14. Türkiye Eczacılık Kongresi Başladı 14. Türkiye Eczacılık Kongresi Başladı
14. Türkiye Eczacılık Kongresi bugün açılış konuşmaları ile başladı. 1-3 Kasım tarihlerinde yapılacak olan kongrede ülkenin dört bir yanındaki eczacılar bir araya geldi. Kongre... 14. Türkiye Eczacılık Kongresi Başladı

14. Türkiye Eczacılık Kongresi bugün açılış konuşmaları ile başladı. 1-3 Kasım tarihlerinde yapılacak olan kongrede ülkenin dört bir yanındaki eczacılar bir araya geldi. Kongre açılış konuşmasında konuşan Türk Eczacıları Birliği (TEB) Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak, 14 üncü Türkiye Eczacılık Kongresi’nde sizlerin huzurunda konuşuyor olmaktan büyük bir memnuniyet ve onur duyuyorum diyerek başladığı konuşmasında önemli noktalara değindi. Çolak, sadece hastalara değil, tüm insanlara en yakın sağlık işgücü olarak biz eczacılar, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasına sağlık ve sosyal refah alanlarında destek olma fırsatı ve sorumluluğu ile karşı karşıyayız diyerek bu vizyon ve misyona ulaşabilmek için başlıca üç alanda bir dizi sürdürülebilirlik hedefi geliştirmeliyiz dedi.

Çolak’ın konuşma metni ise şöyle:

“Değerli meslektaşlarım,

14 üncü Türkiye Eczacılık Kongresi’nde sizlerin huzurunda konuşuyor olmaktan büyük bir memnuniyet ve onur duyuyorum.

1980’li yıllardan bu yana, eczacılıktaki değişimleri anlamak, anlatmak ve karşılamak için düzenlenen kongrelerimizin zihin dünyalarımıza nasıl dokunduğunu, nasıl bir dönüştürücü rol oynadığını, ama aynı zamanda bizi bir arada tutan harcı geliştirici bir güç olduğunu görüyoruz.

Örgütlülüğümüz ve meslek birliği olarak yaptığımız çalışmalar kuşkusuz kongrelerle sınırlı değil… Bizler eczacıların sürekli mesleki gelişimlerinin yanı sıra, ekonomik olarak güçlenmeleri, mesleki doyumlarının artması, kriz ve durgunluk döneminde ortaya çıkan ve daha da çıkabilecek olan sorunların azaltılması için tüm gücümüzle ve gönüllü olarak çalışıyoruz. Proje mantığı ile, bir stratejik plan dâhilinde ve ISO belgeli bir kurum olarak, hedef odaklı çalışmalar yürütüyoruz. Protokoller imzalıyor, Eczacı Kart, Teb Artı sigorta gibi eczacının gündelik yaşamına değen işler üretiyoruz. Bir araya geliyor, akademimiz, vakfımız, yardımlaşma sandığımız, ilaç şirketimiz, biyoyararlanım merkezimiz ile, ilacın her alanına dair bilgi birikimimizi artırıyoruz. Eczacının söz sahibi olmasını kolaylaştırıyoruz.

Biz ne kadar çalışırsak çalışalım, sorunlarımız bitmiyor elbette… Ülkenin, dünyanın, doğanın, kadının, çocuğun,… sorunları bitmiyor…. Çok büyük sorunları maalesef beraber paylaşıyor, beraber yaşıyoruz.

Bunları azaltmak için, herşeyden çok birbirimize ve Birliğimize ihtiyacımız bulunmakta. Bizler, her birimiz, bunun farkındayız ve Birliğimizi, onun kadar da etik-bilimsel eczacılığı sürdürmek için çaba gösteriyoruz. En çok da bu ikisinin birbirini beslediğini, Birlik olmadan etik-bilimsel eczacılık olmayacağını, etik-bilimsel eczacılık olmadan da Birliğin gücünün sorgulanacağını biliyoruz. Tam da bu nedenle, gücümüzü sorgulatmıyor, etik-bilimsel eczacılığı bizi geleceğe taşıyacak anahtar olarak her zaman yanımızda tutuyoruz.

