sporuna ilgi duyan Trabzonlu bir delikanlı da Cafer Çağatay’ın ışığından yararlanmakla kalmayacak, onun portresini de yapacaktır. Cafer Bey’in evinin duvarına asılı bu tabloda imza olarak ‘’Bedri Rahmi
Eyüboğlu’’nun adı okunur! Dahası, Bedri Rahmi’nin yaptığı bu eczacı portresinin yanında da Cafer Bey’in babası Ali Rıfat Çağatay’ın portresi asılıdır. Bu tablonun köşesinde de ressam olarak Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın imzası vardır.
1931 yılında eczanesini Eczacı Hikmet Bey’e devrederek Trabzon’dan İstanbul’a döner. Bir yıl sonra Sultanhamam’da ‘’A. Cafer Çağatay Tıbbi Müstahzarat Laboratuvarı’’nı kurar ve ilaç üretimine başlar. Ürettiği müstahzarlar arasında Sitramin, Albotan, Glüsin, Novofan, Pastil Cafer Müshil Şekeri gibi preparatlar vardır. Halk arasında en çok bilinen ürünü ise eczacı arkadaşı Münir Şahin ile birlikte ürettiği, ülkemizde ilk kez eczane raflarına giren ‘’Sakarin’’ olur. 1943’te Münir Şahin’in Suadiye Eczanesi’ni alarak eczanenin arkasındaki müştemilata taşıdığı laboratuvarında ilaç yapımını sürdürür.
1969’da eczanesini kızı Jale Çağatay’a devreder. Çağatay Eczanesi’nin ışığı uzun yıllar Cafer Bey’in kendisi gibi eczacılık eğitimi alan kızı sayesinde, Şaşkınbakkal semtinde karanlığı aydınlatır. Eczacı Cafer Çağatay 1991, Eczacı Jale Çağatay 2025 yılında hayata veda eder.
Cafer Çağatay’ın eczanesi sadece sporcuların değil, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazım Hikmet gibi sanatçıların da uğrak yeri olur.
Türk Futbol Federasyonu ve Fenerbahçe kulübünde yönetici olarak görev alan Cafer Bey’in sanatla ilgisi sadece müzik alanında olmamıştır. Gençlik yıllarında seramik sanatıyla ilgilenmiş, Yıldız Sarayı’nın ihtiyaçlarını karşılamak için kurulan Yıldız Çini ve Seramik Fabrikası’nda çalışmalar yapmıştır.
Yıldız Porselen Fabrikası damgalı ilaç kavanozlarını her gördüğümde, eczacılık tarihimizin yıldızlarından Cafer Çağatay’ı anımsar ve acaba onun ellerinin izi bu ilaç kavanozlarında da var mıdır, diye düşünmeden edemem!?
İlgili Haberler

SGK’ca Karşılanan Sağlık Hizmetlerinden Katılım Payı Alınması ve Tahsilat Süreci
U Z M A N G Ö Z Ü Y L E Dr. Bünyamin ESEN(*) İstanbul Topkapı Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi e. SGK Sosyal Güvenlik Denetmeni, SGK’ca…

Yoksa Bu Yazıyı Okumayacak Mısınız?
Yeni lüks artık Hermes çanta değil, kendimize istediğimiz kadar zaman ayırmak. İstediğimiz saatte uyanmak, istediğimiz zaman çalışmak, istediğimiz…

Yağ Yakıcı Besinler = Gerçekten Var mı? Bilim Ne Söylüyor?
Sosyal medyada ve popüler beslenme kültüründe sıkça karşımıza çıkan “yağ yakıcı besinler” veya “negatif kalorili gıdalar” kavramları uzun yıllardır…

Yorumlar (0)
E-postası doğrulanmış üyeler ve Google ile giriş yapanlar yorum yazabilir.