Pre-diyabet Pre-diyabet
Eğer son zamanlarda kendinizi daha yorgun hissediyorsanız, bel çevrenizde yağlanma arttı ise, az yemenize rağmen kilo veremiyorsanız, sık acıkıyor ve karbonhidrat ağırlıklı gıdaları canınız... Pre-diyabet

Eğer son zamanlarda kendinizi daha yorgun hissediyorsanız, bel çevrenizde yağlanma arttı ise, az yemenize rağmen kilo veremiyorsanız, sık acıkıyor ve karbonhidrat ağırlıklı gıdaları canınız istiyorsa, çok sık su içme ihtiyacı duyuyorsanız, öğleden sonraları çikolata krizleri yaşıyorsanız, regl düzensizlikleriniz var, ergenliği atlatmış olmanıza rağmen sivilce sorunu baş gösterdiyse ve günün sonunda parmağınızı kımıldatacak enerjiniz kalmıyorsa bu konuda teşhis için doktorunuza danışmanızı şiddetle tavsiye edebiliriz.

Kan şekeri seviyesinde belirgin bir bozukluk olmamasına rağmen insülin seviyelerinde bozulma ile kendini gösteren bu dönem çoğu zaman göz ardı edilerek pre-diyabet ve diyabet gelişimine sebep olur ve yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir.

Türkiye Diyabet Vakfı verilerine göre son 10 yılda Türkiye’de %100 artan bir problem ‘pre-diyabet’. Şu anda Türkiye’de 20 milyon pre-diyabetli, 10 milyon da diyabetli mevcut.

Bu artışın temel sebebi ise beslenme bozuklukları ve hareketsiz yaşam elbette. Türk kadınının son 10 yılda 12 kilo alarak ortalama 72 kg, Türk erkeğinin ise 7 kilo alarak 80 kg olduğunu göz önüne alacak olursak önlem almadığımız takdirde sorunun giderek artacağını kestirmek hiç de zor değil.

Kötü beslenme, genetik yatkınlık ve hareketsiz yaşam tarzının bileşimi sonucu artan pre-diyabet   insülin direnci ile başlayan tam olarak tedavisi olmayan fakat yönetilebilir bir süreçtir.

İnsülin direncinin yönetimi için öncelikle tabloyu oluşturan faktörlerin ortaya konması gerekir. Yaşam tarzı değişikliği ve düzenli egzersiz ile harcanan kalori artırılıp, vücut yağ oranı azaltılmalı, sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılmalıdır. Sadece egzersiz ve sağlıklı besleme ile %60 düzeylerinde insülin direnci düzeltilebilir. Gereken durumlarda insülin direncini kırılmasına yardımcı faktörlerle destek olunabilir, ancak bilinmelidir ki insülin direnci ile baş etmenin yolu yaşam alışkanlıklarını değiştirmekten geçer.

Beslenmeye dikkat …

Özellikle karbonhidrat ağırlıklı beslenmeden uzaklaşıp daha çok lif içerikli ve kan şekeri dengesini koruyan düşük glisemik indekse sahip gıdalar tüketmek önemlidir.

Mikro besin öğelerinin yeterince alınmasına özen göstermek pre-diyabetle mücadelede önemli bir rol alır. Örneğin krom, insülin duyarlılığını artırarak hücreye insülin girişini kolaylaştıran bir mineraldir. Kan şekeri dengesini sağlayarak özellikle tatlı krizlerin önlenmesine yardımcı olabilir. Bir diğer etkisi insülin direnci varlığında artan kan kolesterol ve trigliserit seviyeleri üzerindeki pozitif etkisidir.

Koenzim Q10, karbonhidrat metabolizmasında rol alan aynı zamanda enerji üretimi için önemli bir maddedir. Diyabetik dönemde vücutta miktarının azaldığı bilinmektedir. İnsülin direnci varlığında takviye edilmesi kan şekeri dengesine ve yorgunluğun giderilmesine destek olur.

İnsülin seviyesi ve kan şekeri seviyesinin yüksek olduğu durumlarda, genellikle magnezyum seviyesinin düşük olduğu görülmektedir. Dolayısıyla magnezyum takviyesinin hücrelerin insüline olan duyarlılığını artırmaya yardımcı olabildiği bilinmektedir.

D vitamini eksikliğinde hücrelerin insüline olan duyarlılığının azaldığı bilinmektedir. Dolayısıyla kanda D vitamini seviyelerini kontrol altında tutmak , eksiklik ve gizli eksikliği önlemek vücudun enerji metabolizmasının düzenlenmesinde önemli bir adımdır. Kandaki d vitamini düzeyi azalmaya başladıkça kan şekeri regulasyonunda bozulmalar, kan yağlarında yükselme ve obezite riski artmaktadır. Düzenli olarak D vitamini düzeylerinize baktırıp eksikliğin önlenmesi adına takviyeleri kullanmanız ileride oluşabilecek hastalık risklerini azaltacaktır.

Diyabet olmaktan korkmamak için pre-diyabet aşamasındaki bireylerin sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri yaparak bunları sürdürülebilir kılmaları gerekir.

 

Sağlıklı günler dilerim.

İlgili Yazılar