Çok değerli protokol,

Değerli meslektaşlarım,

Bizim Birliğimizle birlikte, etik-bilimsel eczacılığı güçlendirmek için üç önceliğimiz olmalı: İnsanlar, hizmetlerimiz ve sürdürülebilirlik.

Sürdürülebilirlik, eczacıların derhal harekete geçmesi gereken bir alandır. Çalışmalarımız toplum ve hastalar için gerekli ve faydalı olmanın yanı sıra, uygulanabilir de olmalıdır. Sürdürülebilirlik uluslararası kuruluşlar için uzun süredir bir öncelik olmuştur. Birleşmiş Milletler de yıllardır sürdürülebilirlik üzerine çalışmaktadır. BM 2015 yılında sekizinci Binyıl Kalkınma Planı sona erdiğinde; iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, inovasyon ve sürdürülebilir tüketim gibi yeni konuları da içeren 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi geliştirdi.

Sadece hastalara değil, tüm insanlara en yakın sağlık işgücü olarak biz eczacılar, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşılmasına sağlık ve sosyal refah alanlarında destek olma fırsatı ve sorumluluğu ile karşı karşıyayız.

Bu vizyon ve misyona ulaşabilmek için başlıca üç alanda bir dizi sürdürülebilirlik hedefi geliştirmeliyiz:

  • İlaçların sorumlu kullanımında ve ilaçlara erişimde sürdürülebilirlik,
  • Sağlık çalışanlarının bir parçası olarak eczacıların sürdürülebilirliği ve
  • Doğanın korunmasında sürdürülebilirlik.

Dile getirmek zorunda olduğumuz bir gerçek var; Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2017 yılında birlikte hazırladıkları bir rapora göre dünya nüfusunun yarısı ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetini alamamaktadır. Dolayısıyla; “ilaçlara erişim” dünyanın birçok yerinde insanlar, bilhassa kadınlar ve çocuklar için çok uzak bir hedeftir.

İlaçlara erişimsizlik, hepimizin bildiği üzere birçok sebepten kaynaklanmakta ve yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır. İlaçlarda sahtecilik veya standart altı ilaçlar gibi sonuçlar dünyanın bazı bölgelerinde her geçen gün daha da büyüyen bir problemdir. DSÖ verilerine göre gelişmekte olan ülkelere ulaşan ilaçların neredeyse yarısı sahte veya standart altıdır.

Demokratik düzeyi gelişkin ülkelerde sahte veya standart altı ilaçları önlemek teorik olarak çok daha kolay olsa da bu ülkeler de sorunun başka boyutlarıyla karşı karşıyadır. Yetersiz, yanlış etiketlenmiş, tahrif edilmiş ilaçlar, piyasaya vermede süreksizlik, Avrupa ülkelerinin de ciddi bir sorunudur.

Eczacılar olarak bizler biliyoruz ki ilaçlar tüketim malı değildir; hastalar ilaç alıp almamak konusunda, özgür bir tüketici gibi karar verebilecek durumda değildirler.

İlaçlara erişimde ve akılcı ilaç kullanımında sürdürülebilirliğin en büyük güvencesi; araştırmadan bertarafa bütün ilaç zincirinin eczacı tarafından denetlenmesini ve korunmasını temin ederek, nihai amacımız olan hasta sağlığını korumaktır. 20 yıldır dünyanın birçok bölgesinde başarıyla uygulanmakta olan mevcut jenerik ilaç politikası gibi birçok sürdürülebilir çözüm örnekleri şu anda elimizde mevcuttur. Jenerik ilaç politikaları ilaç fiyatlarının yeniden düzenlenmesine yol açan, dolayısıyla da insanların ilaçlara erişimini kolaylaştıran yapısal bir sürdürülebilir maliyet kontrol mekanizması olarak düşünülebilir.

Hasta sağlığını korumak, sadece ilaçlara erişimle de sınırlı değildir. İlaç olduğu düşünülen bazı ürünleri eczacı danışmanlığı olmadan kullanmanın hasta üzerinde yaratacağı etkiye de dikkat çekmek istiyorum. Tedavi edici hiçbir özelliği olmayan bir ürünü, ruhsatında ilaç yazmadığı halde, daha önceki sağlık beyanlarının etkisini kullanarak eczane dışına çıkardığınızda, olası semptomların görülmesini engellemiş, var olanların tedavisini geciktirmiş olursunuz. Bizi ilgilendiren boyutu budur. Biz eczacılar, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da doğru adresin eczane olduğu konusunda kendi çocuğumuzu korur gibi bir titizlik göstereceğiz. Hastalarımızı ve mesleğimizi koruyacağız.

Sürdürülebilirlik hedeflerinden ikincisine gelelim: Sağlık sistemlerinde eczacılar.

Sağlık çalışanlarının, özellikle de eczacıların sürdürülebilirliğini güçlendirmek, ilaçların akılcı kullanımına ve ilaçlara erişime katkı sağlamanın en belirgin yöntemlerinden biridir. Sağlık çalışanlarının sürdürülebilirliği sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğinin teminatıdır.

Eczacılık işgücünün sürdürülebilirliği, bir sağlık çalışanı olarak fayda üretebilmemiz için düşünsel olarak bağımsız olmamızı gerektirmektedir. Aynı zamanda hiçbir baskı altında kalmadan hasta yararı için özgürce faaliyet gösterebilmemiz, mesleki çalışmalarda bağımsız olmamızı gerekli kılmaktadır. Son olarak ekonomik politikaların eczacıların mesleklerini icra etme kapasitelerini kısıtlamaması için ekonomik olarak da özgür olmamız gerekmektedir. Tüm bunlar için de birinci koşul, eczacıların meslek örgütünün sürdürülebilirliğidir. Eczacının meslek örgütü eczacının geleceğinin de garantisidir. Bu söylediğim bir retorik de değildir. İlaç uzmanı olarak eczacıyı hem bağımsız kılan, hem de geliştiren en önemli unsur, eczacının meslek örgütüdür.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre eczacılık mesleği dünyanın en büyük üçüncü sağlık işgücüdür. Ancak buna rağmen elimizdeki veriler eczacıların dağılımının plansız, dengesiz ve yetersiz olduğunu göstermektedir. İlacın uzmanları olarak, eczacı istihdamının rasyonel planlanması, eczacıların kendi uygulama alanlarını genişletmesi ve ilacın üretiminden bertarafına kadar her aşamasında eczacının etkin yer almasını sağlamak, buna uygun düzenlemelere kavuşmak durumundayız. Tam bu noktada bir müjde de vermek istiyorum: Türk Eczacıları Birliği olarak biz de, geçmişten bugüne yerli ilaç sanayiinin gelişimine katkıda bulunmak adına çok önemli adımlar attık. Örneğin Türkiye’nin ilk biyoyararlanım, biyoeşdeğerlik laboratuvarını kurduk. Bu ve benzeri adımların yanı sıra, geçtiğimiz günlerde Lisansüstü Burs Yönergesini hazırladık ve yayınladık. Önümüzdeki dönemde belirli sayıda eczacımızın yurtdışında yüksek lisans ve doktora yapmasını sağlayacağız. Eczacı işgücünün bilimsel gelişimine katkıda bulunacağız. İlaç ar-gesinin gelişmesine katkı sağlayacağız.

Değerli meslektaşlarım,

Yaklaşık yirmi yıl boyunca eczacılık işgücünün gelişmesi için kendi aramızda konuştuğumuz ve atarak 6197 sayılı Kanunumuzla hayata geçirilen bir yardımcı eczacılık uygulaması söz konusu. Eczanede sahip ve mesul müdür eczacı dışındaki kişilerin niteliklerinin artırılması için hep beraber çok emek verdik. Eczanede kalfa olarak bulunan kişileri Bakanlıklarımızla birlikte eğittik, ön lisans programlarının açılmasını sağladık. Aynı zamanda yardımcı eczacılıkla da serbest eczane açacak eczacılarımızın pratik deneyim kazanmasını, eczanede de eczacı işgücünün daha yaygın bir şekilde bulunmasını sağlamaya çalıştık. Şimdilerde bir yasa teklifinin gündeme alındığını basından öğrenmiş bulunuyoruz. Üstelik haberler doğruysa eczacıların ticari kaygılar nedeniyle yardımcı eczacı çalıştırmak istememesi, yardımcı eczacılık yapmak isteyenlerin de eczane bulamaması gerekçe gösterilmiş. Herşeyden önce, tüm Türkiye’de bu sorunun bilgisine sahip olanlar, 54 bölge eczacı odası ve Türk Eczacıları Birliği’dir. Birliğimizin, odalarımızın, vekillerimizin olağanüstü çabası ile hayata geçen bir yasanın daha uygulamaya konmadan değiştirilmesi doğru değildir. İkincisi, bir yasadan belirli oranlarda olumsuz etkilenen kişilerin olması, o yasanın uygulanamaz olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Üstelik bu uygulamada olumsuzluk, parasal konulardır; olumlu yanı ise mesleki kalitenin arıtılmasıdır. Bunları karşı karşıya koyanların hangisini tercih ettiğine ilişkin ilk görüş sorması gereken yerse, meslek örgütüdür. Ne şanslıyız ki, meslek örgütümüz, gerek kendi içinde, gerekse de tüm paydaşlarla birlikte bu konuları görüşmek için bize bu Kongre gibi önemli zeminler sunmaktadır. Daha sonraki TEB yöneticilerinin de bu zeminleri özenli bir biçimde devam ettirmelerini, Odalarımızın da bugün olduğu gibi bundan sonra da bu zemini etkili bir biçimde kullanmalarını dilerim.

Sayın Protokol,

Sürdürülebilirlik konusuna devam etmeden önce, eczacıların ekonomik özgürlükleri bile değil, ekonomik zorluklarının azaltılması konusuna da müsaadenizle kısaca da olsa değinmek zorundayım:

Yapısal meselelerimizin yanı sıra, güncel meselelerimiz de var. Hepinizin malumu olduğu gibi, yapısal ve güncel arasında da dolaysız ve karşılıklı bir ilişki var. Son bir kaç aydır ülke olarak geçirdiğimiz yıpratıcı ekonomik sürecin, bu sürece ister ekonomik kriz deyin, ister durgunluk, bedelini kimin ödeyeceği ile ilgili bir gerilim karşısındayız. İlaç şirketleri ilaçlarını temkinli bir şekilde piyasaya sürmeye başladılar. Bu durum, bize özgü de değil. Krizin olduğu her yerde, ilaç şirketleri kendilerini korumak için benzer önlemler alıyorlar. Ancak, bizim siyasi otorite ile, sağlık otoritesi ile beraber, görmemiz lazım ki: Sağlık çalışanları, onun içinde eczacılar, sağlık sigorta sistemleri ve hastalar ile ilaç şirketlerinin çıkarları birbirine zıttır. Bu, bugünden yarına değiştiremeyeceğimiz, tarihsel bir olgu. Ancak, döviz kurlarının yükselmesi, yüksek enflasyon ve faiz ile karakterize olan bu dönemde,

  • Bazı ilaçların piyasaya kısıtlı verilmesi ve ilaç vadelerinin geri çekilmesi ile ilaç temininde zorluk çekilmesi
  • İskontolarda azalma ve giderlerde artış ile karşı karşıyayız.

Sayın Protokol,

Biz, bu sorunun 2019 itibariyle büyüyerek daha büyük mağduriyetler yaratmasından büyük endişe duyuyoruz. İlaç temininde zorluk, kuşkusuz eczaneleri etkileyen bir meseledir, eczacı sonuçta topluma ulaştırdığı ilacı kendi öz sermayesi ile temin etmektedir. Ancak ilaç temininde zorluk, aynı zamanda hastalarımızın da tedavilerinin gecikmesi veya yapılamaması anlamına gelebilecektir. Bizleri asıl olarak endişeye sevk eden de budur.

Kuşkusuz bu endişemizi paylaşan ilaç şirketleri de olacaktır. Onların bir kısmı da bugün buradalar. Ancak paylaşmayanların ekonomik durgunluğun faturasını fazlasıyla eczacıya, ve dolayısıyla hastaya çıkartmasına mani olmak için yapılabilecek herşeyin yapılması lazımdır. Biz, 26 bin eczacıyla tüm Türkiye’de ilaç hizmetinin kesintisiz verilmesini sağlamak için, elimizden gelenin fazlasını da yapıyoruz, yapmaya da her zaman hazırız. Bununla beraber, elimizden gelmeyenler konusunda, hastaların sağlık hakkına, sağlık çalışanlarının güncel zorluklardan etkilenmeme hakkına erişimi için, desteğe ihtiyacımız var ve bu desteği alacağımıza da güveniyoruz.

Değerli Protokol,

Sürdürülebilirlik hedeflerimizden üçüncüsü ise çevrenin korunmasında eczacıların da rol alması gerektiğidir.

Çevreye karşı iki tür sorumluluğumuz vardır: eczacı olarak ve birer insan olarak. “Doğadan etken madde elde etmek, üretmek, tüketmek ve bertaraf etmek” üzerine kurulu olan ve kaynakların sınırsız olduğu gibi yanlış bir düşünceye dayanan ekonomik modeli artık terk etmeliyiz. Onun yerine küçültme, yeniden kullanım, onarma ve geri dönüşümün itici güç olduğu döngüsel bir ekonomik modeli benimsemeliyiz. Bu model hatırı sayılır miktarda bir istihdam da oluşturacaktır.

İkinci sorumluluğumuz ise eczacı olarak. Görülebileceği gibi, döngüsel ekonomik büyüme modeli ilaçların yaşam döngüsü ile de örtüşmektedir.

Burada ilaçların çevre üzerindeki etkisinin en aza indirilmesine katkı sağlamaktan bahsediyorum, zira sorumluluğumuz ilaçların dağıtımı ile sona ermemektedir.

En önemlisi de, çevrenin korunması için alınan tedbirlerin engel olarak görülmesi algısına son vermeli ve bu tedbirleri büyüme ve yenilikler için birer fırsat olarak görmeliyiz. Eğer sorunun bir parçası isek çözümün de bir parçası olmalıyız.

Eczacılar olarak bizler insanların ihtiyaç ve taleplerini hizmet sunumu yoluyla eylemlere dönüştürmeli, mesleğimizi uzun soluklu, kapsayıcı, güvenli ve dirençli; tek bir kelime ile sürdürülebilir bir model ile yenilemeliyiz. Bu modele dayalı yenilenme ise, ancak bilgilerimizin yenilenmesiyle, özgüvenimizin yenilenmesiyle mümkün olacaktır.

Kongremiz, bizlere bu fırsatı vermek için tasarlandı. Hep birlikte, ticari eczacılığı, ilaç ve eczane ürünü ticaretini birinci kaygı olarak görenlere inat, birinci kaygısı eczacılık ve hasta olan bir mesleği geleceğe taşımak için…

Kongremizde çok sayıda insanın emeği var, hepsine tek tek teşekkür etmemiz mümkün değil, ama sekretaryamız, danışma kurulumuz, 100’ü aşkın konuşmacımız ile, mesleki ve bilimsel gelişmeleri takip edeceğimiz bir zemini sunmak için elimizden geleni yaptık. Diğer kongrelerimizden farklı olarak, bu kongreyi panel ve oturumların yanı sıra, çalıştay ve vaka sunumları ile de zenginleştirdik. Umuyoruz siz de bu çeşitlilikten faydalanacak ve memnuniyet duyacaksınız.

Değerli meslektaşlarım, değerli konuklar,

Bizler gerçekliğimizin farkındayız, ve o gerçekliği aşmak için bilime ihtiyaç duyduğumuzu bilerek buradayız.

Konuşmamın sonunda, bundan üç gün önce milletçe kutladığımız Cumhuriyet Bayramlarının 95 incisini de anmak ve hepimizin bayramını bir kez daha kutlamak istiyorum.

1923’te Cumhuriyetin ilanından tam iki gün sonra yayınlanan Tanin Gazetesi’nde Hüseyin Cahit Yalçın şöyle yazar: “Cumhuriyet alkış ile, dua ile, şenlik ve kutlama ile yaşamaz. Onu yaşatmak gerekir. Cumhuriyet, ancak güzel yönetim ile, Cumhuriyete layık olmakla yaşar”. Cumhuriyete layık olmak ve layık nesiller yetiştirmek, hepimizin görevi, gelecek nesillere karşı biricik sorumluluğumuzdur.

Hepinize beni dinlediğiniz, ama daha çok katıldığınız ve çabamızın bir parçası olduğunuz için gönülden teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.”

İlgili Yazılar